[Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Locked
User avatar
Ashikaga Shun
Kaçak
Kaçak
Posts: 85
Joined: June 18th, 2019, 2:57 pm

Re: [Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Post by Ashikaga Shun » September 5th, 2019, 4:58 am

Her şey göz açıp kapayana kadar bitmişti. Elimi çantamdan çektiğim anda başlayan momentumum, soluğu Sanraku'nun dibinde almam ile sonuçlanmıştı. Üç aşağı beş yukarı, fırlattığım shuriken ile eş zamanlı olarak hasmımın önüne adımlamayı başarmış; katanamı dilediğim yön ve doğrultuda savurmayı başarmıştım. Ne var ki yaptığım hareketin kompleksliği, Sanraku açısından hiçbir anlam ifade etmiyordu. Sanki bu her gün karşılaşılabilecek bir hamleymiş gibi havaya sıçramış, adama yönelik gerçekleştirdiğim tüm saldırının boşa çıkmasına neden olmuştu. Fakat adamın bu hamlemi savuşturmasına hazırlıklıydım. Daha ikinci soluğumu vermeden, katanamı yerden göğe doğru sert bir şekilde savurmuş; dar bir kesme hamlesi ile adamı tehdit etmiştim. Ne var ki, bu hamlenin de Sanraku üzerinde bir etkisi olmayacaktı.

Eğer bu gerçek bir savaş olsaydı, sadece üç saniye içinde bitmiş olurdu. Ve açık konuşmak gerekirse, Sanraku şuana kadar sadece hamlelerimi savuşturmak ile yetinmişti. Eğer Sanraku beni bir saniye için bile ciddiye alsaydı, etimi keseceğimi ve ardında yatan hayatı tehdit edebileceğine gönülden inanıyordum. Geriye kalan tek açıklama... Adamın avıyla oynamaktan büyük bir keyif aldığıydı. Beni defalarca öldürecek pozisyona sahip olmuştu, hem bugün; hem de defalarca olan karşılaşmamızı sayarsak. Ama Sanraku beni öldürmekten imtima etmişti. Adam üzerinde bir etki de yaratamadığıma göre, onun oynadığı bir oyuncak olduğuma gittikçe daha çok emin oluyordum.

Dahası, bu düşüncelerimi duyarcasına konuşmaya başlamıştı bahsedilen adam! Shigure demişti, eğer yeterince ehil değilsem... İhtiyarın her bir sözcüğü, her bir tonlaması ayrı bir aşağılama içeriyordu. Bunu dert edecek bünyede hiçbir zaman olmamıştım, adamın hakaretleri üzerimden su gibi kayıp geçiyordu. Yine de... Söylediklerindeki haklılık payını görebiliyordum. Bu ilk hamlesinde beni dilediği gibi doğrayabilirdi. Sanraku asla devrilmeyecek bir rakip gibi, gittikçe önümde daha da devleşiyordu. Ona karşı henüz bir hamlede bulunmuş olsam bile... Adamı yakın dövüşte yenme ihtimalimin olmadığı su götürmez bir gerçekti. Yapmam gereken şey, bir şaşırtmaydı.

  • 'Hadi, Shun! Katana konusunda kendine güvendiğini biliyorum. İnsanların sıcak kanının derine değmesinden, gözlerindeki ışığın gitmesini gözlemekten keyif alıyorsun. Ama sen, insan zihnine hükmedebilecek alengirli yolları ondan daha iyi biliyorsun! Kullan, adamın zihnini adama karşı kullan!'
  • 'Bunu yapma. Adamın söylediklerini hatırla, eline katananı alıp neler yapabildiğini göstermeni bekliyor. Şimdi bir de kalkıp Genjutsu mu kullanacaksın? Peki o işe yaramazsa ne olacak, bu seferde veletlerin kullandığı basit teknikler ile bir taştan ötekine yer mi değiştirip duracaksın?'
  • 'Bu ikisi de aptal. Adam demin senin hamleni engellemekten daha fazlasını yaptı. Sana, kendi dövüş stili hakkında en ufak şey göstermeden hamleni engelledi. Ve sen ne yaptın? Ona Shigure kullanıcısı olduğunu açık ettin. Şimdi bir de Genjutsu kullanabildiğini mi ilan edeceksin? Bundan sonrasını düşün. Dövüş profilini çıkarmasına izin verme, gerekirse bu uğurda ölümü göz al!'

Geçen onlarca olumlu ve olumsuz düşünce akışının arasından, birbiriyle çarpışan onlarca fikrin vızıltısından sıyrıldım. Son düşünce doğruydu, sadece bir dövüş kazanmak için hakkımdaki her şeyi ifşa etmemeliydim. Risk almalı ve sadece en basit shinobi becerisi ile adamı alt etmeliydim. Ama bir gerçek vardı, Sanraku sadece Shigure tekniğinin getirdiği beceri ile yenilemeyecek kadar güçlüydü. Hakkımda başka bir şey ilan etmeden onu yenmenin yöntemi...

İhtiyarı, hakkımda düşündüğü kadar güçsüz olduğuma ikna etmekten geçiyordu!

Halihazırda kullanıma açık olan ekipman çantamdan hızlıca bir kunai çekip, ikinci raund için harekete geçtim! Amacım, üç aşağı beş yukarı, demin yaptığım hareketlerin bir benzerini yapmaktı. Sanraku beni küçümsüyordu, bende bu açıklığı kullanmak istiyordum. Adamın ne kadar üstün ve güçlü olduğu gram umurumda olmadı, tek yapmam gereken, basit bir shinobi gibi sürekli kendisine öğretilen doğrulara saplanıp kalmış; kolay tahmin edilebilir bir adam numarası yapmaktı.

Bu uğurda, adamın üzerine koşturmadan hemen önce, elimde tuttuğum kunaiyi herifin tam olarak göğsüne doğru fırlattım. Ne çok yukarı, ne de çok aşağıya; tam olarak adamın gövdesinin ortasına doğru fırlatacaktım. Eğer doğru nişan alırsam, saldırının yakınlığı ve doğrultusu sebebiyle, Sanraku ondan zıplayarak yada vücudunu doğru yönde çevirerek kaçamayacak; ondan kaçınmasının tek çözümü olarak, katanası ile hamleyi 'bloklamak' zorunda kalacaktı.

Ama ben kunainin ne yaptığını görmek için durmayacak, zaten bir kaç metre önümde duran herifin üzerine doğru atılacak / koşturacaktım. Aynı geçen seferki gibi, silah menziline girdiğim an, katanam ile adamın karın bölgesine -yere parelel doğrultuda- bir saplama hareketi yapacakmış gibi elimi ileri doğru götürecektim. Ama aslında bu bir kandırma hamlesi olacaktı, katanamı asla herife saplamaya çalışmayacak, bir anda silahımı elimin içinde döndürecektim. Eğer Sanraku deminki kandırmacama inanıp gelen saplama hareketini 'kendi silahı ile' engellemeye çalışırsa, elimde döndürdüğüm katanayı bir anda yerden yukarıya doğru hilal şeklinde çevirecek ve adamın silahı savuran koluna ters açıdan bir kesme hareketi uygulayacaktım.

Eğer adam silahını kullanmadan, geçen seferki gibi bir vücut hareketi deneyecek olursa (yada saldırıma kanmazsa) bu sefer havada yaptığım şaşırtmacadan kazanacağım ivme ile, Sanraku'nun en açık bıraktığı bölgeye doğru uzanan parelel bir kesik atmayı deneyecektim.

Koşarak gerçekleştirdiğim bu hamlenin işe yaramama ihtimali vardı. Eğer katana ile yapacağım hamle boşa çıkarsa, koşmamı durdurmayacak, bir anda katanayı yere saplayacaktım! Bu saplama hareketinin bana kazandıracağı merkezkaç kuvveti ile, katanamın sapına sıkı sıkı yapışacak ve vücudumu, katanayı merkez kabul ederek, onun çevresinde döndürecek ve Sanraku'ya beklenmedik bir çift tekme çıkartacaktım! Ancak ve ancak, ilk hamlem başarısız olursa ve bana karşı saldırıya geçerse, bir karşı saldırı olarak bu hamleyi uygulamayı planlıyordum. Zira ilk amacım Sanraku'yu kesmekti ve bu tekme ile tek amacım onu geriye doğru itip sendeletmek; eğer başarabilirsem bir açık vermesini sağlamaktı. Açıkçası bu, Sanraku'ya karşı son kozum olacaktı. Çünkü ona gösterdiğim Shigure stilinden tamamen çıkıp, hiç bilinmemiş bir akrobasi ile hasmımı şaşırtma girişiminde bulunacaktım.
Image
Künye

İsim: Ashikaga Shun
Yaş: 20
Cinsiyet: Erkek
Element: Fuuton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chuunin
Ryo: 1.000
Ün: 10
GP: 0
PP: 3



Motivasyon
Egosantrizm: Shun, hayatı tamamen tek kişilik yaşayan bir insandı. Bu hayatı, sadece kendisinin oynaması için oluşturulmuş bir oyun bahçesi olarak görüyordu. Tek gerçek insan oydu, her zaman oydu ve her zaman o olacaktı. Kendi arzularının peşinde koşmak, onun yaşama amacı haline gelmişti. Arzuladığı şeyleri söküp almak için güne uyanır, ertesi gün yine bu bilinçle uyanabilmek için uykuya dalardı. Değişken ruh hali ve sofistike zevkleri, o an için ne arzuladığını belirlerdi. Ama buradaki odak, Shun'un ne arzuladığı değil, arzuladığı şeyi elde etmek için gittiği yoldu. Bu yolda yürürken acı çekmek, hayal kırıklığına uğramak veya yolun sonunda coşkun bir mutluluğa kavuşmak... Yolun tümünden mutlu olan bir insandı Shun, yolu bitirebildiği ve arzusunu söküp alabildiği senaryolarda tabii. Geri kalan hiçbir şey veya hiçkimse önemli olmazdı. Düşündüğünü yapmalıydı, çünkü o tek ve özeldi. Ne olursa olsun, ne feda edilmesi gerekiyorsa edilsin. Her şeyin ve herkesin üstünde olmak, yaşama bilinciydi.

Galaksi Rehberi: Hangi yolu, nasıl yürümesi gerektiğine bu sayede karar verebilmişti Shun. Sofistik ve sanatsal zevkleri vardı bizimkinin, daha önce hiç görmediği bir yücelik karşısında erirdi. Yüce ve zengin şeylere sahip olmak, sanat eserlerinin doğumuna şahit olmak, kimsede ait olmayana sahip olmak gibi nice tutkuya sahipti. Fakat bunu asla ve asla, aynı yerde bağlı kalarak yapamazdı. Yepyeni şeyler görmeli ve her gördüğü muhteşem şeyi kendisine katmalı ve sahip olmalıydı. Bunu yapabilmek için yürürdü Shun, bir şeyler öğrenmek ve bunları kazanabilmek için. Kimsenin görmediğini görebilmek ve kimsenin sahibi olamadığı güzelliklere sahip olabilmek için. Zevkleri konusunda çok seçiciydi, paylaşmaktan da pek hoşlanmazdı Shun. Ama her zaman, ama her zaman onları göstermekten ve sahip olduğunun bilinmesinden hoşlanırdı. Onun galaksi rehberi de buydu işte, yüceliği söküp almak ve kendisine katmak!



Komplikasyon
Güvenli Alan; Varlık: Shun, kitleler arasında ki en dikkat çekici insan olması gerektiğini düşünür. Çünkü diğer insanlardan daha 'farklı' ve pekala daha özeldir. Shun'un güvenli alanı, en çok ilgi duyulanın, sözü dinlenilen ve akılda kalan insanın kendisi olduğu ortamlardı. Fakat normal insanlar gibi, aynı güvenli alanda yaşayabilen bir insan değildi o. Sürekli yoluna devam eden bir missing-nin olarak, ne yaparsa ve nereye giderse gitsin; kendi güvenli alanını da beraberinde getiren bir adamdı. En çok ilgi toplayanın (en etkileyicinin) Shun olmadığı, sözleri verenin ve tutanın o olmadığı her an, bu psikolojik ve toplumsal üstünlüğü geri almak için hemen hemen her şeyi yapabilir.



Özellikler
Ciğer Yarası: Karakter her ne kadar karaciğerindeki yaralanmayı iyileştirmişse de, tedavi sonrası rehabilitasyon süreci içerisinde kondisyon bakımından olumsuz etkilerle karşılaşması muhtemeldir. Bu nedenle karakter, eşit özellikteki kişilere nazaran daha çabuk yorulmakta ve yorgunluğu arttıkça direnci de düşmektedir. Karakterin aksiyonları rehabilitasyon sürecine doğrudan etki etmektedir. Tüm bu durum karakterin rutin hayatında herhangi bir engel oluşturmamaktadır.



Profil

Stat Listesi
Güç: 3
Çeviklik: 5
Kondisyon: 3
Potansiyel: 3
Varlık: 11
Zeka: 9

Beceri Listesi
Atletizm: 1
Akrobasi: 1
El Hassasiyeti: 1
Saklanma: 1
Form: 1
Ninshuu: 1
Aldatma: 1 {Favori}
Empati: 1
Sosyalleşme: 1
Tıp: 1
Farkındalık: 1
İzcilik: 1



Teknikler

Taijutsu
Shigure: C Rank

Genjutsu
Rakumei no Jutsu
Shibou no Jutsu
Magen: Bunshin
Teishi no Jutsu
Raigen

Ninjutsu
Shunshin



Ekipmanlar/Eşyalar
Yuna no Katana
2 Sentetik Misina, 5mt (Normal Kalite)
1 Patlayıcı Parşömen (Normal Kalite)
4 Sis Bombası (Normal Kalite)
3 Kunai (Normal Kalite)
3 Shuriken (Normal Kalite)
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1460
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Post by GM - Naruto » September 6th, 2019, 3:32 pm

Ekipman çantandan çıkardığın kunai ile Sanraku’yla yaptığınız dövüşünüzün bir diğer perdesine geçiş yapıyorsun. Kunaini Sanraku’nun göğsüne doğru fırlattığın anda, Sanraku’nun dudağının sağ tarafını daha yukarıya büktüğünü görüyorsun. Bir öncekine benzer hamle ile karşılaştığını düşündüğün Sanraku’nun bu hareketi, içindeki inancı yükseltirken bir yandan da ona doğru koşmayı ihmal etmiyorsun. Üzerine doğru gelen kunaiye karşı, elindeki katanayı kullanan Sanraku, yerden yukarıya doğru savurduğu katanasıyla kunainin güzergahını değiştiriyor. Kunain gökyüzüne doğru harekete geçtiği anda ise, bu kez sahne sana kalıyor. Sanraku’nun karın bölgesine doğru bir saplama hamlesi görünümlü saldırını yapmaya başladığın anda, Sanraku da sağ eliyle tuttuğu ve hemen önünde sabitlediği katanasını hafifçe eğiyor. Bu haliyle saldırını karşılamaya hazır görünen Sanraku’ya karşı, elindeki katanayı döndürmenin ardından Sanraku’nun katanasını tuttuğu sağ kolunun iç kısmına denk gelecek savurma hamleni yapıyorsun. Ancak Sanraku sağ bileğini iç doğru bükerek katanasını aşağı doğru yönlendiriyor ve bu şekilde senin aşağıdan yukarıya doğru olan savurma hamleni bloklamayı başarıyor.

Savurma hamlenin Sanraku tarafından bloklanmasının ardından ise, bu kez katananı yere saplayarak tekme hamlene geçmek için hareketleniyorsun. Bu uğurda katananı yere sapladığın anda ayakların yerden kesiliyor ve dönerek ivmeni arttırmak için hareketleniyorsun. Ne var ki aradaki yakın mesafe, Sanraku’nun yeni bir hamle yapması için yeteri açığı yaratıyor. Yere sapladığın katanaya sağ ayağıyla tekme atmasının ardından, çamurlu zemine çok da tutunamamış olan katanan yere düşmeye başlıyor. Bu düşüş senin de bütün dengeni alt üst ederken, havadaki dönme hamlen tamamen bir savrulmaya dönüşüyor. Vücudunun hemen hemen arka kısmı Sanraku’ya dönük bir halde havada dengesizce savrulduğun sırada, Sanraku’nun kıyafetinin sırtından tutup seni aşağıya çektiğini hissediyorsun. Sırt üstü bir şekilde çamurlu zemine yapıştığın anda ise, Sanraku’nun az önce bloklayarak havaya yönlendirdiği kunaini yere düşerken havada kavradığını görüyorsun. Kavradığı kunainin açısını sana doğru çeviren Sanraku, savunmasız bir pozisyonda kalmış olman nedeniyle sert bir şekilde kunaiyi sol köprücük kemiğinin hemen altında, sol kolunla vücudunun birleştiği noktaya saplıyor! Elindeki kunainin kesici bölgelerini tamamen vücuduna saplayan ve sadece sap kısmı açıkta kalan kunainin halinden çok memnun görünen Sanraku “Ufaktan başlamak gerek değil mi zibidi? Ama merak etme, bundan sonra nereni kesmemi istiyorsan oranı keseceğim.” dedikten sonra geri geri attığı birkaç adımın ardından “Katananı al ve sonra nereni kesmemi istediğini söyle. Bakarsın bu kez seni kesmek için katanamı kullanırım.” diyor yüzündeki keyif verici gülümsemeyle ve alaycı bir tonla. Ancak sen bu gülümsemenin altındaki iblisi rahatlıkla görebiliyorsun. Hatta bu iblisin seni bir an önce yemek için akıttığı salyaları bile…

Kunainin saplandığı bölgede büyük bir acı hissi yaşasan da, bu şimdilik dövüşmene engel teşkil edecek gibi durmuyor. Kunainin saplandığı noktada sızan kan şu anda seni sıkıntıya sokacak nitelikte değil. Fakat senin için kötü olan, sol koluna dair yaşadığın ufak hissizlik duygusu. Bu duygu ise her geçen an daha da artacak gibi duruyor.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Ashikaga Shun
Kaçak
Kaçak
Posts: 85
Joined: June 18th, 2019, 2:57 pm

Re: [Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Post by Ashikaga Shun » September 9th, 2019, 2:58 am

Kunai ve shuriken, yüzlerce yıldır bizimleydiler. Zihni ve bedeni bu süreçten geçmeye hazır olan her birey, shinobilik hayatının bir noktasında, onları kusursuz bir biçimde kullanmayı öğrenirlerdi. En az Shinobiliğin kendisi kadar eskiydiler, ölümcüldüler. Tabii ki geçen yılların ardından eskimişlerdi, ama henüz yitmeye hazır değillerdi. Belki biz Shinobiler olarak, amansızlığın ve ölümcüllüğün zirvelerine farklı yollarla ulaşmayı keşfetmiş: Ninjutsu, Taijutsu ve Genjutsu denilen üç devasa basiliskin gücüne hakim olmayı seçmiş olabilirdik. Ama en temel ekipmanlarımız hala bizimleydiler, gerek basit kimseler ile dövüşürken; gerek basit düşünerek yenilebilecek devasa rakipler karşısında... Bir noktada, ikisi de aynı şeydi.

'Bu sefer olacak!'

Kunaim elimden fırladığı anda... Sanraku'nun dudağının kıvrılışını, bir saniye için bile olsa, yakalamayı başarmıştım. Bu dövüşe olan motivasyonumu arttıran, daha bir şevk ile dövüşmeye yönlendiren anlardan birisiydi. Sanraku, tam olarak da istediğimi yapıyor ve beni feci halde küçümsüyordu. Yapabileceğim her hamleyi tahmin edebileceğini sanıyor, sadece tecrübesi ile her bir santimimi okuduğuna yürekten inanıyordu. Adamın yaşını ona karşı kullanmamın tek yolu, bu inatçı özgüvenini pohpohlamaktan geçiyordu. Evet, benden çok daha tecrübeliydi. Katanası ile benim kesmiş olduğumdan daha fazla ruhu kesmiş, benden tonlarca fazla kan akıtmıştı. Kesilmiş uzuvlardan bir yol da yapmış olabilirdi, adına lakaplar uydurulmuşta... Ama bu hayatta sadece bir Sanraku olduğu gibi, sadece bir Shun vardı. Küçümsenmemin bedelini ağır ödetmek üzere ileriye atılıverdim! Düşündüğüm şeyi gerçekleştirme ve ihtiyara kanıtlama zamanıydı.

  • İlk saniye. Her şey beklendiği gibi gitmişti. Hayâl meyâl, adamın kunaimi -beklediğim gibi- katanası ile blokladığını görmüştüm. Kunainin mesafesi tamamen gökyüzü istikametinde değişmişken, ben olaya anında müdahil oluvermiştim!
  • Üçüncü saniye. Sanraku'nun menzilinde, onun güvenli alanın içindeki bir istilacıydım. Etini kesmeye olan arzum katanama aktarılmış, dikey doğrultuda giden bir saplama hareketiydi bu. Fakat saniyenin ufak bir bölümünde yaptığım şaşırtmaca başarılı olmuş, silahımı elimin içinde döndürerek; Sanraku'nun bir önceki yaptığım hamleyi karşılamak için beklettiği hamlesine ters doğrultuda bir harekete başladım.
  • Altıncı saniye. İşler ufak ufak çığırından çıkmaya başlamıştı. Adam en başından beri hareketimi okumuş muydu, yoksa şaşkınlık bile adamın reflekslerini parçalayacak bir unsur değil miydi?.. Çünkü benim yaptığım şaşırtmaca, adamın ince bir bilek hareketi karşısında eriyip gitmiş; Sanraku son anda değişen dar açılı hamleme karşılık vermeyi başarmıştı!
  • Dokuzuncu saniye. İlk anda hissettiğim başarmışlık hissine tutunmayı seçtim. Hamlemi bloklamayı başarmış olmasını önemli bulmadım, hala onun menzilinin içindeydim. Kandan ve kemikten inşaa edilmiş bedeninin içinde, ufacık bir sıyrık bırakmanın zor olmayacağı büyüklüğe sahip Sanraku'nun tamamen dibindeydim! Katanamı yere saplayacak ve onun etrafında dönecek hamleme anında başladım. İlk defa dövüş stilimden bu kadar uzaklaşacak ve moruğu gafil avlayacaktım.
  • On ikinci saniye. Güçlü bir elin beni sırtımdan tutup yere bastırdığını hissediyordum. Önceleri, bunun başarısızlık kadar acıtmadığını hissettim. Sanraku beni tuttuğu gibi yere fırlatmayı başarmıştı, hem de tek eliyle! Sadece yarım milisaniyede yaşanan bu olay, bir sonraki yarıda ise tamamen değişecek; gördüğüm ve hissettiğim şeyler bana ihanet edeceklerdi. Kendi kunaimin omzuma saplanışı ile beraber, dövüşümüzün ikinci perdesinde de yenilgi aldığıma emin oldum. Acı bir şekilde...

Yine insan zihninin algılamakta zorlanacağı kadar kısa sürede bitmişti. Çamur içinde aciz bir şekilde yatarken, ilk seferkinden bile daha ağır bir yenilgi aldığımı kabullenmek zorundaydım. Adamı şaşırtmam yada şaşırtamamam hiçbir anlam ifade etmiyordu, katanasını o denli muntazam bir hızla çeviriyordu ki; onun defansını aşmanın herhangi bir yolu yoktu sanki! Benim kitaba uygun olmayan hareketlerime karşılık, Sanraku ise çok daha bariz savunma hatalarını görüyor ve onları kusursuz bir şekilde cezalandırıyordu. Hatta bana soracak olursanız, beklenilenden çok daha hafif cezalardı bunlar. Evet, bunları köprücük kemiğimin hemen üstündeki çıkıntıya rağmen söyleyebiliyordum. Adam kendini tutuyordu ve açıkçası, bundan nefret ediyordum! Adamın yarı gücüne, hayır çeyrek gücüne rağmen...

-Ona çizik atmak imkansız!

-Hayır değil. O omzuna saplanan kunainin ne kadar orada duracağını düşünüyorsun? Bu bir taktik savaşı değil, Shun. Öyle olmasını istediğini biliyorum, ama değil. Katana becerileriniz arasında bir uçurum var ve hangi ekipmanını kullansan da; hangi taktiği zihninin kıvrımları arasından söküp getirsen de... Olmayacak. Ve sanırım, ne yapman gerektiğini biliyorsun?



"Demek öyle.."

Yerde sere serpe yatıyor olduğumdan, hemen baş ucumda duran adamın kötücül niyetini görebiliyordum. Beni kesmek için hazır beklediğini, katanamı alabileceğini söylüyordu. Karar verdiğim hamleyi uygulamak için beklediğim şey, tam olarak böyle bir 'müsamahaydı.' Becerilerimi saklamak ve onları sadece lâyıkı olan dövüşlerde ortaya çıkarmak üzerine bir kuralım vardı, bunu uymaya da son ana kadar kararlıydım. Fakat, eğer disiplinimden bir an için bile şaşacaksam... İşte o an, tam olarak şimdiydi!

Adamın kalkmama izin vermesini fırsat bilecek, yerden kalkarken el mühürlerimi girmeye başlayacaktım! Ellerimi pozisyonal olarak adamın göremeyeceği bir noktada tutacak, eğer başarabiliyorsam, onları saklamaya çalışacaktım. Saklasam da, saklamasam da hareketime ara vermeyecektim. Son el mührü de girilip, jutsu için gereken chakra da bu eller vasıtasıyla mühürlediğinde... Aniden adama doğru dönecek ve onun gözlerinin içine bakarak, iki elimi birbirine çarpacaktım.

'Raigen!'

Teknik tamamlandığı anda, adamın etkilenip / etkilenmediğini görmek için durmayacaktım. Kazanacağımı düşündüğüm 'ani hamle şansını' kaybetmeden, hemencecik katanama doğru uzanacak ve onu saplandığı yerden kurtardığım gibi; Sanraku'nun üzerine koşmaya başlayacaktım. Hedef yönüm, tam olarak Sanraku'nun üzeri değil; onun hemen sol yanıbaşıydı. Eğer hesapta gitmeyen bir şey olmazsa, adamın tam sağ yanından geçip gidecek bir doğrultuda koşacak ve onun yanından 'geçip gitmeden' hemen önce katanamı savurucaktım! Silahımın burnu yere bakarken, onu dikey bir şekilde göğsüme doğru kaldıracak ve tam adamın yanındayken, Sanraku'nun kol hizasından başlayarak - bacaklarına doğru inen, dikey bir kesiş hamlesi yapacaktım. Bu dar açılı kesme hareketim başarılı olsa da / olmasa da, koşturmaya devam edecektim.

Amacım, hedefin kör olan sol gözünü kullanmaktı. Eğer Genjutsum bu mesafede işe yararsa, adamın sağlam olan sağ gözü ciddi seviyelerde kör edilmiş olması gerektiğini düşünüyordum. Yani bu demek oluyordu ki, halizırda kör olan sol gözü ve bu gözün görüş açısı, normalde olduğundan daha savunmasız! Böylece, adamın kör noktası diyebileceğimiz bölgeden gelen hamlemi yapacak ve onun savunmasında bir gedik yaratmaya çalışacaktım.

Fakat bu sefer, hamlemi yaptıktan sonra adamın karşısında kalmayacak ve ilerlemeye bir metre kadar daha devam edecektim. Böylece, gelebilecek bir karşı saldırıdan uzaklaşmış olacak, Genjutsu ve hamlemin de etkisiyle; ekstra bir hamle şansı kazanmış olacaktım(?) Eğer yaptığım hamle adamı keserse ve Sanraku'da aksi bir hareket yapmazsa, dövüşmeyi orada bırakmayı planlıyordum. Ama adamın yanından geçerken yaptığım kesme hareketi yine boşa çıkarsa, hız kaybetmeyecektim. Zaten Genjutsu etkisindeki adama karşı, onun arkasına-yanına geçebilirsem ekstra bir hamle şansı bulmaya çalışacaktım. Bu hamle şansı sağlanırsa, elimin içindeki katanayı sadece tek bir el mührü yapmak için serbest bırakacak (elimle bir mühür girecek kadar sürede, katananın kınını tutmayı bırakacak) ve chakramı son bir kere daha Sanraku'nun üzerine yönlendirecektim!

'Shibou no Jutsu!'

Tekniğim başarılı olursa, yaşlı adama kendi seçtiğim bir ölüm gösterecektim. Tam benim bulunduğum yerde duran Shun, adamın üzerine doğru koşacak ve katanasını onun böbreğine saplayacaktı. Böbreğine sapladığı katanayı yukarıya doğru çekecek ve onu tam olarak ortadan ikiye ayıracaktı. Ve bu illüzyon devreye girerken, yarattığım sahte görüyle eş zamanlı olarak, ben de hasmıma doğru harekete geçecektim! Aynı illüzyondaki gibi, adamın üzerine doğru hamle edecektim. Fakat benim katanam, adamın sağ böbreğini hedef alacaktı, yani illüzyonun tam zıttına doğru... Genjutsumun da yardımıyla, adamın gerçeklik ile arasındaki bağı kırmak istiyordum. Bu ikinci zihinsel saldırımdı, daha ağır ve güçlü olan bir teknikti. Tekniğin kullanım alanına uygun olarak, illüzyonun saldırısının mı; yoksa gerçek Shun'un saldırısının mı doğru olan olduğunu bulamamasını ve böylece; herifin meşhur savunmasında bir gedik oluşturup, bundan faydalanmayı planlıyordum!

Ve açıkçası...

'BU...
BENİM...
SON KOZUM!'
Image
Künye

İsim: Ashikaga Shun
Yaş: 20
Cinsiyet: Erkek
Element: Fuuton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chuunin
Ryo: 1.000
Ün: 10
GP: 0
PP: 3



Motivasyon
Egosantrizm: Shun, hayatı tamamen tek kişilik yaşayan bir insandı. Bu hayatı, sadece kendisinin oynaması için oluşturulmuş bir oyun bahçesi olarak görüyordu. Tek gerçek insan oydu, her zaman oydu ve her zaman o olacaktı. Kendi arzularının peşinde koşmak, onun yaşama amacı haline gelmişti. Arzuladığı şeyleri söküp almak için güne uyanır, ertesi gün yine bu bilinçle uyanabilmek için uykuya dalardı. Değişken ruh hali ve sofistike zevkleri, o an için ne arzuladığını belirlerdi. Ama buradaki odak, Shun'un ne arzuladığı değil, arzuladığı şeyi elde etmek için gittiği yoldu. Bu yolda yürürken acı çekmek, hayal kırıklığına uğramak veya yolun sonunda coşkun bir mutluluğa kavuşmak... Yolun tümünden mutlu olan bir insandı Shun, yolu bitirebildiği ve arzusunu söküp alabildiği senaryolarda tabii. Geri kalan hiçbir şey veya hiçkimse önemli olmazdı. Düşündüğünü yapmalıydı, çünkü o tek ve özeldi. Ne olursa olsun, ne feda edilmesi gerekiyorsa edilsin. Her şeyin ve herkesin üstünde olmak, yaşama bilinciydi.

Galaksi Rehberi: Hangi yolu, nasıl yürümesi gerektiğine bu sayede karar verebilmişti Shun. Sofistik ve sanatsal zevkleri vardı bizimkinin, daha önce hiç görmediği bir yücelik karşısında erirdi. Yüce ve zengin şeylere sahip olmak, sanat eserlerinin doğumuna şahit olmak, kimsede ait olmayana sahip olmak gibi nice tutkuya sahipti. Fakat bunu asla ve asla, aynı yerde bağlı kalarak yapamazdı. Yepyeni şeyler görmeli ve her gördüğü muhteşem şeyi kendisine katmalı ve sahip olmalıydı. Bunu yapabilmek için yürürdü Shun, bir şeyler öğrenmek ve bunları kazanabilmek için. Kimsenin görmediğini görebilmek ve kimsenin sahibi olamadığı güzelliklere sahip olabilmek için. Zevkleri konusunda çok seçiciydi, paylaşmaktan da pek hoşlanmazdı Shun. Ama her zaman, ama her zaman onları göstermekten ve sahip olduğunun bilinmesinden hoşlanırdı. Onun galaksi rehberi de buydu işte, yüceliği söküp almak ve kendisine katmak!



Komplikasyon
Güvenli Alan; Varlık: Shun, kitleler arasında ki en dikkat çekici insan olması gerektiğini düşünür. Çünkü diğer insanlardan daha 'farklı' ve pekala daha özeldir. Shun'un güvenli alanı, en çok ilgi duyulanın, sözü dinlenilen ve akılda kalan insanın kendisi olduğu ortamlardı. Fakat normal insanlar gibi, aynı güvenli alanda yaşayabilen bir insan değildi o. Sürekli yoluna devam eden bir missing-nin olarak, ne yaparsa ve nereye giderse gitsin; kendi güvenli alanını da beraberinde getiren bir adamdı. En çok ilgi toplayanın (en etkileyicinin) Shun olmadığı, sözleri verenin ve tutanın o olmadığı her an, bu psikolojik ve toplumsal üstünlüğü geri almak için hemen hemen her şeyi yapabilir.



Özellikler
Ciğer Yarası: Karakter her ne kadar karaciğerindeki yaralanmayı iyileştirmişse de, tedavi sonrası rehabilitasyon süreci içerisinde kondisyon bakımından olumsuz etkilerle karşılaşması muhtemeldir. Bu nedenle karakter, eşit özellikteki kişilere nazaran daha çabuk yorulmakta ve yorgunluğu arttıkça direnci de düşmektedir. Karakterin aksiyonları rehabilitasyon sürecine doğrudan etki etmektedir. Tüm bu durum karakterin rutin hayatında herhangi bir engel oluşturmamaktadır.



Profil

Stat Listesi
Güç: 3
Çeviklik: 5
Kondisyon: 3
Potansiyel: 3
Varlık: 11
Zeka: 9

Beceri Listesi
Atletizm: 1
Akrobasi: 1
El Hassasiyeti: 1
Saklanma: 1
Form: 1
Ninshuu: 1
Aldatma: 1 {Favori}
Empati: 1
Sosyalleşme: 1
Tıp: 1
Farkındalık: 1
İzcilik: 1



Teknikler

Taijutsu
Shigure: C Rank

Genjutsu
Rakumei no Jutsu
Shibou no Jutsu
Magen: Bunshin
Teishi no Jutsu
Raigen

Ninjutsu
Shunshin



Ekipmanlar/Eşyalar
Yuna no Katana
2 Sentetik Misina, 5mt (Normal Kalite)
1 Patlayıcı Parşömen (Normal Kalite)
4 Sis Bombası (Normal Kalite)
3 Kunai (Normal Kalite)
3 Shuriken (Normal Kalite)
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1460
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Post by GM - Naruto » September 12th, 2019, 12:42 pm

Zeminde sırt üstü yatar bir vaziyette seni terk eden Sanraku, geriye doğru attığı adımlar sayesinde yüzü hala sana dönük bir şekilde duruyor. Yerinden hafifçe doğrulurken yapacağın hamlelerin planlamaya başlıyorsun ve sonunda ne yapacağına karar veriyorsun. El mühürlerini gizlemek adına, yerden kalkarken sırtını hafifçe Sanraku’ya dönüyorsun ve bu sayede ellerin Sanraku’nun görüş açısının dışında kalıyor. El mühürlerini tamamlayıp Sanraku’ya döndüğün anda, iki elini önünde birbirine çarparak Raigen’i kullanıyorsun. Vücudundan çıkan ışığın, yakın mesafede bulunan Sanraku’yu oldukça fazla etkilediğini, adamın kısılan gözünden anlayabiliyorsun. Bu sayede, yerinden fırlayıp Sanraku’nun attığı tekme ile yere düşen katananı kavrıyor ve ardından Sanraku’ya doğru koşmaya başlıyorsun. Boştaki elini kamaşan ve belki de geçici körlük yaşayan gözünün üstüne koyan Sanraku, senin bu hamleni fark etmiş gibi görünse de tepki verebileceği konusunda emin olamıyorsun. Sanraku’nun yanından yapacağın koşu hamlesi devam ederken, Sanraku’nun buruşan suratından akan hoşnutsuzluk, içinde yapacağın hamlenin başarılı olacağını sana söylemeye yetiyor. Ne var ki sıra katananı savurmaya geldiği sıralarda, Sanraku’nun dudağından dökülen “Peh!” sözcüğü ile esas olayın başladığını anlıyorsun. Havada hareketlenen katanana karşı, Sanraku elindeki katanasını gelişigüzel bir şekilde sağ alttan sol yukarıya doğru savurduğu anda, sanki gözlerinin önündeki dünya, bu kesme açısıyla bir çarşaf gibi yırtılıyor! Görüş açın içindeki katanan da bu yırtılmadan nasibini alırken, katananın boşta kalan ucu adeta dalgalanmaya başlıyor. Bu durum senin tüm planlarını ve hamlelerini ortadan kaldırmaya yeterken, Sanraku katanasını bu kez dümdüz aşağıya doğru indirirken, gördüğün dünyada bir yırtık daha açılıyor! Bu kez vücudunun resmen ikiye ayrılmış olması seni dehşete düşürürken, vücudunun neredeyse kütlesizleştiğini ve dalgalanan bir çarşafın yüzeyindeki resim işlemesinden ibaret olduğunu düşünmeye başlıyorsun. İçine düştüğün durum seni gördüklerine inanmamaya iterken, gözlerini hızla kapatıp geri açıyorsun.

Gözlerin açıldığı anda bir çarşaf parçası gibi doğranmış dünyadan kurtulup kendini Sanraku’yla ilk kez iletişime girdiğin büyük binanın içinde buluyorsun. Her zamanki gülüşüyle karşında duran Sanraku’nun az önce hafifçe oynattığı, keskinliğini yitirdiği ve köreldiği her halinden belli olan katana, neredeyse can çekişircesine ellerinde dururken, Sanraku “Kürek diyorsun, ha? Bak o daha iyi olurmuş aslında!” diyor ve yüzündeki gülümsemeyi arttırırken “İhtiyarlık işte, gençler gibi pratik olamıyoruz.” diyor. Gözlerin hızla etrafını taradığında, tüm bu binayı ve zemini incelediğine adın gibi emin oluyorsun. Hatta bu konuşmadan sonra yaşananları zihninden tekrar tekrar geçiriyorsun. Sanraku'nun bir sonraki cümlesini, sana vereceği cevabı, bu binadan ayrılışını, Tsuneboshi'ni diğer yerlerine gidişini ve Sanraku ile tekrar karşılaşmanı... Bunları onlarca kez zihninden geçirmene rağmen, halen her şeyin başladığı noktada olmanın dehşeti içine adını ancak senin koyabileceğin kötücül hisler yayıyor. Ciğerlerinden midene inen ve hazmı mümkün olmayan bu hisler eşliğinde gözlerinle ne kadar etrafı tarasan da, tüm bu yaşanılanların gerçekliği yüzüne tokat gibi çarpıyor. Ancak yine de burada olmak...

Bir anda aynı şeylerin tekrar yaşanması içinde kötü şeylerin gerçekleştiği ve gerçekleşmeye devam edeceği hissini sana verirken Sanraku “Ufak gezinden hoşlanmış olmalısın. Kıçını kaldırmadan görebileceğin her yeri gösterdim sana, daha ne istiyorsun?” diyor kekremsi bir gülümsemeyle. Neler olup bittiği konusunda halen daha kafan karmaşık bir haldeyken Sanraku’nun kunaini saplayarak sende açtığı yaraya gözün kaydığında, herhangi bir yaranın olmadığını görüyorsun. Sanraku bu durumun gerçekliğini tasdik edercesine kafasını sallarken “Kiminle dalaştığını bilmiyorsun zibidi, ama merak etme bir daha unutmayacaksın!” diyor. Bir anda bulunduğu noktadan parazitli bir görüntü bırakarak kaybolan Sanraku’yu, karaciğerine sapladığı katanasıyla gördüğün anda ağzından gelen kanlarla cümlelerin tıkanıyor. Hemen suratının karşısında duran Sanraku, sapladığı katanasını biraz daha ittirerek vücudunun arkasından çıkmasını sağlarken “Sana en son nereni kesmemi istediğini söylemeni istemiştim. Madem sen söyleneni yapmak yerine saldırmayı seçtin, o zaman seçim şansı da bana ait oluyor, öyle değil mi zibidi?” diyor. Tüm bu karmaşadan oldukça zevk aldığı belli olan Sanraku vücuduna sapladığı katanasını hızla geri çekerken, yaşadığın acıyı ilk kez hissediyorsun. Katanasına bulaşan kanını, senin kıyafetlerine sürterek temizleyen Sanraku “Benim gerçekliğim senin boyunu aşar zibidi… Şimdilik burada işim bitti ve gidiyorum. Ama burada kalmaya devam edersen, sen de geberip gidersin.” diyor. Cümlelerine ufak bir kahkaha eklemeyi ihmal etmeyen Sanraku arkasını dönüp binanın açık kapısından dışarıya doğru yürümeye başlarken “Tekrar görüşmemek üzere, zibidi!” diyor.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Ashikaga Shun
Kaçak
Kaçak
Posts: 85
Joined: June 18th, 2019, 2:57 pm

Re: [Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Post by Ashikaga Shun » September 18th, 2019, 5:45 am

Akademide ne söylendiğini hatırlıyorum.

"Shinobi dünyasında, ölüp ölmeyeceğinizi sadece saniyeler belirler. Kimisi bunu hız olarak algılar, hız ölümdür der. Kimisi bunu kurnazlıkla, tuzak ve strateji ile kurgular. Kimisi ise en beklenmedik anda kullanılacak özel bir ışığın kırıntısı olduğunu düşünür. Hayalgücünüzü kullanın, her iki durumda da... Ölüm anı olsa da, yaşam anı olsa da. İkincisini yaşadım ben, ilki size kalmış."

Elbette bu, bozulmuş bir anıdan geriye kalan ekoydu. Bir grup çocuğa, bu kadar trajikomik bir dilde ders anlatmadıklarına eminim. Ama üzerinden on sene geçen bir anıyı, tamamen bakir bir şekilde hatırlamamaı benden beklemeyin. O anının üzerine koydum ve devam ettim. Shinobi dünyası, sadece ufak anlar ile belirlenen bir kaos. Sadece bir derece açı ile ıskalanan hamleler, bir milisaniyelik gecikme ile uygulanamayan jutsular ve yeterli sürede zıplanamayan mesafeler... Ve bu anlardan belki de yirmi, belki de iki yüz tane yaşadıktan sonra; o anlardan bir tanesinin içinde olup olmadığını anlama konusunda uzmana dönüşüyorsunuz.

'Kazandım!'

Vücudumdan akın akın fışkıran ışığın, ihtiyarın zihnine nüfuz ettiğini fark etmiştim. Tekniğim beklediğim gibi, yakından kusursuz bir şekilde etkisini göstermiş; Sanraku'nun aşılamaz duvarına karşı bana bir şans tanımıştı. O an, benim için zaman durmuştu. Ne yapacağımı düşünmeme gerek yoktu. Ne olacağından korkmaya yer yok, sadece momentuma ve enerjiye duyulan bir açlık vardı. Vücudumdaki düşünce seli susmuş, yerini sadece basit bir kalp gümbürtüsüne bırakmıştı. Artık her şey siyah ve beyazdan, refleksten ve kılıcın ete saplandığında çıkartacağı sese aitti. Bir anda yerimden fırladığımı, elimin katanayı kavradığını ve adamın üzerine doğru gittiğini; yer yer seçebiliyordum. Bunların hepsi benim tarafından yapılsa da, artık olayları izleyen üçüncü bir kişi halini almıştım. Olaylar sadece oluyordu ve ben, sürücü koltuğundan yana doğru itilmiştim.

Ve şimdi... Adamı kesmek için katanamı var gücümle savurduğum anı izliyordum.

Bir saniye sonra, o katananın asla adama ulaşamadığını fark edecektim.

İkinci saniyede, bildiğim doğanın kanunlarının çok üstünde bir olaya şahitlik edecek; artık kim ve ne olduğum hakkındaki boyutun kapılarının çok ötesinde, deliliğin kollarında bir noktada bulacaktım kendimi. Ama o kendim, geride bıraktığım halim miydi? Yoksa, farklı bir şey miydi; daha bozulmuş ve kirletilmiş bir şey...

Zihnimin kıvrımlarının asla kavrayamacağı bir yırtıktan öteye bakıyordum. Sanraku'nun savuruş hamlesinin meydana getirdiği, havada asılı bir kesik gibiydi. Parlak ve göz kamaştırıcı, berrak ve anlamsız. Tüm dünya, benimle birlikte ortadan ikiye ayrılıyordu. Ben ise tam fırtınanın gözünde, dünyanın ikiye bölündüğü yerde bu kıyameti yaşıyordum. Sadece o an, artık pes ettiğimin göstergesiydi. Ben bir shinobi ile savaştığımı düşünüyordum. Adamı gafil avlamanın ve onu kör edip, karşılayamayacağı bir kesme hamlesi yapmayı başarmıştım. Eğer karşımdaki bir shinobi olsaydı, bu hamleden kaçışı yoktu. Hayır, bu adam bir tanrıydı. Ve bir tanrıya karşı, kazanma şansım en başından beri olmamıştı.

'Sadece bir saniye. Sonra ölecek ve göçüp gideceksin. Bir insan olarak öldüysen de, bir tanrının elinde öldüğün için mutlu olmalısın. Amaçlarını gerçekleştiremedin, ama en azından insandan daha fazlası olabilseydin... Dönüşeceğin kişi, senin katilin oldu. Şöyle bir düşünmeye vaktin olsaydı, bunu şairene bulurdun.'



Tüm ihtimallere karşın, ölmedim. Onun yerine azâd edildim.


Gözlerimi açtığımda bulmayı beklediğim karanlık, yerini loş bir aydınlığa bırakmıştı. Tanıdık bir yerdi, ne cennet ne de cehennem... Burası Tsuneboshi'ydi, saatler önce bulunduğum binanın içi! Karşımda ise Sanraku vardı, yine oradaydı. Ağzına ise, bana saatler önce sarf ettiği aynı cümleler vardı. Ve tam o an, ilginç bir şey fark ettiğimi hissettim. Bana saatler ve günler kadar gelen süre boyunca, zihnim içi boşaltılmış bir balkabağından farksız; yerini fıçı fıçı dolduran bala bırakmaya başlamıştı. Düşünceler geriye o kadar keskin bir hızda, o kadar durdurulamayacak bir sel ile geri gelmişti ki... Vücudum kıpırdayacak yeri bile bulamıyordu.

'Zamanda geriye mi gittik? Yoksa tüm o şeyler yaşanmadı mı? Yoksa... En başından beri, koca bir günü Genjutsu altında mı yaşamıştım? Bu bir tanrı değil de, hala bir shinobi olabilir mi?'



"Ufak geziden hoşlanmış olmalısın."
"Kiminle dalaştığını bilmiyorsun zibidi, ama merak etme bir daha unutmayacaksın!"


Vücudum kıpırdamak istemiyordu. Ne yaparsam yapayım, önümde bir anda kaybolan adama karşı... Tamamen boyun eğmiş, yenilgiyi ve alacağım darbeyi kabullenmiştim. Demin gördüğüm görüntülerden, yaşadığım imkansız deneyimden sonra, kolumu kıpırdatmak bile bana zor geliyordu. Düşünmek acı veriyor, acizliğimin boyutu karşısında utancım artıyordu. Sanraku ise tüm bunları okuyabilmiş gibi, en savunmasız anımda saldırıya geçmişti. Adamın yok oluşu ve hemen karaciğerimde hissettiğim acı, tamamen eş zamanlı olmuştu. Düşüncelerim, bir kez daha, dış sebeplerden ötürü susturulmuştu. Acının boyutuna bakacak olursak...

Belki de bu sefer, temelli olarak.

"Be-bekle!"

Hayır, pes etmeyeceğim. Böyle bir gücü görüp, onun altında ezilip, tanrıların güçlerinin; insan eli tarafından kullanılabildiğinin bilinci ile... Sonunda olmak istediğim, insandan öte bir şeyi gördükten sonra... ÖLMEYECEĞİM.

"En son.. öhöh!" Ağzımdan akan kanlar konuşmamı engelliyordu. Hücrelerimde kalan enerjiyi, konuşmaya ve yarama pansuman yapmak üzere kullanma niyetindeydim. Kıyafetimin kolundan büyükçe bir parça kopartıp, bu büyük kumaş parçasını iki elimi de kullanarak yarama bastıracak; kanamayı elimden geldiğince durdurmaya çalışacaktım. "-öhöh! En son, en son ne zaman bu gücü kullanmak zorunda kaldın? Benden önce, bu gücü en son ne zaman bir savaşta kullandın, merak ediyorum. Senin seviyende olmayabilirim, ama o an seni kesmeye hazırdım. Senin gücün altında ezilmeye mahkum olabilirim, ama bu denli böcek olarak gördüğün birine karşı, suretinden ufak bir parçayı gösterdin. Yenilgim senden gelecekse kabul ediyorum, ama tüm bunların bir anlamı olmak zorunda! Bir zibidi olabilirim, ama pes etmeyeceğim. Bana gösterdiğin gücün hürmetine, bu son görüşmemiz olmasın! Bir dahakine layık bir rakip olarak karşına gelmem için bana şans ver."

Adamın ne tepki vereceğini bilmiyordum. Ne tepki vermesini istediğimi de, öyle. Çekip gitmesine, gelip yardım etmesine ve hatta beni öldürmesine de hazırlıklıydım. Eğer işler olumsuz giderse, kaçacak gücü bedenimde biriktirmeye başladım. Adam üzerime gelirse, dışarıdaki objelerden birisi ile yer değiştirmek üzere: Kawarimi tekniğini uygulayacaktım. Bunu başaramazsam, bir Shunshin ile binadan uzaklaşabildiğim kadar uzaklaşacaktım. Ama... Eğer adam beklediğim gibi, konuşmamı 'olması gerektiği gibi' sadece bir temenni olarak değerlendirir ve hiçbir şey yapmadan çeker gider ise...

Ben de adamın çıktığı yoldan çıkacak, vücudumdaki kanamayı stabilize etmek üzere sakin bir yer arayacaktım. Mümkünse bu yer, Tsuneboshi dışında olmalıydı. Ama şuanki hasarım ile, ne kadar yol gideceğimi kestiremediğim için, eğer Tsuneboshi'nin dışına çıkacak kadar ilerleyemezsem; köy içinde bir yer bulup, yaram ile orada ilgileneceğim.
Image
Künye

İsim: Ashikaga Shun
Yaş: 20
Cinsiyet: Erkek
Element: Fuuton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chuunin
Ryo: 1.000
Ün: 10
GP: 0
PP: 3



Motivasyon
Egosantrizm: Shun, hayatı tamamen tek kişilik yaşayan bir insandı. Bu hayatı, sadece kendisinin oynaması için oluşturulmuş bir oyun bahçesi olarak görüyordu. Tek gerçek insan oydu, her zaman oydu ve her zaman o olacaktı. Kendi arzularının peşinde koşmak, onun yaşama amacı haline gelmişti. Arzuladığı şeyleri söküp almak için güne uyanır, ertesi gün yine bu bilinçle uyanabilmek için uykuya dalardı. Değişken ruh hali ve sofistike zevkleri, o an için ne arzuladığını belirlerdi. Ama buradaki odak, Shun'un ne arzuladığı değil, arzuladığı şeyi elde etmek için gittiği yoldu. Bu yolda yürürken acı çekmek, hayal kırıklığına uğramak veya yolun sonunda coşkun bir mutluluğa kavuşmak... Yolun tümünden mutlu olan bir insandı Shun, yolu bitirebildiği ve arzusunu söküp alabildiği senaryolarda tabii. Geri kalan hiçbir şey veya hiçkimse önemli olmazdı. Düşündüğünü yapmalıydı, çünkü o tek ve özeldi. Ne olursa olsun, ne feda edilmesi gerekiyorsa edilsin. Her şeyin ve herkesin üstünde olmak, yaşama bilinciydi.

Galaksi Rehberi: Hangi yolu, nasıl yürümesi gerektiğine bu sayede karar verebilmişti Shun. Sofistik ve sanatsal zevkleri vardı bizimkinin, daha önce hiç görmediği bir yücelik karşısında erirdi. Yüce ve zengin şeylere sahip olmak, sanat eserlerinin doğumuna şahit olmak, kimsede ait olmayana sahip olmak gibi nice tutkuya sahipti. Fakat bunu asla ve asla, aynı yerde bağlı kalarak yapamazdı. Yepyeni şeyler görmeli ve her gördüğü muhteşem şeyi kendisine katmalı ve sahip olmalıydı. Bunu yapabilmek için yürürdü Shun, bir şeyler öğrenmek ve bunları kazanabilmek için. Kimsenin görmediğini görebilmek ve kimsenin sahibi olamadığı güzelliklere sahip olabilmek için. Zevkleri konusunda çok seçiciydi, paylaşmaktan da pek hoşlanmazdı Shun. Ama her zaman, ama her zaman onları göstermekten ve sahip olduğunun bilinmesinden hoşlanırdı. Onun galaksi rehberi de buydu işte, yüceliği söküp almak ve kendisine katmak!



Komplikasyon
Güvenli Alan; Varlık: Shun, kitleler arasında ki en dikkat çekici insan olması gerektiğini düşünür. Çünkü diğer insanlardan daha 'farklı' ve pekala daha özeldir. Shun'un güvenli alanı, en çok ilgi duyulanın, sözü dinlenilen ve akılda kalan insanın kendisi olduğu ortamlardı. Fakat normal insanlar gibi, aynı güvenli alanda yaşayabilen bir insan değildi o. Sürekli yoluna devam eden bir missing-nin olarak, ne yaparsa ve nereye giderse gitsin; kendi güvenli alanını da beraberinde getiren bir adamdı. En çok ilgi toplayanın (en etkileyicinin) Shun olmadığı, sözleri verenin ve tutanın o olmadığı her an, bu psikolojik ve toplumsal üstünlüğü geri almak için hemen hemen her şeyi yapabilir.



Özellikler
Ciğer Yarası: Karakter her ne kadar karaciğerindeki yaralanmayı iyileştirmişse de, tedavi sonrası rehabilitasyon süreci içerisinde kondisyon bakımından olumsuz etkilerle karşılaşması muhtemeldir. Bu nedenle karakter, eşit özellikteki kişilere nazaran daha çabuk yorulmakta ve yorgunluğu arttıkça direnci de düşmektedir. Karakterin aksiyonları rehabilitasyon sürecine doğrudan etki etmektedir. Tüm bu durum karakterin rutin hayatında herhangi bir engel oluşturmamaktadır.



Profil

Stat Listesi
Güç: 3
Çeviklik: 5
Kondisyon: 3
Potansiyel: 3
Varlık: 11
Zeka: 9

Beceri Listesi
Atletizm: 1
Akrobasi: 1
El Hassasiyeti: 1
Saklanma: 1
Form: 1
Ninshuu: 1
Aldatma: 1 {Favori}
Empati: 1
Sosyalleşme: 1
Tıp: 1
Farkındalık: 1
İzcilik: 1



Teknikler

Taijutsu
Shigure: C Rank

Genjutsu
Rakumei no Jutsu
Shibou no Jutsu
Magen: Bunshin
Teishi no Jutsu
Raigen

Ninjutsu
Shunshin



Ekipmanlar/Eşyalar
Yuna no Katana
2 Sentetik Misina, 5mt (Normal Kalite)
1 Patlayıcı Parşömen (Normal Kalite)
4 Sis Bombası (Normal Kalite)
3 Kunai (Normal Kalite)
3 Shuriken (Normal Kalite)
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1460
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Post by GM - Naruto » September 18th, 2019, 1:35 pm

Sanraku sakin ve yavaş adımlarla yürümeye devam ederken, serzenişinle olduğu yerde kalıyor. Vücudunu yavaşça sana çeviren adamın suratındaki yılışık gülümseme, tüm yaşananları özetlemeye yeterken, Sanraku’nun gözlerinde beliren mistik hava, bundan sonra olacaklara da işaret ediyor. Tavrından hiçbir taviz vermeden duran Sanraku, senin kıyafetinden büyük bir parçayı yırtıp yarana bastırmanı izliyor ve sanki içine düştün bu acizlikten zevk alır gibi duruyor. Tüm konuşmanı yaşadığı şehvet duyguları içerisinde dinleyen Sanraku, konuşmanın bitmesinin ardından büyük bir kahkaha atıyor. Bir anlam yüklemenin mümkün olmadığı türden bu kahkahadan tek çıkarabildiğin şey, Sanraku’nun sürdüğü zevkten ibaret oluyor. Bu durumu zaten gözlemlemiş olman, sana yeni bir şey katmazken Sanraku “Bu güç değil zibidi… Etrafta koşturup katananı sallamak güç olarak adlandırılabilir. Sergilediğin jutsulara güç denebilir. En basitinden yediğin dayağa rağmen ayakta kalmak bile güç olarak vasıflandırılabilir. Ama bu gördüğün güç değil…” diyor. Yüzündeki gülümseme daha da büyük bir şekilde yayılmaya başlarken “Bu gördüklerin zibidi, Arita “Maei” Sanraku!” diyor. Bu son cümlesiyle yaşadığı şehvet duygusunun tavanlarında görünen Sanraku birden yüzünü eski yılışık ifadesine döndürüyor. Dudaklarını mümkün mertebe oynatmaktan kaçınırcasına “Sana gelince…” dedikten sonra kısa bir nefes molası veriyor. Verdiği birkaç nefesin ardından Sanraku “Sana gelince zibidi… Benim nazarımda ne böceksin ne de senin bir seviyen var! Beni bugüne kadar gördüğün insanlarla karıştırmaman gerektiğini sana söylemiştim. Sen ve senin gibiler, ucu bana dokunmadığı sürece sıradan insanlarsınız. Ancak ucunuz bana dokunduğu zaman, hepiniz kesilmesi gereken cisimlerden ibaretsiniz! En kudretlinizden en vasıfsızınıza kadar… Bu yüzden zibidi, olacağını sanmıyorum ama, seni bir kez daha yolumun üstünde görürsem, karşımda bana layık bir rakip olarak bulunamayacaksın! Sen sadece bir zibididen ibaretsin.” diyor. Cümlelerinin sonunda yüzündeki gülümsemesini arttıran Sanraku tekrar arkasını sana döndüğünde ise “Bir kez daha arkamı dönersem, karşıma çıkmış olacaksın ve söylediğim gibi, bir zibidi olan seni kesmek zorunda kalacağım.” diyor. Ardından ise yavaş adımlarına kaldığı yerden devam ediyor. Sen ise, sadece izlemekle yetiniyorsun Sanraku’nun gözden kayboluşunu.

Sanraku’nun ayrılışının ardından bu kez ıssız Tsuneboshi’de yalnız başına kalıyorsun. Sanraku’nun vücudunu delip geçen katanası, karaciğerini bir hayli tahrip etmiş olmakla beraber, aynı zaman sırtında bir kanamaya neden olmuş durumda bulunuyor. Her ne kadar iki elinle karaciğerinin bulunduğu noktaya yaptığın bası şimdilik iş görür nitelikte gibi olsa da, ciddi bir tedaviye ihtiyacın olduğunu da biliyorsun. Bu nedenle öncelikli olarak kendine sakin bir yer aramak için adımlamaya başlıyorsun. Ancak geçen her saniyenin aleyhine işlediğini bildiğin için Tsuneboshi içinde yol üzerinde gördüğün içi boş bir dükkana kendini atıyorsun. Kanamanın şu anda hayati tehlike oluşturur nitelikte olmadığını bilsen de karaciğerinin parçalanmış olması seni tedirgin eden kısım oluyor. Bu konuda da bir şeyler yapman gerektiğinin farkındasın.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Ashikaga Shun
Kaçak
Kaçak
Posts: 85
Joined: June 18th, 2019, 2:57 pm

Re: [Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Post by Ashikaga Shun » September 20th, 2019, 4:33 am

Kanlı tükürükler saçarak sarf ettiğim cümleler, koca bir vakum tarafından yutulmuş gibiydi. Her bir cümle, kurulmak için dahi, sahip olduğum yaşam enerjisini sömürmesine rağmen; adam üzerinde en ufak bir tesire, boy ve enlemin kendine has konumuna sahip değildi. Sanki büyük bir sessizlik ağzıma tıkanmış gibi, aksırarak ve tıksırarak çıkan sesler onun için anlamsız bir dilin gevelemesinden ibaretmiş gibi... Adamın ilgisizliğine aldırış etmedim, ne de akan kana! Akan kanın sebebine de zaten, hiç takılmamıştım ki? Bunların hepsi, boyutun farklı katmanlarından ibaret birer sebep sonuç ilişkileriydi. Mesele bir insanın, kendi sınırlarının kapısını kırması ile alakalı bir tiraddı.

Yoksa, ne anlamı vardı ki kılıcın... Yada onu tutan elin?..

Adam arkasını döndü ve keyifle, mutlulukla; içten ve tamamen şeytanice gülmeye başladı. Güldü de güldü, eğlendi de eğlendi. Bu bir rol değildi, fiyakalı olmaya yada akıllarda yer edinmeye çalışmıyordu. Bu, adamın gerçek formuydu; suretinin bir parçası, kişiliğinin kumaşından parıldayan ışığın göz alıcı renkleriydi. Ben neysem, o da oydu. Sanraku'ya neden böyle olduğu için kızmadım, beni neden kestiği için de öyle. Zaten en başından beri anlaşmıştık, hangimiz ötekisini keserse o kazanmış sayılacaktı. Ve bu senaryoda, ben kaybettim diye ağlamamalıydım. Yine de... Her şeye rağmen... Adamı öldürmem gerektiğini düşünmeye başlamıştım. Bu sefer, şov olarak yada sadece yapabildiğim için değildi. Olmam gereken şey olmak için, Sanraku'nun gözlerindeki ışıltının; bizzat ben, Ashikaga Shun tarafından söndürülmesi gerektiğine kanaat etmeye başlamıştım.

'Bir Tanrı olmak için, önce onlardan bir tanesini avlaman gerek evlat. Neyse ki, sen kendininkini buldun.'

Adam konuşmaya da başladı, elbet, bir noktadan sonra. Söyledikleri öncekilerden farksızdı, içeriği ve yönelimi tamamen aynıydı. Sorduğum soruyu yine yanıtsız bırakmış, bir daha karşısına rakip olarak bile çıkamayacağımı söylemişti. Küçümsenmekten ve hor görülmekten hoşlanmazdım, yine de adamın söylediklerinin etkisi üzerimden yağ gibi akıp geçiyordu. Tabii şuan için daha büyük dertlerim vardı, mesela vücudumda koca bir delik oluşmuştu; yada yıllardır görmeyi beklediğim bir mucize, bir insanüstülük, bedenimde kalıcı bir iz bırakmıştı. Bunlar üzerine düşünüp, bedenimi onarmam gerekirken; Sanraku'nun söylediklerine alınacak vaktim yoktu. Ama dinledim onu, aynı durması için yalvardığım an gibi, sessiz ve itaatkar bir şekilde dinledim. Söylediklerimi aklıma kazıdım. O ne söylerse söylesin, karşısına bir kere daha çıkacaktım.

Maei lakabını sevmeye başlamıştım, neden onu kesip almayayım ki?

Çıktı sonra, gitti adam. Arkasından bir kere daha durduracak gücüm yoktu, savaşa devam edemez; lanet olsun ki, destek almadan ayakta dahi zor durabiliyordum. Gafil avlanmasaydım, gerçekten de bir şansım olabilirdi. Ama zaman ve mekan arasında yürümeyi bilen bir adama karşı ne şansım vardı ki? Hem o... Artık bir adam mıydı, bir insanoğlu muydu? Yoksa anlattığı kadar, şeytanın suretine mi bürünmüştü... O kadar çok soru ve o kadar çok kan vardı ki, önceliklerin yeniden belirlenmesi gerekiyordu.

Doğruldum. Derin acı bedenimi sararken, aksak adımlarla binanın dışına doğru yürüdüm. Etime haşince baskı yapan ellerimin de etkisiyle, kanamanın önemi nispeten azalmıştı. Sanraku benden bir parçayı kesip attıysa da, neyse ki zekam hala yerindeydi. Durumun ciddiyetinin sadece kanama ile sınırlı kalmadığını, bir organımın ciddi seviyede tahrip edildiğinin farkındaydım. Bir kaçak olarak, enfeksiyon ve yaraların benim 'türüm' için ne kadar tehlikeli olduğunu bilecek kadar çok şey görmüştüm. Bu durum, benim için farklı işlemeyecekti.

Bir dükkanın içine fırlattım kendimi, bulduğum en güvenli ve kuru yer burasıydı. İçeri girer girmez, etrafta kullanabileceğim ilkyardım malzemeleri bulmaya çalışacaktım. Eğer doğrudan pansuman yapabileceğim, sargı bezi gibi şeyler bulamazsam yaratıcılığımı kullanacak; ilk yardım malzemeleri yerine geçebilecek herhangi bir şeyi bulup çıkartmaya çalışacaktım. Ardından, dikkatlice yaramın olduğu bölgeyi açacak ve akademide öğrendiğim sınırlı tıbbi bilgi ile; şimdilik durumumu stabil hale getirmeye çalışacaktım. En azından yürüyecek ve beni bir süre götürebilecek kadar, yaram ile ilgilenecek ve kendi vücudumu ufak bir yolculuğa hazırlayabildiğim kadar hazırlayacaktım.

'Tch! Yanıma bir köle, pardon medikal shinobi olmam gerektiğini biliyordum. İşte tam olarak böyle zamanlar için, Kaname daima yanımda olmalıydı! Aptal kız, kim bilir hangi cehennem deliğindedir şimdi.'

Bilgim ve becerilerim ölçüsünde elimden gelen her şeyi yaptıktan sonra, dükkandan dışarı çıkacak ve Tsuneboshi'nin dışına doğru; hızlı ama vücudumu çok sarsmayacak bir şekilde yol almaya başlayacaktım. Bildiğim kadarıyla buraya en yakın yerleşim yeri, bu durum ne kadar hoşuma gitmese de, Rise'nin köyüydü. Şimdilik planım, Rise'nin köyüne doğru yol almaktı. Nispeten ufak bir köydü, herhalde bir karaciğeri iyi etmeyi bilen kimse yoktu orada. Ama, daha fazlası da şuan için elimden gelmezdi. Şimdilik tek umudum, beni bir iki gün daha yaşatacak kadar çok şey bilen birisini bulmaktı. Sadece iki günlük bir yolculuğa dayanabilirsem, Rise'nin köyünden çıkar, gerisin geri giderek büyük bir yerleşim yeri bulabilirdim.
Image
Künye

İsim: Ashikaga Shun
Yaş: 20
Cinsiyet: Erkek
Element: Fuuton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chuunin
Ryo: 1.000
Ün: 10
GP: 0
PP: 3



Motivasyon
Egosantrizm: Shun, hayatı tamamen tek kişilik yaşayan bir insandı. Bu hayatı, sadece kendisinin oynaması için oluşturulmuş bir oyun bahçesi olarak görüyordu. Tek gerçek insan oydu, her zaman oydu ve her zaman o olacaktı. Kendi arzularının peşinde koşmak, onun yaşama amacı haline gelmişti. Arzuladığı şeyleri söküp almak için güne uyanır, ertesi gün yine bu bilinçle uyanabilmek için uykuya dalardı. Değişken ruh hali ve sofistike zevkleri, o an için ne arzuladığını belirlerdi. Ama buradaki odak, Shun'un ne arzuladığı değil, arzuladığı şeyi elde etmek için gittiği yoldu. Bu yolda yürürken acı çekmek, hayal kırıklığına uğramak veya yolun sonunda coşkun bir mutluluğa kavuşmak... Yolun tümünden mutlu olan bir insandı Shun, yolu bitirebildiği ve arzusunu söküp alabildiği senaryolarda tabii. Geri kalan hiçbir şey veya hiçkimse önemli olmazdı. Düşündüğünü yapmalıydı, çünkü o tek ve özeldi. Ne olursa olsun, ne feda edilmesi gerekiyorsa edilsin. Her şeyin ve herkesin üstünde olmak, yaşama bilinciydi.

Galaksi Rehberi: Hangi yolu, nasıl yürümesi gerektiğine bu sayede karar verebilmişti Shun. Sofistik ve sanatsal zevkleri vardı bizimkinin, daha önce hiç görmediği bir yücelik karşısında erirdi. Yüce ve zengin şeylere sahip olmak, sanat eserlerinin doğumuna şahit olmak, kimsede ait olmayana sahip olmak gibi nice tutkuya sahipti. Fakat bunu asla ve asla, aynı yerde bağlı kalarak yapamazdı. Yepyeni şeyler görmeli ve her gördüğü muhteşem şeyi kendisine katmalı ve sahip olmalıydı. Bunu yapabilmek için yürürdü Shun, bir şeyler öğrenmek ve bunları kazanabilmek için. Kimsenin görmediğini görebilmek ve kimsenin sahibi olamadığı güzelliklere sahip olabilmek için. Zevkleri konusunda çok seçiciydi, paylaşmaktan da pek hoşlanmazdı Shun. Ama her zaman, ama her zaman onları göstermekten ve sahip olduğunun bilinmesinden hoşlanırdı. Onun galaksi rehberi de buydu işte, yüceliği söküp almak ve kendisine katmak!



Komplikasyon
Güvenli Alan; Varlık: Shun, kitleler arasında ki en dikkat çekici insan olması gerektiğini düşünür. Çünkü diğer insanlardan daha 'farklı' ve pekala daha özeldir. Shun'un güvenli alanı, en çok ilgi duyulanın, sözü dinlenilen ve akılda kalan insanın kendisi olduğu ortamlardı. Fakat normal insanlar gibi, aynı güvenli alanda yaşayabilen bir insan değildi o. Sürekli yoluna devam eden bir missing-nin olarak, ne yaparsa ve nereye giderse gitsin; kendi güvenli alanını da beraberinde getiren bir adamdı. En çok ilgi toplayanın (en etkileyicinin) Shun olmadığı, sözleri verenin ve tutanın o olmadığı her an, bu psikolojik ve toplumsal üstünlüğü geri almak için hemen hemen her şeyi yapabilir.



Özellikler
Ciğer Yarası: Karakter her ne kadar karaciğerindeki yaralanmayı iyileştirmişse de, tedavi sonrası rehabilitasyon süreci içerisinde kondisyon bakımından olumsuz etkilerle karşılaşması muhtemeldir. Bu nedenle karakter, eşit özellikteki kişilere nazaran daha çabuk yorulmakta ve yorgunluğu arttıkça direnci de düşmektedir. Karakterin aksiyonları rehabilitasyon sürecine doğrudan etki etmektedir. Tüm bu durum karakterin rutin hayatında herhangi bir engel oluşturmamaktadır.



Profil

Stat Listesi
Güç: 3
Çeviklik: 5
Kondisyon: 3
Potansiyel: 3
Varlık: 11
Zeka: 9

Beceri Listesi
Atletizm: 1
Akrobasi: 1
El Hassasiyeti: 1
Saklanma: 1
Form: 1
Ninshuu: 1
Aldatma: 1 {Favori}
Empati: 1
Sosyalleşme: 1
Tıp: 1
Farkındalık: 1
İzcilik: 1



Teknikler

Taijutsu
Shigure: C Rank

Genjutsu
Rakumei no Jutsu
Shibou no Jutsu
Magen: Bunshin
Teishi no Jutsu
Raigen

Ninjutsu
Shunshin



Ekipmanlar/Eşyalar
Yuna no Katana
2 Sentetik Misina, 5mt (Normal Kalite)
1 Patlayıcı Parşömen (Normal Kalite)
4 Sis Bombası (Normal Kalite)
3 Kunai (Normal Kalite)
3 Shuriken (Normal Kalite)
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1460
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Post by GM - Naruto » September 24th, 2019, 11:30 am

Kendini attığın dükkanın içinde, şansın yaver giderek kumaş parçaları bulabiliyorsun. Ancak uzun zamandır kullanılmadığı belli olan bu kumaş parçaları dayanıklılığını bir hayli yitirmiş durumda oluyor. Dolayısıyla zar zor da olsa birkaç parçayı birleştirerek, kumaş parçalarını kuşak gibi bağlayarak kanamana ilk müdahaleni yapabiliyorsun. Kısıtlı tıbbi bilgin bundan ötesine imkan vermezken, sadece bası yaparak yarana müdahale etmiş oluyorsun. Bu da sana kısıtlı da olsa ayakta kalma imkanı veriyor.

Tsuneboshi’den çıkıp buraya en yakın köy olan Rise’nin köyüne vardığında, artık nefes almak için bile mecalin kalmadığını hissediyorsun. Tüm yol boyunca sana destek olabilecek hiçbir kişinin bulunmaması nedeniyle, sadece yaranı sıkı sıkıya sarmakla yetinmek, seni ancak köyün girişine kadar getiriyor. Yol boyunca birkaç kez kumaş parçasını değiştirmen, kanamanın devam ettiğini gösterse de elinden başka bir şey gelmemesi nedeniyle, kendini mümkün olduğunca hızlı bir şekilde Rise’nin köyüne atmaktan başka çaren kalmıyor. Buna muvaffak olduğunda ise, köyün girişinde bir çuval gibi yere yığılıyorsun. Güneşi selamlamaya hazırlanan köyün sessizliği içine doluyor ve bu sessizlik giderek aydınlanmaya başlayan günü karanlığa boğuyor. Belki son bir kez daha yardımcı olabilecek birini arayan gözlerin, sessiz köyün uğultusunda kayboluyorken, kendinden geçiyorsun. Karanlık tamamen içine doluyor ve ağzına gelen kan tadı diğer tüm duyularını yok etmeye yetiyor.

Gözlerin bir kez daha açıldığında kendini düştüğün yerde buluyorsun, ancak etrafında insanların uğultuları bu kez seni ayıltmaya çalışıyor. Senin Tsuneboshi’den sağ salim gelen biri olduğun yönünde yayılan heyecanlı cümleler tek başlarına bir anlam ifade etmese bile, ancak birkaç kelimeyi birleştirerek bu anlama ulaşabiliyorsun. Vücudunda seni hareket ettirebilecek hiçbir güç hissetmiyorsun ve seni yavaşça kaldırmaya çalışan ellere kendini bırakıyorsun. Göğsünden sırtına kadar hissettiğin ıslaklık, kanamanın boyutlarını gözler önüne sererken, birilerinin seni taşıdığını fark etmen bile senin için mucizevi bir durum oluyor. Gözlerin bir kez daha kapandığında, tek istediğin ağzındaki kan tadından kurtulmak oluyor.

Beyaz bir odanın içinde, başında duran yaşlıca bir kadını fark ederek gözlerini açtığında, kurumuş boğazından çıkan öksürük tüm vücudunda bir ağrı oluşturuyor. Neredeyse boğulacağını düşündüğün bu anlarda, ağzından attığın bir parça kanlı balgam, sana hala yaşadığını gösteriyor. Yaşlı kadın elindeki bir bardak suyu sana uzatırken, bardağı sıkı sıkı kavrıyor ve kana kana suyu içiyorsun. Ağzındaki kan tadını ve boğazındaki tahrişi bir nebze dindiren su, sana yeniden hayat verirken yaşlı kadın, yaşına yaraşır bir ses tonuyla “Kötü yaralanmışsın evlat. Yerine başka biri olsa şimdiye çoktan ölmüştü.” diyor hafifçe gülümseyerek. Hemen ardından elinden aldığı bardağı yatağın hemen yanındaki sehpanın üzerinde duran şişedeki suyla bir kez daha dolduran yaşlı kadın, bardağı tekrar sana uzatırken “Eski bir hemşire olarak elimden geleni yaptım. Karaciğerin neredeyse tamamen parçalanmış ve bu iyi bir şey değil. Burada ancak seni hayatta tutabiliriz, ancak bu kaç gün olur bilemiyorum. Acilen bu işlerden anlayan biriyle görüşmelisin.” diyor. Rise’nin bulunduğu köyde ancak bu kadarının olabileceği senin de kabulün olsa da, yine de bu tür cümleler duymak ağzında buruk bir tat bırakıyor. Belki de bu yüzden Tsuneboshi’den ve Rise’nin bulunduğu köyden ayrılıp başka diyarlarda şifa bulmaya çalışma fikri seni mental olarak olumsuz anlamda etkiliyor.
Off Topic
Konuyu bu noktada sonlandırmamız mümkün. Yaralanmanın tedavisi için ayrıca bir RP yapma taraftarı değilim, zira karakterin daha önemli şeylere odaklanabilmesi bizim için daha önemli. Eğer yapacak başka bir şeyin yoksa, konuyu burada sonlandırabiliriz. Tedavi için ise yeterli paran olmadığı için kirli işler karşılığı tedavi olabilirsin, ancak bu işin sonunda Bingo Kitabına gireceğini karakterin biliyor. Tedaviyi kabul etmeme durumunda ise karaciğerinde ciddi ve hayati fonksiyonlarını etkileyebilecak kalıcı hasarlar olması muhtemel. Bu noktada tedaviyi kabul edip etmediğini belirtmen gerekiyor ve GM istemenin ardından yeni açılacak konunun başlangıcı bu seçimine göre olacaktır.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Ashikaga Shun
Kaçak
Kaçak
Posts: 85
Joined: June 18th, 2019, 2:57 pm

Re: [Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Post by Ashikaga Shun » September 26th, 2019, 4:09 am

Hapsedilmiştim.

Zorla yamanmış bir bedenin içinde, karanlığın ve acının kapısına duvar ördüğü bir mahzenin derinlerine... İçinde yaşadığım etten ve kemikten, bu rezil bedende kocaman bir delik açılmıştı. Bu, bu benim için miydi? O mahzenden dışarıya kaçmak ve özgür olmak için mi? Ama acı veriyordu, dayanılmayacak bir ızdırap!.. Sanki, ciğerlerime çektiğim oksijen alev almış gibi hissettiriyordu. Bunun benim için bir çıkış olmadığına çoktan karar vermiştim, bu benim için ölüm anlamına geliyordu. Evet, mahzene örülen duvarda koca bir gedik açılmıştı. Evet, sonunda beni sınırlayan duvarlar incelmiş ve zayıflatılmış; oradan kaçmak için durumlar elverişli bir ana gelmişti. Ne vardı ki, dışarıda hiçbir şey yoktu.

Delik, beni yavaş yavaş tüketiyordu. Kendine çekiyordu.

Dükkanın dışına attım kendimi, yer yer yalpalayarak, düşe kalka. Ölmeyeceğimi biliyordum, ama emin değildim. Belki de ölmem gerektiğini hissettim. O zaman her şey dururdu, tüm bu acı ve tüm bu çaresizlik. Olmam gereken şeye dönüşmek çok fazla acı veriyordu, çok fazla fedakarlığın ve adağın yapılması; şuan akan kandan on mislinin daha yerleri sulaması gerekiyordu. Ama düşseydim eğer şuraya, Tsuneboshi ebedi uykuma yatacağım son durak olsaydı... O zaman tüm bu saçmalıklarla uğraşmama gerek olur muydu? Dinlenemez miydim, bir insan olarak ölemez miydim sanki?

Deliğin ucuna geldim. Cesaret ettim ve dışarıya baktım. Görülmeye değer bir şey yoktu. Hiçbir şey yoktu, ne ses ne görüntü ne de bir his. Sadece...

Ama sonraları, bir kılıcın gerçekliğin yüzeyini parçaladığı o saniyeler gözümün önüne geldi. Kendi takımımın öldürüldüğü o tuhaf olayı, Haku ile birbirimize verdiğimiz sözleri... Evet, ben gerçektende istediğim şeye bu denli yaklaşmıştım. Sadece... Onu elimde tutacak kadar güçlü olamamıştım. Nefesini tenimde hissetmiş, sesini kulaklarımda duymuş ve acısını tüm bedenimde yaşamıştım. Şu saatten sonra bunu bırakamayacak kadar lanetlenmiştim. Bilecek ama hissedemeyecek, görecek ama erişemeyecek ve anlayacak ama kullanamayacak bir büyünün içine hapsolmuştum. Aslında... Hiçbir şey değişmemişti. Tsuneboshi'ye gelişim ile gidişim arasında, hiçbir fark yoktu. Sadece...

...hiçlik.

...beni hapseden duvarlar değişmişti, o kadar! Artık kendi bedenimin içinde değil, bildiğim şeylerin ağırlığı içinde hapsolmuştum. Kendi becerilerimin ve yetesizliklerimin, kendi inancımın altında ezilmiş ve boğulmaya başlamıştım. Ne var ki, zihnim hala işliyor; bedenime ilerlemesi için komut vermeye devam ediyordu. Pes etmemeye karar verdim. Bu son istek, bu son arzu... Hatırladığım son şey oldu. Ardından, bedenim kuş kadar hafifleşti. Yere düştüm. Bilincim kapanırken, varmam gereken yere vardığımın bilincindeydim. Rise'nin köyüne gelmiştim ve daha fazlasını gidecek gücüm kalmamıştı. Elimden geleninin en iyisi buydu. Şimdi uyumalıydım.

"Sonunu görünceye değin..."

Kısa bir an için, ayıldığımı hatırlıyorum. Sadece birkaç değerli saniye için, bilincim yerine gelmişti. Ne kadar ölü bir adam olsam da, bir shinobiyi insanın içinden söküp alamıyordunuz elbet. Ölüm anında bile, kendi bilincime duyduğum korkunç saplantı oradaydı. Kendi kontrolüm adına, uyanmayı emredilmiş bir zihin vardı. Ne vardı ki... Bilinç yeterli değildi, bu noktada. Kendimin farkındaydım, bedenimin boydan boya kızıl kan ile bulandığının da öyle... Çevremde insanlarda vardı, fısıldaşıp duruyorlardı. İyi miydi, kötü müydü bilmiyorum. Heyecanlı olduklarını fark edebiliyor, ama buna engel olamıyordum. Bedenimi oynatacak derman benden alınmıştı. Ve bir noktadan sonra... O bok kokulu köylülerin insafına kalmıştım. Bilincim tekrar kapanırken, bunun ne kadar utanç verici bir his olduğunun farkına vararak uykuma yattım.

*

Günler mi geceler mi... Bilmiyorum. Ama eninde veya sonunda, uyanmayı başardım. Çok ağır bir uykuydu bu, derindi ve yorucuydu. Sanki katman katman yorganın altında kalmışım ve dışarıya çıkmak için debeleniyormuşum gibi hissediyordum. Ayılmaya başladıkça, üzerimdeki yorgunluk denen hissin aslında daha ilkel bir şey olduğunun farkına vardım. Bu, en temek ve ilkel haliyle, umutsuzluğun verdiği bir bitkinlikti. Bedenim basit bandajlarla sarılı, beyaz bir odanın içindeyken... Burasının bir hastane olmadığını çabucak fark etmiştim. Et ve kemikten suretimin her bir köşesinde duyduğum ağrıdan bir şeyler çıkaracak olursam, bayılmadan önce ne kadar iyiysem hala o kadar iyiydim.

Ve yaşlı bir kadın gelip durumumu açıkladığında, tahminlerimin doğru olduğu ortaya çıkmış oldu. Hala Rise'nin köyündeydim ve eski bir hemşirenin elinden, sadece durumu stabil hale getirmek gelmişti. Dahasına gücü yetmezdi. Kadının söylemesine gerek dahi yoktu, ama durumu yeterince iyi açıklamıştı bile. İlk önce bir şey söylemedim, söyleyemedim. Kadının verdiği bardak bardak suyu içerken, bir seçim yapmam gerektiğine kanaat getirmiştim. Ya burada kalacak, fazla uzaklaşmayacak ve bir organımı kaybetmeye göz yumacaktım. Bu durumda, Sanraku'nun ve gizemininin izini büyük ölçekte kaybetmemiş olacaktım. Öteki seçenek ise, tekrar yola koyulmamı gerektiriyordu.

"Eğer senden beni yaşatmanı isteseydim... Eksik bir hayata devam ederdim, öyle değil mi? Asla eskisi gibi güçlü olamaz, eski formumun zayıf bir gölgesi olarak yaşama tutunurdum. Tüm samimiyetimle, bu yeterince iyi değil. Bana baktığınız için teşekkürler, ama gitmeyi tercih ederim. Avlamam gereken bir tanrı var, potansiyelimin yarısını kaybetmeyi göze alamam."

Bir yolculuğu daha kaldırabilecek dinginliğe eriştiğimde, hiç kimseye bir şey söylemeden ve dikkatleri üzerime çekmeden köyden ayrılacak; şifa bulmak amacıyla yolculuğu koyulacaktım. Bir tanrıyı yenmek için, prensiplerimden birinden vazgeçmem; Tsuneboshi maceramın benden götürdüğü en büyük şeydi aslında. Anonimliğimi kaybedecek olmak, sözsüz bir kanunun çiğnenmesi demekti. Günahtı, ama düşünecek olursak...

Belki de, gerekli bir adımdı.



Image

► Show Spoiler
Image
Künye

İsim: Ashikaga Shun
Yaş: 20
Cinsiyet: Erkek
Element: Fuuton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chuunin
Ryo: 1.000
Ün: 10
GP: 0
PP: 3



Motivasyon
Egosantrizm: Shun, hayatı tamamen tek kişilik yaşayan bir insandı. Bu hayatı, sadece kendisinin oynaması için oluşturulmuş bir oyun bahçesi olarak görüyordu. Tek gerçek insan oydu, her zaman oydu ve her zaman o olacaktı. Kendi arzularının peşinde koşmak, onun yaşama amacı haline gelmişti. Arzuladığı şeyleri söküp almak için güne uyanır, ertesi gün yine bu bilinçle uyanabilmek için uykuya dalardı. Değişken ruh hali ve sofistike zevkleri, o an için ne arzuladığını belirlerdi. Ama buradaki odak, Shun'un ne arzuladığı değil, arzuladığı şeyi elde etmek için gittiği yoldu. Bu yolda yürürken acı çekmek, hayal kırıklığına uğramak veya yolun sonunda coşkun bir mutluluğa kavuşmak... Yolun tümünden mutlu olan bir insandı Shun, yolu bitirebildiği ve arzusunu söküp alabildiği senaryolarda tabii. Geri kalan hiçbir şey veya hiçkimse önemli olmazdı. Düşündüğünü yapmalıydı, çünkü o tek ve özeldi. Ne olursa olsun, ne feda edilmesi gerekiyorsa edilsin. Her şeyin ve herkesin üstünde olmak, yaşama bilinciydi.

Galaksi Rehberi: Hangi yolu, nasıl yürümesi gerektiğine bu sayede karar verebilmişti Shun. Sofistik ve sanatsal zevkleri vardı bizimkinin, daha önce hiç görmediği bir yücelik karşısında erirdi. Yüce ve zengin şeylere sahip olmak, sanat eserlerinin doğumuna şahit olmak, kimsede ait olmayana sahip olmak gibi nice tutkuya sahipti. Fakat bunu asla ve asla, aynı yerde bağlı kalarak yapamazdı. Yepyeni şeyler görmeli ve her gördüğü muhteşem şeyi kendisine katmalı ve sahip olmalıydı. Bunu yapabilmek için yürürdü Shun, bir şeyler öğrenmek ve bunları kazanabilmek için. Kimsenin görmediğini görebilmek ve kimsenin sahibi olamadığı güzelliklere sahip olabilmek için. Zevkleri konusunda çok seçiciydi, paylaşmaktan da pek hoşlanmazdı Shun. Ama her zaman, ama her zaman onları göstermekten ve sahip olduğunun bilinmesinden hoşlanırdı. Onun galaksi rehberi de buydu işte, yüceliği söküp almak ve kendisine katmak!



Komplikasyon
Güvenli Alan; Varlık: Shun, kitleler arasında ki en dikkat çekici insan olması gerektiğini düşünür. Çünkü diğer insanlardan daha 'farklı' ve pekala daha özeldir. Shun'un güvenli alanı, en çok ilgi duyulanın, sözü dinlenilen ve akılda kalan insanın kendisi olduğu ortamlardı. Fakat normal insanlar gibi, aynı güvenli alanda yaşayabilen bir insan değildi o. Sürekli yoluna devam eden bir missing-nin olarak, ne yaparsa ve nereye giderse gitsin; kendi güvenli alanını da beraberinde getiren bir adamdı. En çok ilgi toplayanın (en etkileyicinin) Shun olmadığı, sözleri verenin ve tutanın o olmadığı her an, bu psikolojik ve toplumsal üstünlüğü geri almak için hemen hemen her şeyi yapabilir.



Özellikler
Ciğer Yarası: Karakter her ne kadar karaciğerindeki yaralanmayı iyileştirmişse de, tedavi sonrası rehabilitasyon süreci içerisinde kondisyon bakımından olumsuz etkilerle karşılaşması muhtemeldir. Bu nedenle karakter, eşit özellikteki kişilere nazaran daha çabuk yorulmakta ve yorgunluğu arttıkça direnci de düşmektedir. Karakterin aksiyonları rehabilitasyon sürecine doğrudan etki etmektedir. Tüm bu durum karakterin rutin hayatında herhangi bir engel oluşturmamaktadır.



Profil

Stat Listesi
Güç: 3
Çeviklik: 5
Kondisyon: 3
Potansiyel: 3
Varlık: 11
Zeka: 9

Beceri Listesi
Atletizm: 1
Akrobasi: 1
El Hassasiyeti: 1
Saklanma: 1
Form: 1
Ninshuu: 1
Aldatma: 1 {Favori}
Empati: 1
Sosyalleşme: 1
Tıp: 1
Farkındalık: 1
İzcilik: 1



Teknikler

Taijutsu
Shigure: C Rank

Genjutsu
Rakumei no Jutsu
Shibou no Jutsu
Magen: Bunshin
Teishi no Jutsu
Raigen

Ninjutsu
Shunshin



Ekipmanlar/Eşyalar
Yuna no Katana
2 Sentetik Misina, 5mt (Normal Kalite)
1 Patlayıcı Parşömen (Normal Kalite)
4 Sis Bombası (Normal Kalite)
3 Kunai (Normal Kalite)
3 Shuriken (Normal Kalite)
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1460
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Post by GM - Naruto » September 26th, 2019, 1:47 pm

Kendini yeni bir yolculuğa hazır hissettiğin anlarda, kaldığın odaya son bir kez bakıyor ve günün yerini akşama bıraktığı anlarda odanın camından çıkarak kendini sokaklara atıyorsun. Bu yolları ilk yürüdüğünden farklı bir ruh haliyle adımlarını köyü dışına doğru yönlendiriyor ve kısa bir süre sonra köyden ayrılıyorsun.

Rise’nin köyünden çıkıp birkaç küçük yerleşim yerini ardından bırakmanın ardından, diğerlerine nazaran daha gelişmiş bir köye vardığında, yaranın artık kalıcı olarak tedavi edilmesi gerektiğini fark ediyorsun. Dolayısıyla bu köyde seni tedavi edebilecek eller ararken, bulunduğun köyün bir grup haydudun kontrolü altında olduğunu keşfediyorsun. Otoritenin uzaklaştığı bu köyde, sana yardım eli uzatabilecek kişilerin profillerini aşağı yukarı kestirebiliyorsun. Bu sebeple fazla zaman kaybetmeden, seni iyi edebilecek bir kişiyi aramaya başlıyorsun. Onlarca kişiyle geçen sıkıcı konuşmaların ardından, köyün kuytu mahallerinde illegal olarak doktorluk yapan birileri olduğunu duyumunu almanla, bu adamla tanışmak için harekete geçiyorsun. Tipi itibariyle, anlatılanları destekler nitelikte olan adam, senin tedavini fahiş bir fiyata yapabileceğini söylese de, çulsuzluğun başına dert oluyor. Türlü konuşmaların ardından adam, köyden geçen bir kervanda değerli malzemelerin bulunduğunu, bu malzemeleri kendisine getirmen halinde seni ücretsiz bir şekilde tedavi edebileceğini söylüyor. Zoraki bir şekilde bu teklifi kabul etmenin ardından ise, mevcut kondisyonun çerçevesin yaptığın bir planla kervanı beklemeye koyuluyorsun.

Ishigakureli birkaç shinobi tarafından korunan iki at arabasından ibaret bir kervan görüş açına girdiğinde, vakit kaybetmeden harekete geçiyorsun. Kurduğun pusu kısa sürede kontrolü ele almanı sağlarken, üç Ishigakure shinobisini etkisiz hale getirmeyi başarıyorsun. Kaya Ülkesi sınırlarına yakın bu baskın sonucunda, ardından üç ölü shinobi ve iki sivil bırakıyorsun. Sivillerin sana zarar veremeyeceği inancıyla onları sağ bırakmayı tercih ediyorsun. Aslında bu tercihinin bir diğer sebebi, sınıra yakın bir köyün tüm bu aksiyona az da olsa şahit olabileceği ihtimali oluyor. Üzerine yüklenen suçları arttırmamak amacıyla, sivilleri canlı bırakmak bu aşamada çok daha mantıklı bir hamle olarak değerlendirilebilir.

At arabalarında malzeme yüklü olanı alarak seni tedavi edecek adama götürdüğünde, adamın bir hayli mutlu olduğunu görüyorsun. Aslında içerisinde toplasan 50.000 Ryo etmeyecek malzemenin adam için başka değerlere sahip olduğunu düşünüyorsun. Yine de bu konuya çok kafa yormadan, tedavine başlatıyorsun. Birkaç günün sonunda ise, iyileşmiş bir şekilde tekrar eski kondisyonunu kazanıyorsun. Ancak adam sana kısa bir süre yaralanmanın etkisini sürdürebileceğini, yine de kendini pek yormamanı salık veriyor. Sonrasında ise… Bu aşamadan sonrası tamamen sana kalıyor…

Ödüller
Detaylar:
  • Görev Sonu:
    • 40 GP
    • 0 Ryo
    • 3 PP
Sonuç:
  • Net:
    • 40 GP
    • 3 PP
Ayrıca aşağıdaki özelliği kazanmış durumdasın, bu özelliği imzana eklemen gerekmektedir.
Off Topic
Ciğer Yarası
Karakter her ne kadar karaciğerindeki yaralanmayı iyileştirmişse de, tedavi sonrası rehabilitasyon süreci içerisinde kondisyon bakımından olumsuz etkilerle karşılaşması muhtemeldir. Bu nedenle karakter, eşit özellikteki kişilere nazaran daha çabuk yorulmakta ve yorgunluğu arttıkça direnci de düşmektedir. Karakterin aksiyonları rehabilitasyon sürecine doğrudan etki etmektedir. Tüm bu durum karakterin rutin hayatında herhangi bir engel oluşturmamaktadır.
Off Topic
Konu sonlanmıştır. GM ile yeni bir konuya başlamak için GM isteğinde bulunmanız gerekmektedir.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
Locked

Return to “Yağmur Ülkesi”