[Jirou Ryu] Hiç Kimseden Biri

User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1347
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

[Jirou Ryu] Hiç Kimseden Biri

Post by GM - Naruto » July 7th, 2019, 7:22 pm

Kurobe Vadisi'nin merkezinde bulunan Ishigakure'de kış günlerinin iyiden iyiye hissedilmeye başladığı bu dönemde, köye düşen kar taneleri ile hakim renk konumunda olan kahverenginin hükümdarlığı giderek sonlanıyor. Adına yaraşır bir biçimde kapıyı çalan kış günleri, sert soğuk rüzgarlarıyla insanları evlerine ve dükkanlarına mahkum ederken, Ishigakure'yi canlı kılan en büyük unsur shinobiler oluyor. Özellikle savaşın ardından yaşanan değişimler, herkes tarafından kolaylıkla anlaşılır olsa da, içinde bulunduğu shinobi grubundaki gerginlik, sanki alınbandından kanına akıyor. Her ne kadar kazanılan zafer gururlu bir hava yaratsa da, zaferin bedelinin beklenenden daha ağır olması nedeniyle shinobiler arasındaki yeni prensipler de gün yüzüne çıkmaya başlıyor. Kış kadar çetin eğitimler ve bu eğitimde artan memnuniyetsiz vahşi hava shinobilerin iliklerine kadar işlerken, bu yeni düzene ayak uydurulmaya çalışılınıyor. Hatta bu durum öyle bir hal almış durumdaki, shinobi sınıfında olup da savaşın ardından herhangi bir eğitime veya göreve dahil olmayan kişi sayısı iki elin parmağını geçmeyecek düzeyde. Bu şanslı veya duruma göre şanssız kesimden biri olarak, savaşın ardından kapının çalınacağı günü beklemekte olduğun bir gece, odanda duyduğun tıkırtı ile irkilerek gözlerini açıyorsun.

Gözlerini odanın içinde gezdirmeye başladığın anda hemen cam kenarında beliren bir silüet sana doğru kolunu uzatırken, istemsizce kendini savunmak için elin yerinde olmayan wakizashine gidiyor! Karanlık el seni boğazından yakalayıp yatağına yapıştırırken "Uyandın mı Jirou Ryu? Ama geç kaldın, çünkü seni çoktan öldürmüştüm. Hem de altı kere..." diyor. O anda, ayın loş aydınlığı sayesinde seni kavrayan adamın suratını görme imkanın oluyor. Çatık kaşları, alnındaki yara izi ve geceden daha karanlık uzun saçlarıyla karşındaki kişinin Furuta Kageyasu olduğunu anladığın anda, rahatlaman mı yoksa daha da mı gerilmen mi gerektiği konusunda pek de emin olamıyorsun. Kageyasu'nun derinden gelen sesi, geceyi daha karanlık, kışı ise daha soğuk yaparken "Yatağın sıcak değil mi? Olmamalı..." diyen Kageyasu elini boğazından çekerken "Hazırlan ve beni takip et." diyor. Son derece net bir emir kıvamnda olan bu sözlerden sonra, göreve hazır bir asker edasıyla yatağından kalkıp doğruca üstünü değiştiriyor ve ekipmanlarını alıyorsun. Tüm bunları yarım dakika içinde halletmenin ardından Kageyasu camdan kendisini karanlığa bırakırken, sen de onu takip ediyorsun.

Ishigakure içindeki boş karanlık sokaklarında başladığınız koşu şeklindeki ilerleyiş, her bir shinobiyi görüşünüzde yön değiştirmeyle sonuçlanıyor. Birkaç saniye çatıda ilerliyor ve bir shinobi görüp tekrar aşağıya iniyorsunuz. Akabinde bir shinobi daha görüyor ve daha o sizi fark edemeden boş bir sokağa dalıyorsunuz. Sanki Ishigakure shinobilerinden kaçan kaçaklar tadında yaptığınız bu ilerleme yaklaşık 15 dakika sürüyor ve sonunda, tüm Ishigakure'yi görebildiğiniz bir yükseltide duruyorsunuz. Kageyasu senden 15 saniye kadar önce bu yere varmış olsa da, Kageyasu'nun sergilediği görüntü, sanki yıllardır buradaymış gibi geliyor sana. Ishigakure'ye bakan gözlerinizin çıkardığı duyulmaz sesler eşliğinde süren sessizlik, kısa bir süre sonra Kageyasu tarafından bozuluyor. Derinden gelen sesiyle yarattığı zemheri havası, kışı yaz gibi hissettirirken "Savaşta kaç kişinin ölümünden sorumlusun Jirou Ryu? Chisa ile yaptıklarınızı duydum... Duymamayı yeğlerdim! Ellerinde kendi yoldaşlarının kanıyla yaşamak nasıl bir duygu? Bunun ilk olmadığını da biliyorum... Neydi adı? Ryoken? Ah, evet..." diyor. Birden şimşekler çakan bakışları sana dönen Kageyasu "Daha önce hiç karşılaşmadık, ancak seni gördüğüm ilk anda içindekini gördüm Jirou Ryu. İşe yaramaz, beş para etmez bir çöp... Aynısını Chisa'ya da söylemiştim. Bir çöp, fazlası değil! Ve bu iki çöp savaşta ne yapıyor? Onca yoldaşının ölümüne rağmen ufak bir çocuğu savaş ganimetiymiş gibi köyüme getiriyor! Ne acınası!" diyor. Sanki bu sözlere karşı herhangi bir cevap vermen ebediyen yasaklanmış gibi kendini hissettiğin bu anda, Kageyasu bakışlarını bir kez daha Ishigakure'ye çeviriyor ve "Burası benim köyüm... Ve ben köyümde çöp görmek istemiyorum." diyor. Bir usta tarafından yıllarca azim ve sabırla bileylenmiş bir katana keskinliğindeki bu sözler seni bir düşmandan çok, acınası bir varlık olarak hedef alırken Kageyasu boş ve iğreti bakışlarını sana yönlendirirken "Sen ne görüyorsun Jirou Ryu? Ishigakure'ye baktığın zaman, bir çöpten daha fazlası olmadığını itiraf etmek istemiyor musun?" diyor.
Off Topic
GM'nin bendeniz Fortius'tur. Her türlü sıkıntıda bir özel mesaj uzağınızdayım. Pasiflik süresi 48 saat olarak planlanmaktadır.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Jirou Ryu
Ishigakure
Ishigakure
Posts: 166
Joined: September 1st, 2018, 8:08 pm

Re: [Jirou Ryu] Hiç Kimseden Biri

Post by Jirou Ryu » July 7th, 2019, 9:53 pm

Küçük bir çocukken tüm savaşları bitirebileceğime dair o tatlı inanç, eskisi kadar tatlı gelmiyordu artık. Ne kadar zor, ne kadar uç bir arzuya sahip olduğumu henüz yeni idrak edebiliyordum. Kimisinin annesini, kimisinin babasını, kimisinin çocuğunu veya dostunu kaybettiği bir kışa ilk girişi değildi İshigakure'nin; ama benim ilk girişim gibiydi. Sanki ilk kez şahit oluyor, ilk kez bu basıklığı ruhumun derinliklerine bir kene gibi yapışmış şekilde hissediyordum. Aslında bunun sebebini içten içe bildiğimin farkında olsam bile bunu kabullenmek beklediğimden daha zor oluyordu sadece. Bu benim ilk savaşımdı. İçinde bulunduğum ve birilerinin kanlı canlı bir şekilde öldüğüne şahit olduğum ilk savaştı; ama bunların arasında öyle bir ilk vardı ki, aslında en çarpıcı olanı oydu. Liderliğini üstlendiğim bir grubun büyük kısmı benim emrim altındayken ölmüştü, bu ilklerin en kötüsü ve en ağırıydı. Belki de tüm her şeyi ilk kez oluyormuş gibi hissetmemin de tek sebebi; çünkü bu benim sorumluluğumdu. Bu sorumluluğun önünde sebepler önemsizdi. Benim yüzümden olmuş ya da olmamış en gereksiz sığınaktı. O sorumluluğun altında, dayanabilecek hiçbir dayanak yoktu. Onlar benim emrimdeyken ölmüşlerdi. Bu gerçeğin altında tüm sebeplerin ezilebileceğini, tüm bahanelerin bir hiç olup yok olabileceğinin maalesef farkındaydım. Zaten kolaya kaçmak hiçbir zaman becerebildiğim bir şey olmamıştı. Her zaman en zoru, en ağırı ile yüzleştirmiştim kendimi. Tüm suçu Chisa'ya atarak rahatlatamamıştım kendimi, sıyrılmamıştım bu çamurdan ve kandan. Bir aptal gibi ve olması gerektiği gibi tüm çamuru ve kanı üzerimde görmeyi kabullenmiştim.

Ağırdı. Koca bir dağdan çok daha ağır bir yüktü. Bu yükün içerisinde sadece cansızlar değil, o cansızların geride bıraktığı henüz canlı insanlarda vardı; ama altında ezilip pes edebileceğim kadar değildi, sadece ağırdı. Olmasa iyi olurdu ama olması da dizlerimi titretmeyecekti. Zamanı geri alamazdım. O insanları geri getiremezdim, bundan sonra yapabileceğim tek şey adımın altına yazılmış dostlarımın sayısı kadar bir insan olmamdı. Bundan sonra o kadar insan kadar çabalayıp, koşuşturmam gerekiyordu. Artık sadece tek bir insanın sorumluluğu ile değil, onlarca insanın sorumluluğu ile yaşıyordum. Bu ağır olandı ama bu yüzden de taşınabilir olandı.

Zor olan tek şey uyumaktı. Gördüğüm kabusların çoğu alışmaktan uzak, korkunç şeylerdi. Bu yüzden uyuduğum zaman aslında tekrardan uyanıyordum bir savaşın içerisinde. Her günüm bitmiş bir savaşın kırıntılarını birleştirmekle geçerken gecelerim ise o savaşları bir kez daha yaşamakla son buluyordu.

Alışagelmiş bu döngünün aykırı olan tek gecesi kıştan daha sert bir tona sahip ses tonunda saklıydı. Her şeyin yavaş kaldığı, ölümün o adamın kollarında son derece hızlı bir şekilde can bulduğu bir gecede, altı kere ölümün kıyısından döndüğüm, aksi bir uyanıştı o alışagelmiş döngünün farklı çarkı.

Alışık olmadığım, daha önce hiç görmediğim ama her detayını bilebildiğim o tanıdık yüzün sert hatları sert bir şekilde çarpmıştı beni. Neye vurgu yapmak istediğini gayet iyi anlayabiliyordum ama sadece tek bir sözüne katılamıyordum. Yatağımın sıcak olduğunu idda ediyordu; ama yatağım soğuktu. Dışarıdaki kardan, Furuta Kageyasu'nun ses tonundan ve belki de dünyanın en soğuk kalbinden daha da soğuk bir yataktı.

Bu gece her şeyi anlaşılabilir kılan o soğuk yüz hatlarım, saniyelerle birlikte alışmıştı bu garip olaya. Furuta Kageyasu'nun gecenin bir vakti benden ne istiyordu bilmiyordum ama eninde sonunda bunu öğrenecek olmam merakımı yok ediyordu. Kıyafetlerimi giyip, yenilenmiş ekipmanlarımı ve yenilenmemiş olan eski Wakizashi'mi yanıma almıştım. Göreve duyarlı reflekslerim her şeyi ile karanlık ve gizemli görünen bu gecede, benim aksime yolun sonunda bir görevin varlığının olduğunu düşünmüş olmalıydı.

Evi terk edişim, karlı bir kış gününde hızlı bir tempoda koşmaya evrildi önce. Hemen ardından ise anlamsız bir kaçışa. Sayıları azalmış köyümün Shinobiler'inden sakındık kendimizi. En azından Furuta Kageyasu'nun takip ettiğim adımlarında bir saklanış çabasının izleri vardı. O gizemi de aralamadım, sadece takip ettim. Ayak uydurdum, uyum sağladım. Bir yükseltinin tepesinde, gözlerimiz İshigakure'nin beyaza bürünmüş haline şahitlik ederken, benim manzaramın tek farkı metrelerce önümdeki, sanki yıllardır farklı farklı insanlara ev sahipliği yapan bu yapılardan farkı yokmuş gibi gözüken Kageyasu'ydu. En az bu yapılar gibi, yıllardır burada öylece dikiliyormuş gibi bir görüntüsü vardı.

Bir kayayı andırıyordu. İshigakure'nin özünü.

Sessizliği bozan tek şey başlarda esen rüzgarın uğultusuyken, bu uğultunun ardından gelecek o fırtınayı görememiştim. Yüzü yaralı Shinobi konuşmaya başladığında bana sert gelen tek şey artık kelimelere gizlenmiş keskin katana savuruşlarıydı. O sözleri duydukça yükümün ağırlaştığını hissedebiliyordum ama asla o sabit, o buz gibi bakışlarımı gözlerinden çekmeye yeltenmiyordum. Söylediği her şeyin zaten farkındaydım... Farkında olduğum şeyler bana ne kadar zarar verebilirdi ki? Ne kadar umurumda olurdu bu sözler? Ne kadar incitirdi beni? Eskiden bu soruların cevabı galiba titreyen vücudumda, acıyan kalbimde gizli olurdu. Kalbim hala acıyor olmasına rağmen, bacaklarımın titremediğine emindim.

O yüzden sözleri bittiğinde, karşısında o sözlerin altında ezilmiş biri yerine, dimdik duran biri olduğundan emin olacaktım. Gururlu değil, sadece dimdik.

Gözlerim onun gözlerindeyken; "Liderliğini yaptığım grupta beş arkadaşım öldü." dedim soğuk bir tonunun bu soğuk atmosfere karışmasını umarak. Ryoken kısmını göz ardı ederek belki de ona göre umursamayarak sözlerime benzer bir üslupta devam ettim; "Ağır bir duygu. Onları geri getiremeyeceğim biliyorum. Eminim sizde getiremezsiniz o elinizdeki katana'ya rağmen. Bu yüzden alın bandıma beş insanın daha sorumluluğu kazındı. Artık bu İshigakure'ye hizmet ederken onların ağırlığı ile hizmet etmek zorundayım. Bir yapıyorsam beş tane daha yapmak zorundayım. Onların benim liderliğim altında öldüler, bunu değiştiremem ya da inkadar edemem. Bunların farkındayım. Bu unutturabileceğim ya da telafi edebileceğim bir hata değil, bununla yaşamayı öğrenip, sadece köyüme hizmet etmeye devam edeceğim. Nasıl bir duygu olduğunu sorarsan kısaca beraber yaşamaya alışmam gereken bir şey ve bir daha olmaması için elimden geleni yapmam gereken bir şey..."

Sustum bir kaç saniye. Kageyasu'nun kanlı olduğunu idda ettiği avuçlarıma bakarken, "O ufak çocuğun adı Motoki. En son sorgulandığını duymuştum. Umuyorum ki bu öfkeniz bir çocuğu konuşturamadığınız için değildir?" dedim kafamı bir kez daha gözlerine denk gelecek şekilde kaldırırken. Açık avuç içim sözlerimle eş bir şekilde kapanıp, yumruk şeklini alırken: "Bir çöp olabilirim, hiç kimse olabilirim. Bunlar bu köye hizmet ettiğim sürece önemsediğim şeyler değil. İshichou-sama'nın size yaptığı gibi, beni köyden uzaklaştırabilirsiniz, köyüme hizmet etmeye devam edeceğim. Alın bandımı alabilirsiniz gene de bu köye hizmet etmeye devam edeceğim. İsmimi, yeteneklerimi, varlığımı... Benden alabileceğiniz her şeyi söküp alsanız bile bu köye olan sevgimi alamadığınız sürece, bu köye ve dünyaya dair beslediğim umutları benden alamadığınız sürece ben hizmetime devam edeceğim. Bu yüzden aşağılayıcı sözleriniz kalbime, değerlerime ulaşmaktan uzak. Çünkü zaten orada bu sözlerin farkında olan biri var." diye sonlandırdım sözlerimi. Bakışlarımı üzerinde tuttum, gecenin bir vaktinde bana bu sözleri söylemek için neden bu kadar zahmete girdiğini anlamaya çalıştım; ama onun için hayal kırıklığı olduğuna emindim.

Acaba benden beklediği tepki neydi? Muhtemelen aylar kadar öncesinde istediği tepkiyi alabilirdi ama artık insanların kolay kolay farkında olduğum şeylerle bana zarar verebileceğini sanmıyordum; ama hâlâ beni burada tutanın, arkamı dönüp gitmemi engelleyen şeyin ne olduğunu merak ediyordum.
Künye
İsim: Jirou Ryu
Yaş: 18
Cinsiyet: Erkek
Element: Raiton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chuunin
Ryo: 100.000 Ryo
Prestij: 1 PP
Ün: 22
Kullanılabilir GP: 0 GP
Motivasyon
Tek adam olmak: Tüm dünyayı tek bir çatı altında toplama hedefi onun motivasyonudur. Bu sayede dünyadaki tüm gereksiz savaşları sonlandıracağına inanmaktadır ve gerekirse bunun için bir savaş daha çıkartmaya hazırdır.
Komplikasyon
Kanayan yara: Ailesinin ölüp ölmediğini bilmemek onun kalbine saplanmış bir hançer gibidir. Sürekli kanamasına, sürekli acımasına sebep olmaktadır. Her zaman aklının ucunda bu soruyla yaşamasına sebep olmaktadır ve kim bilir belki bu soru onun sonu olacaktır.

Özellikler

Profil
Güç: 5
Çeviklik: 10
Kondisyon: 5
Potansiyel: 5
Varlık: 4
Zeka: 4

Beceri Listesi
[Güç] Atletizm: 1
[Çeviklik] Akrobasi: 1
[Çeviklik] El Hassasiyeti: 1
[Çeviklik] Saklanma: 2
*[Kondisyon] Form: 3
*[Potansiyel] Ninshuu: 5
[Varlık] Aldatma: 1
*[Varlık] Empati: 4
[Varlık] Sosyalleşme: 1
[Zeka] Tıp: 1
[Zeka] Farkındalık: 1
[Zeka] İzcilik: 1


Ninjutsu
Shunshin, D-rank
Otonaku Ashi Jutsu, D-rank
Girigiri, D-Rank
Kizetsu no Jutsu, C-Rank
Choune no Jutsu, C-rank
Jintei, C-Rank
Raiton no Yoroi, A-rank
Raiyata, A-rank


Taijutsu
Musatsu Stili, B-Rank

Genjutsu

Karakterin Üzerinde Bulunan Ekipmanlar/Eşyalar
-Kaderin cilvesi sonucu elde edilen Wakizashi
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1347
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Jirou Ryu] Hiç Kimseden Biri

Post by GM - Naruto » July 9th, 2019, 9:40 am

Kurduğun cümleleri bir kayanın sertliğiyle dinleyen Kageyasu, duruşuna yaraşır bir şekilde en ufak tepki göstermiyor cümlelerine karşı. Her bir sözünü, kelimeni harfi harfine anladığına emin olsan da, Kageyasu’nun yüzünde herhangi bir tatmin veya anlayış emaresi de göremiyorsun. Kendi sözlerini boşa sarf etmemiş olduğunu anladığın Kageyasu’nun, senin sözlerine de benzer bir anlayışla karşıladığına ilişkin bir tereddüdün bulunmasa da, sessizlik bir buhran havası yaratmaya yetiyor. Son kelimelerin ağzından döküldüğü anda ise, Kageyasu ilk tepkisini veriyor sana. Şimşek gibi hızlı, elinin tersiyle suratına indirdiği tokat, seni bir adım geriye sürüklüyor! Ağzının kenarından dudaklarına süzülen kan, buruk bir tat vermeye başlarken Kageyasu “Bunları seni aşağılamak, gururunu incitmek için mi söylediğim sanıyorsun!? Her bir kelimemin ve bu tokadın bir anlamı var.” diyerek lafa giriyor. Hiddetli bakışlarının ardında saklanan dinginliği sana bahşetmekten kendini alıkoymayan Kageyasu “Eline bulaşan kanla yaşamayı öğrenmeyi planlıyorsun, öyle mi? Hayır Jirou Ryu… Ben nefes aldığım sürece, liderliğin altındaki insanların ölümlerine alışarak yaşayamayacaksın! Her attığın adımda, her aldığın nefeste, her göz kırpışında onların ölümünden sorumlu olduğunu anımsayacaksın! Gece vicdanının sızıyla uyuyamayacaksın! Yoldaşlarımın ardında bıraktığı eşlerini ve çocuklarını gördüğünde, duyduğun utançla yok olmak isteyeceksin! Ne demek istediğimi anlıyor musun Jirou Ryu? Onların ölümünden sorumluyken, bunu bilerek yaşamaya alıştırmayacağım seni! Eğer bir saniye bile alışırsan, bu tokattan daha fazlasıyla hatırlatacağım sana!” diyor.

Kageyasu senin üzerindeki bakışlarını Ishigakure üzerine çevirirken, cümlelerini tam anlamıyla anlaman için birkaç saniye sessiz kalıyor. Yüzüne yediğin tokadın yarattığı yanma hissi hafiften geçmeye başlarken Kageyasu “Motoki dediğin çocuğu konuşturduk, ancak o daha bir çocuk… Ne yaptığını bile bilmeyen, sadece sevilmek ve var olduğunu ortaya koymak için bir şeyler yapmış olan türden bir çocuk. Bu yüzden o çocukla senin aranda büyük bir fark var.” diyor. Bakışları bir kez daha sana kayan Kageyasu “Ishigakure’deki hiçbir çocuğu sevgisiz bırakmadık, onların her doğrusunu takdir ettik ve her yanlışlarında yanlarında durduk. Bu yüzden o çocukla seni kıyasladığımda, sana çöp demekten kendimi alıkoyamıyorum. Sizleri bu kadar desteklerken ve sizlere bu kadar güvenirken yoldaşlarınızın ölümüne sebep olmanız veya onları ölüme terk etmeniz, affedilir türden bir şey değil. Zaten sizi bir çöpten farksız kılmayan yanınızda bu!” diyor. Kageyasu’nun cümleleri sanki seni aşağılamaktan, hor görmekten ziyade, sana bir şeyleri anlatmaya çalışıyor gibi ağzından çıkarken, bu kez sessinde belirgin bir pişmanlık ve utanç hissediyorsun. Kalbinin derinlerinde hissettiğin bu duygular, cümlelerle bir bütünlük yaratırken Kageyasu bir kez daha Ishigakure’ye dönüyor yüzünü.

1.90 boylarındaki bir dağ gibi görünen Kageyasu Ishigakure’nin her bir sokağını inceler gibi beklerken, en sonunda “Köyüme hizmet edeceksin Jirou Ryu. Az önce sana söylediklerimi aklından çıkarmadan ve bu kez kendi bildiğin şekilde değil, benim sana söylediğim şekilde bunu yapacaksın! Bu yüzden sana bir görev vereceğim.” diyor. Bu cümlelerinin ardından tüm vücuduyla sana doğru dönen Kageyasu “Buraya gelirken kendi yoldaşlarımıza görünmemeye çalıştık, zira sana vereceğim görev Ishigakure içinde sadece birkaç kişi tarafından bilinecek. Normal şartlarda bu görev Çakıllar tarafından yerine getirilmesi gerekiyordu, ancak elimizde senin gibi köyüm için aradan çıkarabileceğim birileri varken, bu görevi Çakıllara devretmek saçmalık olurdu.” diyor. Cümlesinin arasına sıkıştırdığı ve söylemekten hiçbir çekince duymadığı “aradan çıkarmak” ifadeleri, görevin gidişatıyla ilgili olarak sana aşağı yukarı bir mana çıkarmana olanak sağlamış olsa da Kageyasu “Köyün dışında Yuuma Narihira isimli biriyle buluşacaksın. Bu kişi Riaru’nun adamları içine sızmayı başarmış biri ve bizim için muhbirlik yapıyor. Narihara ile buluşmanın ardından, ikiniz birlikte Riaru’nun çekildiği topraklardaki bir karargaha gideceksiniz. Aldığımız istihbari bilgiye göre Riaru’nun en yakın adamlarından biri olan Agano Ganmaru bu karargahta gizleniyormuş. Narihara ile göreviniz ise, bu bilgiyi teyit etmek.” diyor. Görevin amacını ve gidişatını anlaman için sana kısa bir zaman veren Kageyasu “Ancak sana hatırlatmam gereken bir husus var… Bu görevin deşifre olması halinde, yüzleşeceğin tek son ölümün olacak. Bu Narihara için de geçerli bir kural… Eğer bir sorun varsa ki olduğunu sanmıyorum, Narihara ile buluşma noktasına gidelim.” diyerek konuşmasını sonlandırıyor. Kageyasu’nun sana olan bakışlarında, bu görevin üstesinden gelip gelemeyeceğin noktasında şüpheleri olduğunun farkındasın, ancak buna rağmen harcaması kolay biri olarak seni gördüğü için bu görevin sana verildiğini de hissediyorsun.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Jirou Ryu
Ishigakure
Ishigakure
Posts: 166
Joined: September 1st, 2018, 8:08 pm

Re: [Jirou Ryu] Hiç Kimseden Biri

Post by Jirou Ryu » July 9th, 2019, 1:30 pm

"Anlıyorum... Günahımın bedeli buysa, sıkıntı yok. Bu ağırlık ile alışmadan yaşamaya devam ederim öyleyse." diye çıkarken sözcükler ağzımdan, elim yavaşça yüzümün yarısını kaplayan peçeyi çıkartmıştı. Sağ elimin baş parmağı ağzımın kenarından sızan kandan bir tutam alırken, o kana bir kaç saniye bakmıştım öylece. Bu benim bir insandan yediğim ilk tokattı ve hayattan yediğim tokatlara kıyasla çok daha farklı bir hissiyatı vardı. Bu hissiyatı ömrüm boyunca unutamayacağıma emindim; çünkü ben babasından hiç tokat yememiş bir çocuktum. Tokatlar çocuklara ebeveynleri tarafından çok büyük hata yaptıklarında atılırdı. Baş parmağıma sinmiş kandan bakışlarımı çekip, Kageyasu'ya doğru çevirirken göz bebeklerimde minnettar bir ifadenin izleri olduğuna emindim. O gözlerde teşekkür eden bir çocuğun silueti vardı. Gülen ve gülerken aynı zamanda ağlayan küçük bir çocuğun silueti.

Soğuk, tokadın etkisiyle yanmakta olan dudağımın kenarına aç bir sivrisinek sürüsü gibi yapışıp ısırırken, Kageyasu'nun köye dönen bakışları ile ben de gözlerimi beyaza bürünmüş İshigakure'ye çevirmiştim. O köyü izleyerek sarf ediyorken cümlelerini bende köyü izlerken dinliyordum söylediklerini.

Motoki... Köyün belki de en keskin hatlarına sahip, her şeyi ile bir katana'yı andıran bu herif tarafından bile kabullenmiş, köyün bir ferdi olması için kabul edilmiş gözüküyordu. O savaş alanında bulduğumuz yalnız ve çaresiz bir çocuktu. O savaşa dair görebildiğim tek güzel şeydi. Onu kurtarabilmiş olmamıza seviniyordum. Geceleri kafamı yastığa koyduğumda gördüğüm kabuslara sebep olan tüm o hatalara kıyasla, Motoki hata olarak göremeyeceğim tek güzel şey olarak kenarda öyle usulca duruyor, beni izliyordu. Onun İshigakure'de güzel bir geleceği olacağına inanıyordum. Bir sürü arkadaşı olacak ve belki de hayalini kurduğu o alın bandına sahip olacaktı.

Her çocuk gibi, oda güzel olan her şeyi hak ediyordu.

Motoki'ye kıyasla ben artık bir çocuk değildim. Yaşadıklarım, hayatıma binen yükler ve daha da binecek olan yüklerden bunu hissedebiliyordum. Tüm o koca yalnızlığa, tüm o zorluklara ve büyüme dair duyduğum o hevese rağmen çocukluğuma dönmek, tekrardan o yılları yaşamak isterdim; ama saniyelerin bile beni çocukluğumdan uzaklaştırdığı bu dünyada, tek imkansızlık zamanı geri almaktı.

Kageyasu'nun sözleri karşısında derin bir nefes alma mecburiyetinde hissetmiştim kendimi. İshigakure bize bu kadar güveniyorken, bizim yaptığımız tek şey bu güveni yaptığımız büyük hatalarla hiçe saymaktı. İshigakure'yi üzecek iki hata yapmıştım. Biri hayatımın hiçbir kısmında pişmanlık duymayacağım Ryoken konusuydu. O herifi ne olursa olsun orada bırakmamam gerekiyordu; ama bıraktığım içinde pişman değildim. O herif kötü bir insandı. İçindeki kötülüğü, sadece ben varım diyen o çılgınlığı görebilmiştim çünkü. Köye hiç dönmemesini, köyüme bir daha hiç zarar vermemesini istemiştim sadece. Şimdi nerede ne yapıyor bilmiyordum ama onun köye zarar verecek bir potansiyeli olduğuna emindim. Belki yıllar beni haksız çıkartırdı ama o potansiyel Ryoken'de vardı. Diğer husus ise savaştaki başarısız liderliğim sonucunda ölen insanlardı. Burada istemli bir hata yapmamıştım, sadece bir beceriksizdim. Ya da çok daha doğru tabiri ile Kageyasu-san'ın dediği gibi, bir çöptüm.

Kageyasu'nun sesindeki o pişmanlığı ve utancı hissettiğimde kalbimin derinlerinde bir acı can bulmuştu. Bir elim kalbimin olduğu bölgenin tam üstünü kavrayıp sıkarken: "Özür dilerim her şey için." demiştim titreyen bir ses tonunda; ama bu özrü Kageyasu'dan değilde, İshigakure ve beceriksizliğim yüzünden zarar gören herkesten dilemiştim. Kageyasu'nun sesine konmuş o pişmanlık ve utanç çok daha fazlasıyla benim bu özrüme sinmişti. O dimdik duran Jirou Ryu'dan eser kalmadığını, omuzlarımın çöktüğünü ve başımın utançtan öne eğildiğini söyleyebilmek için bir aynaya bakmama gerek yoktu.

Köyüme hizmet etme sözcüklerini duyduğumda içimde biriken o mutluluk ve huzuru tarif edebilmenin bir yolu olduğunu sanmıyordum; ama buna rağmen üzerime çökmüş o utanç ağırlığından kafamı kaldırıp, omuzlarımı düzeltememiştim. Kageyasu'nun bakışlarının üzerime döndüğünü hissettiğimde, sadece kulaklarımı verebilmiştim ona. Görevin içeriğini aktarırken sarf ettiği cümleleri dikkatle dinlerken, aradan çıkartmak sözcüğü ikinci bir tokat gibi sertçe vurmuştu. Bu görevin ne kadar zor olduğu ya da ölüm riskiyle alakalı bir şok değildi, İshigakure için düştüğüm konumla alakalıydı. Acı bir gülümseme yüz hatlarımda belirirken, bu durumu sadece kabullenmiştim.

Kageyasu-san'ın görevi açıklayan sözcüklerinden, o topraklara tekrardan dönebileceğimi kestirebiliyordum. Zor ve yükü bir ağır göreve benziyordu. Başarabilmek için elimden geleni yapmak için bir çok sebebi olan bir göreve. Bu yüzden tüm detayları, içinde bulunduğum bu ağır atmosfere rağmen aklıma kazımıştım.

Kageyasu'nun son sözleri ile birlikte yavaşça kafamı kaldırıp gözlerinin içine bakmıştım sadece. Yüzümde içinde bulunduğu durumdan memnun gibi gözüken içten bir tebessüm belirirken: "Anlıyorum, sorun yok. Gideceğim." demiştim. Duygu belirtisinin olmadığı ama bir kez daha İshigakure için göreve çıkabilmenin getirdiği o gururdan izleri taşıyan bir ton ve duruş ile. Yavaşça siyah bir karartı dudaklarımın üzerine sinip, o tebessümü gizlerken, bir kez daha köyüm için göreve çıkmaya hazırdım, feda edilebilir bir insan olarak ve bunu hiç umursamayarak.
Künye
İsim: Jirou Ryu
Yaş: 18
Cinsiyet: Erkek
Element: Raiton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chuunin
Ryo: 100.000 Ryo
Prestij: 1 PP
Ün: 22
Kullanılabilir GP: 0 GP
Motivasyon
Tek adam olmak: Tüm dünyayı tek bir çatı altında toplama hedefi onun motivasyonudur. Bu sayede dünyadaki tüm gereksiz savaşları sonlandıracağına inanmaktadır ve gerekirse bunun için bir savaş daha çıkartmaya hazırdır.
Komplikasyon
Kanayan yara: Ailesinin ölüp ölmediğini bilmemek onun kalbine saplanmış bir hançer gibidir. Sürekli kanamasına, sürekli acımasına sebep olmaktadır. Her zaman aklının ucunda bu soruyla yaşamasına sebep olmaktadır ve kim bilir belki bu soru onun sonu olacaktır.

Özellikler

Profil
Güç: 5
Çeviklik: 10
Kondisyon: 5
Potansiyel: 5
Varlık: 4
Zeka: 4

Beceri Listesi
[Güç] Atletizm: 1
[Çeviklik] Akrobasi: 1
[Çeviklik] El Hassasiyeti: 1
[Çeviklik] Saklanma: 2
*[Kondisyon] Form: 3
*[Potansiyel] Ninshuu: 5
[Varlık] Aldatma: 1
*[Varlık] Empati: 4
[Varlık] Sosyalleşme: 1
[Zeka] Tıp: 1
[Zeka] Farkındalık: 1
[Zeka] İzcilik: 1


Ninjutsu
Shunshin, D-rank
Otonaku Ashi Jutsu, D-rank
Girigiri, D-Rank
Kizetsu no Jutsu, C-Rank
Choune no Jutsu, C-rank
Jintei, C-Rank
Raiton no Yoroi, A-rank
Raiyata, A-rank


Taijutsu
Musatsu Stili, B-Rank

Genjutsu

Karakterin Üzerinde Bulunan Ekipmanlar/Eşyalar
-Kaderin cilvesi sonucu elde edilen Wakizashi
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1347
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Jirou Ryu] Hiç Kimseden Biri

Post by GM - Naruto » July 10th, 2019, 10:21 am

Kageyasu ile olan konuşmanı birkaç kelimeden oluşan cümleler ile sonlandırmanın ardından birlikte harekete geçiyorsunuz. Yol boyunca ikinizin de ağzını bıçak açmıyorken, Kageyasu özellikle seninle konuşmamayı tercih ediyor gibi görünüyor. Sürekli olarak etrafını kolaçan ederek ilerleyen Kageyasu ile Ishigakure sınırlarını aşıyor ve yarım saatlik bir yolun sonunda etrafı kayalıklarla çevrili bir alanda iki kişiyi görüyorsunuz. Kageyasu, bu iki kişinin sizi göremeyeceği bir açıya konumlandığı sırada, sen de ona benzer şekilde bir kayanın ardına geçiyorsun. Tüm yolculuk boyunca Kageyasu ile ilk kez bu anda göz göze geliyor ve senkronize bir şekilde iki adamın olduğu yere bakışlarınızı çeviriyorsunuz.

Görüşünüzde olan iki adamdan bir tanesi, bir kayanın üzerine oturmuş halde bekliyor. Üzerinde tamamen siyah kıyafetleri olan, yaklaşık 170 cm boylarında, atletik bir fiziği olduğu belli olan ve hemen sağ tarafında bir katanası olduğu anlaşılan mor saçlı adamın hemen karşısında ise hemen hemen aynı boylarda olan ve Çakıllara ait kıyafetleri olan bir kişi bir şeyler konuşuyor. Aranızdaki mesafe konuşmayı anlamanız için yeterli olmasa da, bir süre sonra Kageyasu bulunduğu noktadan çıkıyor ve gözleriyle kendisini takip etmeni söylüyor.

Kageyasu’nun kayanın arkasından çıkmasının ardından, görüş açınızdaki iki kişi de sizi fark ediyor ve oturan adam ayağa kalkarken, ikisi de yüzlerini size doğru dönüyor. Birkaç adım gerisinden takip ettiğin Kageyasu, katanasını kınında ayırmak için harekete geçerken “Kendi sonunu tayin eden bir tavşan!” diyor. Kageyasu’nun bu yersiz cümlesi ilerlemesine ve katanasını çekmesine engel olmazken, Çakılların kıyafetlerine bürünmüş adam “Ancak gökte süzülen bir kartal!” diyor. Her ne kadar adamın duruşunda bir değişiklik görememiş olsan da, içgüdüsel olarak bu adamın da saldırıya hazır bir şekilde durduğunu fark ediyorsun. Bu anda ister istemez sen de vücudunu olası bir saldırı veya savunma için hazırlarken Kageyasu “Yem olmak mı yoksa yemlemek mi?” diyor. Aranızda birkaç metre kalan kişi ise “Tek olmak mı güvenmek mi?” diyor. İkili arasında geçen bu konuşmanın ardından Kageyasu katanasını tekrar kınına sokarken, Çakıllara ait kıyafeti giymiş olan adam etrafa yaydığı aurayı silerek “Kusura bakmayın Kageyasu-senpai!” diyor. Kageyasu ise son derece kendine yaraşır bir şekilde “Sorun yok Fuuta, görevini yapıyorsun.” diyor ve hemen arkasından mor saçlı adamı göstererek “Teyit ettin mi?” diye soruyor. Adının Fuuta olduğunu anladığın adam kafasıyla Kageyasu’nun sorusunu onaylarken, mor saçları olan adam lafa giriyor ve “Kageyasu-sama! Tanıştığımıza memnun oldum. Sizinle yüz yüze konuşmak bir onurdur efendim” diyor. Sevecen bir şekilde elini tokalaşmak için uzatan adama karşı Kageyasu herhangi bir karşılık vermezken “Yuuma Narihira… Bu zamana kadar oldukça yararlı bilgileri bize ulaştırdın. Ishigakure adına sana teşekkür etmeliyim.” diyor. Narihira ise dalgalı saçlarının arasına serpiştirdiği hafif bir tebessümle karşılık verirken Kageyasu “Ancak şimdi daha büyük bir amacımız var ve bu sefer tüm yükü omuzlarına yüklemeyeceğiz. Daha önce irtibatlaştığımızda Ganmaru’nun yerini aradığımızı söylemiştim ve şimdi ona ulaşmamız gerekiyor. Bazı kuşlar bana Ganmaru’nun hangi karargahta olduğunu söylediler ve karargahlara girmek senin esas işin olduğu için bu görevi senin yerine getirmenin uygun olacağını düşündük.” diyor. Kageyasu bu cümlelerinin ardından seni omzundan tutup Narihira’ya doğru yaklaştırırken “Sana görevinde eşlik edecek kişi. Mümkünse ölmesin!” diyor. Özellikle "mümkünse" kelimesinin üstüne ayrı bir vurgu yapan Kageyasu'nun bu cümlelerine karşı Narihira hala tebessümünü korumaya devam ederken “Sağ salim bir şekilde köye geri döneceğinden emin olabilirsiniz Kageyasu-sama!” diyor. Bu sözlere Kageyasu pek bir tepki vermezken, bu kez bakışlarını sana çeviriyor ve “Narihira’nın yanında onun işlerini zorlaştırmak için değil, işlerini kolaylaştırmak için gidiyorsun Jirou Ryu! Unutma, Narihira Riaru’nun adamlarından biri ve onların içine sızdığınızda, saçma sapan şeyler yapma!” diyor.

Kageyasu son cümlelerinden sonra ikinizi de bir kez daha detaylıca süzdükten sonra, Ganmaru’nun bulunduğu bildirilen karargahın yerini size söylüyor. Gidiş süresi ve yolu konusunda pek bir fikrin olmasa da Narihira bahsedilen karargahın yerini bildiğini, bu karargahın birkaç günlük uzaklıkta olduğunu ve diğer karargahlara nispeten daha korunaklı olduğunu anlatıyor. Kageyasu ise hiçbir şeyi mazeret saymayacağını belirten açık cümlelerinden sonra, başka bir sorun yoksa göreve başlamanızı söylüyor. Narihira başından beri yüzündeki tebessümle herhangi bir sorun veya sıkıntı olmadığını söylerken, ortamdaki bakışlar üzerine dönüyor.

Yuuma Narihira
Image
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Jirou Ryu
Ishigakure
Ishigakure
Posts: 166
Joined: September 1st, 2018, 8:08 pm

Re: [Jirou Ryu] Hiç Kimseden Biri

Post by Jirou Ryu » July 10th, 2019, 4:30 pm

Duygularım ince bir buz tabakasının üzerinde ahenkle adımlıyordu sanki. Bazen kırılmaya yüz tutmuş bir buzun ince tıkırtısı doluyordu kulağıma.

Geceye başlangıç anıma dair neredeyse eser yoktu. O dimdik duruş, o buz gibi gözler ve gizlenmiş duygular. Hepsi Kageyasu-san'ın ağır sözleri altında ezilmiş ya da kesilmişti; çünkü o ne zaman konuşsa, sanki bir katana tarafından saldırıya uğruyormuş gibi hissediyordum. Sözlerinde bir katanın kılıftan çıkarken çıkarttığı o tiz sesten izler vardı. Sanki katana ile bir olmuş ilahi bir figürdü karşımdaki bu etten kemikten adam; ama tüm bunlara rağmen beni yaralayan tek şey tüm söylediği şeylerde haklı olmasıydı. Bu yüzden canım acıyordu, bu yüzden her şeyi donduracak kadar soğuk olduğuna inandığım o buz tabakası, şimdi erimeye yüz tutmuş ince bir tabakayı andırıyordu.

Derin bir nefes genzimi yakıp, akciğerlerime dolarken Kageyasu-san ayağında karı o koca adımlarına hiç yakışmayacak bir dikkat ve zarafet ile ilerlemeye başlamıştı. O adımları takip ederken, bu sefer beni yaralayan şeyin sessizlik olacağını hiç düşünmemiştim. Yol boyunca sanki ben orada yokmuşum gibi davranmıştı. Benden tiksindiğini hissediyordum. Eğer bu görevde ölürsem hiçbir şey hissetmemek yerine, sevinecek gibi bir hali vardı. Köyüme, bu hayatta elle tutulabilir sahip olduğum tek değere gerçekten bu kadar zarar mı vermiştim bu savaşta?

Yersiz bir soru olduğunun farkında olsamda, içimde bir yerlerde köyüme bu kadar zarar verdiğim gerçeğini kabullenmek istemiyordum. En çürük dala bile sarılıp, tüm bu yaşananların uzun bir gecenin tatsız bir kabusu olmasını diliyordum; ama koşar adım ilerlerken, esen soğuk rüzgarın yüzüme tokat gibi çarpan o hissi, asla uyanmayacağım bir kabusta olduğumu söylüyordu sanki bana.

Tüm bu düşüncelere rağmen, dikkatimin hâlâ büyük kısmı Kageyasu-san ve görevdeydi. Aptallık yapıp dalgınlığa düşerek daha görevin başında kendimi dahada yerin dibine sokmak istemiyordum. Hoş bunu özel bir çaba ile yapmama gerek bile yoktu; zira yapım gereği her zaman temkinliydim ben. Belki de bu yüzden en doğru anda Kageyasu-san ile göz göze gelip, kayaların arasındaki o iki figüre aynı anda dönmüştük.

Bu anda her şey hiç olmuş, tek önceliğim anın kendisi olmuştu. Adamlardan birinin Çakıllardan biriydi, diğeri ise her şeyi ile yabancı geliyordu gözüme. Geceyi üzerine sindirmiş gibi duran o siyah kıyafetler ile kayanın üzerinde bir heykel gibi duruyordu sanki. Onu canlı kılan şeylerin kıpırdayan dudakları ve rüzgarda savrulan mor saçları olduğunu görüyordum. En iyi ihtimalle ise bu adamın görevde eşlik edeceğim kişi olduğuna şüphe yoktu.

Kötü ihtimal ise geceyi kirletebilecek kan gibi gözüküyordu. Zira Kageyasu-san'ı takip eden adımlarım, fazlasıyla gergin bir atmosfere giriş yapmama netice olmuştu. İki tarafında her an silahlarını çekmeye hazır olduğu bu ortama sadece uyum sağlamakla yetinmiştim. Çakıllardan gibi görünen Shinobi ile Kageyasu-san'ın ise anlaşılmış özel bir şifrede karşılıklı olarak paslaşmaları kanı akıtacak ya da çözülen kınları geri bağlayacak faktördü.

Neyse ki, o kılıçlar çekilmemiş, o kan hiç akmamak üzere gerginliği de beraberinde alıp atmosferden kaybolmuştu. Yerini ise güven ve göreve bırakmıştı.

Tek eksik samimiyet gibi gözüküyordu ama kaya gibi sert duran Kageyasu-san'ın olduğu bu ortamda bunun olması fazla lüks bir şey olurdu. Gene de Fuuta isimli Çakıl'ın ve muhbir görevini bu zamana kadar başarılı ile yerine getirmiş olan Narihira'nın içten insanlar olduğuna şüphe yoktu.

Kageyasu-san beni omzumdan tutup öne atana kadar olaylarla kendimi bir türlü bağdaştıramayan, dışlanmış bir figür görevinde konuşmaları dinliyordum; ama bir anda kendimi öne çıkmış bir vaziyette bulunca artık bu görevin bir parçası olduğuna emin olmuştum. Kageyasu-san konuşmasını devam ettirirken, 'Mümkünse ölmesin' kısmında usulca kafamı ona çevirip bir kaç saniye bakmıştım sadece.

İshigakure hâlâ bendne umudunu kesmemiş miydi yoksa?

Derin bir minnet hissi içime dolarken, Kageyasu-san'ın bana uyarı niteliğinde sarf ettiği cümlelerini başımı ileri geri sallayarak onaylarken, son olarak cümlelerim ile tescil ettim: "Bana güvenebilirsiniz."

Bir kez daha görevin içeriğine dönen akışta yetersiz bilgisizliğimden ötürü kaybolup giderken, Narihira'nın bu sızma görevlerinde hakim bir insan olmasından ötürü kendi açımdan umutsuzluğa kapılmıyordum. Bu yüzden Narihira gibi benim de herhangi bir sorum yoktu.

"Sorum yok; fakat alın bandımı kabul ederseniz size emanet etmek istiyorum Kageyasu-san. Sızma sırasında sıkıntı çıkarabilir ve olur da işler kötü giderse alın bandımın düşmanların eline geçmesini istemiyorum. Bu benim onurum. " dedim. Bu noktada bir kez daha azar yiyebilirim diye düşünmüyor değildim. Ama sızma sırasında çıkabilecek en ufak riski bile yok etmek istiyordum.

Eğer ölürsem onurumun emin ellerde olmasını ve cesedimin herhangi bir yere ait olmayan bir hiç kimse olmasını istiyordum. İshigakure, en azından ölümümde zarar görmemeliydi.
Künye
İsim: Jirou Ryu
Yaş: 18
Cinsiyet: Erkek
Element: Raiton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chuunin
Ryo: 100.000 Ryo
Prestij: 1 PP
Ün: 22
Kullanılabilir GP: 0 GP
Motivasyon
Tek adam olmak: Tüm dünyayı tek bir çatı altında toplama hedefi onun motivasyonudur. Bu sayede dünyadaki tüm gereksiz savaşları sonlandıracağına inanmaktadır ve gerekirse bunun için bir savaş daha çıkartmaya hazırdır.
Komplikasyon
Kanayan yara: Ailesinin ölüp ölmediğini bilmemek onun kalbine saplanmış bir hançer gibidir. Sürekli kanamasına, sürekli acımasına sebep olmaktadır. Her zaman aklının ucunda bu soruyla yaşamasına sebep olmaktadır ve kim bilir belki bu soru onun sonu olacaktır.

Özellikler

Profil
Güç: 5
Çeviklik: 10
Kondisyon: 5
Potansiyel: 5
Varlık: 4
Zeka: 4

Beceri Listesi
[Güç] Atletizm: 1
[Çeviklik] Akrobasi: 1
[Çeviklik] El Hassasiyeti: 1
[Çeviklik] Saklanma: 2
*[Kondisyon] Form: 3
*[Potansiyel] Ninshuu: 5
[Varlık] Aldatma: 1
*[Varlık] Empati: 4
[Varlık] Sosyalleşme: 1
[Zeka] Tıp: 1
[Zeka] Farkındalık: 1
[Zeka] İzcilik: 1


Ninjutsu
Shunshin, D-rank
Otonaku Ashi Jutsu, D-rank
Girigiri, D-Rank
Kizetsu no Jutsu, C-Rank
Choune no Jutsu, C-rank
Jintei, C-Rank
Raiton no Yoroi, A-rank
Raiyata, A-rank


Taijutsu
Musatsu Stili, B-Rank

Genjutsu

Karakterin Üzerinde Bulunan Ekipmanlar/Eşyalar
-Kaderin cilvesi sonucu elde edilen Wakizashi
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1347
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Jirou Ryu] Hiç Kimseden Biri

Post by GM - Naruto » July 11th, 2019, 10:01 am

Kageyasu’ya alın bandınla ilgi cümlelerinin kurmanın ardından, ona alın bandını uzatıyorsun. Birkaç saniye elindeki alın bandına bakan Kageyasu, alın bandını alırken “Bunu sana geri vermek üzere değil, Riaru’nun eline geçmemesi için alıyorum. Anlıyor musun?” dedikten sonra size arkasını dönüyor ve “Güvenme konusunu ise… Geri dönersen konuşuruz.” diyor. Bu son cümlesinin ardından bulunduğunuz noktadan uzaklaşmaya başlayan Kageyasu’nun ardından Fuuta “Görevinizde başarılar!” demekle yetiniyor ve ardından bir duman bulutuyla birlikte kayboluyor. Birkaç dakika sonunda ise Narihira ile baş başa, kayaların arasında bir başınıza kalıyorsunuz.

Yüzünden tebessümünü eksik etmeyen Narihira, tıpkı senin gibi Kageyasu ve Fuuta’nın gidişini sessizlikle izledikten sonra, olduğu yere çöküveriyor ve soğuk kış havasına rağmen elinin tersiyle alnında biriken ter damlalarını silerken “Gerginlikten bayılmamak için kendimi zor tuttum! Kageyasu-sama sürekli böyle biri midir?” diye soruyor sana. Bu esnada Narihira bir yandan da katanasını ve ekipman çantasını kontrol etmeye başlıyor. Bu kontrolün ardından ise yola koyulacağınızı rahatlıkla anlayabiliyorsun. Tam bu esnada ise Narihira, belki de senin tam cevap vereceğin sırada lafını kesercesine, “Kageyasu-sama’dan çekindiğin için bir şey sormamış olabilirsin, yerinde olsam ben de soramazdım. Ama bana sormak istediğin bir şeyler varsa seve seve cevaplarım. Hem de kaşlarımı hiç çatmadan!” diyor Kageyasu’nun genel duruşuna atıfta bulunarak. Bu sorusu sırasında ise Narihira yola çıkmak için gerekli tüm hazırlıklarını yapmış gibi duruyor.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Jirou Ryu
Ishigakure
Ishigakure
Posts: 166
Joined: September 1st, 2018, 8:08 pm

Re: [Jirou Ryu] Hiç Kimseden Biri

Post by Jirou Ryu » July 11th, 2019, 9:13 pm

Ortamı geren şey, Kageyasu-san'ın ağzından çıkan sözcüklerin atmosferinde gizliydi. Kaya gibi bir iradenin, katana gibi keskin dürtülerle buluştuğu bu adam kesinlikle ürkütücüydü. Öyle ki, her seferinde gözleri gözlerimin içine baktığında, üzerime savrulmuş bir katanın korkutuculuğunu hissediyordum. Bu kesinlikle insanların zirve dediği şey olmalıydı ve İshichou'nun yıllar önce bu seviyedeki bir adamı yenerek, kendi liderliğini kabul ettirmesi esasen başka bir korkutucu gerçeği gözlerimin önüne seriyordu. Zamanında İshichou bana, o koltuğu ya kanla ya da akılla alabileceğimi söylemişti; ama şimdi görüyordum ki, o koltuğu kanla almak istesem bile bu oldukça zor bir şeydi. Neyseki tek arzum, İshichou-sama'nın o koltuğu bana kendi arzusu ile gurur duyarak vermesiydi.

Kageyasu-san'ın bir ölüm meleğinin gözlerini andıran o ürkütücü bakışlarının alın bandım üzerinde kitlenmesi bir kaç saniyeliğine tedirgin hissetmeme sebep olsada, en sonunda o alın bandını alması içimi rahatlatmıştı. En azından en kötü sonuçta bile, onurum emin ellerde olacaktı. Hoş Kageyasu-san'ın sözlerinden bunu benim için yapmadığını anlamak çok zor olmasada, en azından netice iyiydi.

Tüm o sözlerine rağmen ben gene de Kageyasu-san'ın içten içe iyi bir insan olduğunu ve İshigakure altında yaşayan herhangi birinin kötülüğünü istemediğini düşünüyordum. Sadece bunu belli etmiyor ya da oda bunun farkında değildi; ama o keskin aura bizleri tehdit etsede, asla bizi kesmiyordu.

Kafamı minnet dolu bir ağırlık adı altında öne doğru bir kaç kez sallayarak duygularımı ifade etmemin ardından sonrasında yapmam gereken tek şey o ağır adımların bizden uzaklaşmasını izlemek olmuştu. Bu ağır adımlar aynı zamanda, atmosferdeki tüm gerginliği beraberinde götüren bir mıknatıs gibiydi. Bunu anlamanın en kolay yolu ise en az benim kadar rahatlamış gözüken Narihira-san'dı.

Fuuta-san'ın iyi dilekleri ile birlikte da bir anda yok olması ile kayaların arasında izole olmuş iki birey olarak baş başa kalınca, onu yakından bir kez daha detaylıca süzdüm. Esasen sızma görevleri için çok aykırı bir tipi olduğunu düşünüyordum; çünkü kolay kolay unutulmayacak fiziksel bir görünümü vardı, ama yetenekleri ile bunu aştığını ya da tam aksine bu özelliğinden faydalandığını da düşünmüyor değildim. Onca tehlikeli görevi başarı ile tamamlayıp, sağ çıkan bir insanın kesinlikle benim aksime bu konu üzerine üst düzey marifetleri olmalıydı. Benimse ilk sızma görevimdi. Bu konu üzerine aldığım giriş seviyesi eğitimler dışında, pek bilgim yoktu. Ya doğaçlama gidecek ya da bu işin üstadı olan Narihira'nın sözünden çıkmayacaktım. Muhtemelen ikincisi yapacağım şeydi; ama bu tarz görevlerde ani gelişen olaylar karşısında doğaçlama yapmak gerekebiliyordu ve bu tarz durumlarda, çuvallamam ölmemiz anlamına geliyordu.

Kötü düşünceler zihnime dolup, her şeyi ile beni tüketmeye başladığında derin bir nefes alıp, düşünmeyi bıraktım. Tam bakışlarımı Narihira-san'ın üzerinden çekecektim ki, sorduğu soru ile bir kez daha ona odaklanmak zorunda kaldım. Esasen Kageyasu-san'ın normal halinde olduğunu düşünüyordum ben, en azından buraya gelmeden önceki haline kıyasla daha sakin ve daha ılıman bir yapısı vardı; ama bu halinin bile aykırı olduğu gerçeği, benimde farkında olduğum bir şeydi. Tam cevap vermek için ağzımı açacakken, yolculuk hazırlıklarını sürdüren Narihira'nın bir kez daha hızla söze girmesi engelledi beni. Bu noktada Narihira-san'ın tam olarak istediğim noktaya değinmesi, bir nebze de olsa içimi rahatlattı. Zira bu görev benim için bir ilkti ve her şeyi ile bilinmezlik doluydu. Bu bilinmezliklerin bir kısmını burada soracağım sorularla yok etmek, sonrasında işime çok fazla yarayabilirdi.

Sözlerinin bittiğine emin olduğumda söze girdim, Narihira-san'ınki kadar içten olmayan, ama samimi bir tonda: "Dürüst olmak gerekirse onu bu gece benimde ilk görüşümdü. Hoş hakkında çok şey duymuştum; ama bende bu gece tanıdım ve benim tanışmam, seninkine kıyasla çok daha kötü geçti. Bence iyi haline denk geldin." dedim o kötü anları buruk bir gülümseme ile hatırladığım sırada, ilk sorduğu soruya hitaben. Hemen ardından Narihira-san'ın tutumuna benzer bir tutum ile cevap vermesine fırsat vermeden sorularımı sormak için konuşmamı sürdürdüm: "İlk olarak bunun benim ilk sızma görevim olduğunu bilmeni isterim. Bu yüzden öncesinde tam olarak nasıl sızacağımız konusunda beni aydınlatmanı istiyorum. Kılık değiştirerek mi? Kendimizi belli ederek mi yoksa shinobi usulü mü?" Gözlerimi onun gözlerinin içine odaklarken, son söylediğimi anlamasını umarak söylemiştim. "İkinci husus benim geçen ki savaşta cephede Riaru'nun adamları ile içli dışlı olmam. Eğer kendi kimliklerimiz ile sızacaksak düşük bir ihtimal olsa da, birilerinin gözü beni ısırabilir bir yerlerden. Bu noktada hain bir İshigakure Shinobi'si olarak yanında bulunabilirim; ama inandırıcı olması için şimdiden bir yalan uydurmamız, işimizi o anda kolaylaştırabilir. İshigakure'nin ikinci bir saldırı için gizli bir örgüt ile anlaşmak üzere olması gibi, değerli gözüken bir tuzak mesela."

Bir an söylediklerimi kafamın içinde tarttım. Kafama takılan yönleri iyi ifade edip etmediğini düşündüm; cevabın ise Narihira'nın iki dudakları arasında olduğunu bilmem o cevabı çekip almak için sabırsız kıldı beni. Bu görev ister istemez beni heyecanlandırıyordu.
Künye
İsim: Jirou Ryu
Yaş: 18
Cinsiyet: Erkek
Element: Raiton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chuunin
Ryo: 100.000 Ryo
Prestij: 1 PP
Ün: 22
Kullanılabilir GP: 0 GP
Motivasyon
Tek adam olmak: Tüm dünyayı tek bir çatı altında toplama hedefi onun motivasyonudur. Bu sayede dünyadaki tüm gereksiz savaşları sonlandıracağına inanmaktadır ve gerekirse bunun için bir savaş daha çıkartmaya hazırdır.
Komplikasyon
Kanayan yara: Ailesinin ölüp ölmediğini bilmemek onun kalbine saplanmış bir hançer gibidir. Sürekli kanamasına, sürekli acımasına sebep olmaktadır. Her zaman aklının ucunda bu soruyla yaşamasına sebep olmaktadır ve kim bilir belki bu soru onun sonu olacaktır.

Özellikler

Profil
Güç: 5
Çeviklik: 10
Kondisyon: 5
Potansiyel: 5
Varlık: 4
Zeka: 4

Beceri Listesi
[Güç] Atletizm: 1
[Çeviklik] Akrobasi: 1
[Çeviklik] El Hassasiyeti: 1
[Çeviklik] Saklanma: 2
*[Kondisyon] Form: 3
*[Potansiyel] Ninshuu: 5
[Varlık] Aldatma: 1
*[Varlık] Empati: 4
[Varlık] Sosyalleşme: 1
[Zeka] Tıp: 1
[Zeka] Farkındalık: 1
[Zeka] İzcilik: 1


Ninjutsu
Shunshin, D-rank
Otonaku Ashi Jutsu, D-rank
Girigiri, D-Rank
Kizetsu no Jutsu, C-Rank
Choune no Jutsu, C-rank
Jintei, C-Rank
Raiton no Yoroi, A-rank
Raiyata, A-rank


Taijutsu
Musatsu Stili, B-Rank

Genjutsu

Karakterin Üzerinde Bulunan Ekipmanlar/Eşyalar
-Kaderin cilvesi sonucu elde edilen Wakizashi
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1347
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Jirou Ryu] Hiç Kimseden Biri

Post by GM - Naruto » July 12th, 2019, 9:57 am

Kageyasu hakkında söylediklerine karşılık Narihira tebessümü aşan bir gülümsemeyle sana karşılık verirken, ağzıyla “Fiyuut” şeklinde çıkardığı ses ile de talihsiz bir zamana denk gelmemiş olduğuna duacı görünüyor. Sızma olayıyla ilgili kurduğun düşüncelere ve ortaya attığın fikirlere ise benzer bir tebessümle karşılık veriyor Narihira. Hemen ardından senin sözlerinin bitmiş olduğu idrak ederek “Ben zaten Riaru’nun bir adamıyım, unuttun mu? Sen de örgüte katılmak isteyen yeni birisin… Tüm hikayemiz bundan ibaret.” diyor. Kendince çok açıklayıcı bu cümleleri duymak senin yeteri kadar tatmin etmiyor elbette. Buna karşın Narihira burada oturup sohbet etmekten ziyade bir an önce harekete geçmek istiyor gibi görünüyor. Bu iki karşı fikir bir araya geldiğinde Narihira “Her şeyi çok güzel açıkladım, değil mi?” diyor gülümseyerek ve devamında “Yolda detaylı anlatayım, vakitten kazanmış oluruz.” diyor hafifçe tek gözünü kırparak.

Narihira’nın son cümlelerinin üstünde birlikte yola koyuluyorsun. Ishigakure sınırının ötesindeki dağlık araziye doğru yöneldiğinizde, doğruca batı istikametine doğru gittiğini fark edebiliyorsun. Engebeli araziye rağmen ilerleyişiniz makul bir hızda ilerlerken “Bu görevi birlikte yürüttüğümüze göre, işleri biraz başından anlatmam gerekiyor.” diyerek lafa giriyor Narihira. Bu girizgah nedeniyle uzun bir hikaye dinleyeceğini anladığında ise, kulaklarını Narihira veriyor ve geri kalan tüm konsantreni ilerleyişine yöneltiyorsun.

“Yağmur Ülkesi’ndeki karışıklıkların ardından Riaru’nun yanında yer almaya başladım.” diyerek söze giren Narihira “Sonrasında yavaş yavaş yakınındakilerin güvenini kazandım. Hepsi çok hırslı insanlardan oluşan bir grup adam ve Riaru’ya sıkı sıkı bağlılar. Ben ise sadece yaşanan karışıklıklardan zarar görmemek adına Riaru’nun yanında bulundum. Çünkü ne Amegakure ne de Yağmur Ülkesi, sınırlardaki köylerle yeteri kadar ilgilenemiyordu. Çeteler, haydutlar, gaspçılar… Günlük hayatın sıradanlaştırdığı kişilerdi…” diyor. Geçmiş günlerine dair anılarında ne pişmanlık ne de umutsuzluk tonu bulunan Narihira sanki okuduğu sıradan ve etkileyici bir öyküsü olmayan kitabı özetler gibi konuşuyor seninle. Yolunuzu bu noktada önünüze gelen bir tepenin yamaçlarından geçmek istercesine kuzeye doğru çevirdiğinizde Narihira “Zamanla onlardan biri oldum, ancak bana sorarsan, Riaru’nun amaçlarını kavrayamamıştı alt tabaka… Onun emirlerine riayet etseler de, gözler üstlerinden çevrildiği vakit, bahsettiğim haydutlara dönüşüyorlardı. Riaru büyüdükçe, altındaki adamlar küçülüyordu.” diyor. Bu noktada tepenin yamaç kısmından tekrar batıya doğru dönüyorsunuz ve Narihira da “Tabi bu bahsettiğim grupların sayısı iki elin parmağını geçmez. Ancak olmaması gerektiğini düşünüyordum. Tüm bunların üzerine Ishigakure ve Kusagakure’nin saldırıları, beni Ishigakure’ye sürükledi. Riaru’nun bir geleceği olmadığını görüyorum ve bu yüzden kendi geleceğimi kurmaya çalışıyorum.” diyerek hikayesini sonlandırıyor.

Narihira’nın anlatımlarının ardından kısa süreli sessizlik olsa da, içten içe onun bir şeyler daha söyleyeceğini hissettiğin için herhangi bir şey söylemiyorsun. Fikirlerini, yorumlarını ve sorularını sona saklarken Narihira “Karargaha ulaştığımızda herhangi bir zorluk yaşayacağımızı düşünmüyorum. Kimsenin seni hatırlamayacağından neredeyse eminim! İşimizi zora sokan tek kısım Ganmaru’ya ulaşma noktasında olacaktır. Onu gün yüzüne çıkarmak için, anlık bir şeyler yapmamız gerekecek. Zira Ganmaru planlı programlı bir adam değildir. Canı ne isterse onu yapar. Kurallar ve duygular gibi şeyler onun için anlamsızdır. Bu yüzden onu gözle görebileceğimiz bir şekilde yönlendirecek bir şeyler bulmamız gerekecektir. Onunla konuşmayı istemek veya ona önemli bir şeyi söylemek gibi bahaneleri yutmayacaktır. Senin düşündüğün hain Ishigakure shinobisi fikri ise başlı başına felaketimiz olacaktır. Böyle bir durumda Ganmaru’yu bizzat görsek de, ne sen ne de ben onun bakışlarının altından ayrılamayız. Daha kötüsü, senin ağzından dökülecek cümleler için canını acıtacaktır… Hem de dayanamayacağın kadar.” diyor. Bu anlatımlarıyla birlikte Narihira sözü sana bırakıyor. İlerleyişiniz hızla devam ederken Narihira’nın anlattıklarının gerçekliği karşısında içinde hiçbir şüphe oluşmuyor. Bu sıralarda savaş sırasında Heizo’nun sözlerinin daha en başında seni ne kadar rahatsız ettiği aklına geldiğinde, Narihira’dan buna benzer ve hatta bunun yanından geçen bir sinyal dahi alamıyorsun.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Jirou Ryu
Ishigakure
Ishigakure
Posts: 166
Joined: September 1st, 2018, 8:08 pm

Re: [Jirou Ryu] Hiç Kimseden Biri

Post by Jirou Ryu » July 12th, 2019, 5:26 pm

Ağzından çıkmasını beklediğim sözcüklerin başta ufak bir misillemeden ibaret olacağını sanmam, tüm o arzu ve hissi bir anda silinmesine sebep oldu; ama bu sözleri bile, tam olarak nasıl bir yöntem izleyeceğimizi anlamama sebep oldu. Esasen cevabı bildiğimi, sadece bu durumu göz ardı ettiğimi fark ettim. Narihira-san zaten onların içine sızmış ve onların güvenini kazanmış biriydi. Bu noktada tek yabancı bendim. Bu da aslında ne kadar ölümcül bir sınır hattına hızla ilerliyor olduğumun en büyük göstergesiydi ve istemsizce bir an önce harekete geçmek isteyen Narihira-san gibi, hevesli ve sabırsız olmama engel oluyordu. İshigakure için ölümü göğüslemek benim için en gururlu ölüm şekli olsada, aklımın bir köşesindeki o yaşama arzusu bana hâlâ yapmam gereken şeyler olduğunu ve bu yüzden ölümü bu kadar küçümsememi söylüyordu.

Ben ölüm ile yaşama arzum arasındaki o ince çizgide bir varoluş mücadelesi verirken, beni bu karmaşadan çekip alan şey Narihira-san'ın sesi olmuştu. Düşüncelerin ağırlığı ile yere eğilmiş kafam yavaşça yükselip, Narihira-san'ın yüzü ile aynı seviye geldiğinde ise onun göz kırptığı anı yakalayabilmiştim. Söylediklerini kafamı sallayarak onayladıktan sonra, sanki bu dünyadaki son nefesimi alıyormuşçasına derin bir nefes alıp, koşmaya başlamıştım. Bu koşuş aynı zamanda geri dönüşü olmayan bir ilerleyişin başlangıç adımlarıydı ve bu noktadan sonra durmak ya da arkama dönüp bakmak artık manasızdı. Bu yüzden tüm dikkatimi yolculuğa ve Narihira-san'a vermeye karar vermiştim.

Yolculuk, adımlarımın en alışık olduğu zeminin üzerinde ilerliyordu. İshigakure arkamızda kalırken, çamur ya da ona benzer şeylere kıyasla, bu engebeli arazinin hiçbir şey olduğunu hissediyordum. Bu yüzden Narihira-san konuşmaya başladığında göz ucuyla ona bakabilmiştim bile; ama söylediklerinin çok uzun bir hikayenin başlangıç sözleri olduğunu sezdiğimde, bakışlarımı yola çevirmiş ve ona sadece kulaklarımın dikkatini vermiştim.

Diğer tüm dikkatim ise ilerleyişim ve yol arasında paylaştırılmış bir şekildeydi.

Konuşmaya başladığında esasen Narihira'nın en başta gerçekten de Riaru'nun adamı olduğunu öğrenmem beni biraz şaşırttı. Zira Narihira-san'ın bizler tarafından Riaru'nun içine sızdırılmış bir casus olduğunu sanıyordum; ama anladığım kadarıyla, Narihira-san bizi bulmuş ya da doğru tabirle bizi seçmişti; ama bu noktada fark ettiğim bir husus daha vardı. Riaru, Amegakure veya Yağmur Ülkesi'ne kıyasla daha baskın olan taraftı. İnsanların onu mecburiyetten bir kurtuluş aracı olarak gördüğünü düşünüyordum. Kötünün iyisi? Belki de durum onlar için öyleydi; ama tek bir gerçek varsa, sınırın öbür tarafında işler insanlar için iyi gitmiyor olmalıydı.

Bu canımı sıkan bir noktaydı. Bölünmüş toprak ilkesinin oluşturduğu köy sistemi, tek anlamıyla iğrençti. İnsanların sözde barış çağı olarak gördüğü bu dönemde, aslında barışın olmadığını net bir şekilde görebiliyordum. İnsanlara göre barış, dört büyük köyün bir araya gelmesinden ibaret miydi acaba? Zira işlere bizim tarafımızdan baktığında, son zamanlarda gördüğüm tek şey ölen insanlar ve bir nehir dolusu kadar akan kandı!

İnsanlar milletlere ayrılmamalıydı. Tek bir ütopya, tek bir güç olmalıydı. İnanlar kolonilere ayrılmak yerine, tek bir koloni olmalıydı. Herkesin eşit ve herkesin aynı şartlarda yaşadığı bu dünyada, sorunlar olabildiğince azalırdı. Sınırlarda insanlar sorunlar yaşamazdı. Yaşasa bile, bu sadece onların değil, herkesin derdi olurdu. Hayal ettiğim dünya buydu ve hayal ettiğim dünyanın benden ne kadar uzak olduğunu, Narihira-san'ın herhangi bir duygu barındırmayan sözlerinden anlayabiliyordum ve yapabildiğim tek şey, ağır bir iç çekmek oluyordu.

Tüm bu ağır düşüncelerden sıyrılıp, Narihira-san'ın sürdürdüğü konuşmasına geri döndüğümde, Riaru'nun kötünün iyisi olduğundan emin olmuştum. Aslında Riaru idealleri olan tehlikeli bir adamdı. Eğer emrinin altında herhangi bir köydeki shinobi gücü olsa, muhtemelen çok daha büyük bir baş ağrısı olurdu; ama kendisi aslan, sürüsü koyunlardan olunca sonu ister istemez gelecekti. Narihira-san bunu erken görenlerdendi.

Bu noktada onu yadırgamıyordum. Hayata tutunmak için, insanlar bazen gözünün önündeki karartıyı bir fırsat olarak görebilirdi. Muhtemelen Narihira-san'da Riaru'yu bir fırsat olarak görmüştü.

Kısa bir sessizliğin ardından, asıl konuya girmesi ile dikkatimi biraz daha ona verdim. Söyledikleri onun Riaru ve adamlarını ne kadar iyi tanıdığının bir göstergesiydi. Bu yüzden söylediklerine istemsizce güveniyordum; ama bir yandan da, Ganmaru denen bu herifin neyin nesi olduğunu merak ediyordum. Eğer Narihira-san abartmıyor ise, kesinlikle ona karşı dikkatli olmam gerekiyordu.

Derin bir nefes alıp, bir süredir birbirine yapışık vaziyette kalmış dudaklarımı ıslattıktan sonra: "Şimdi işler biraz daha netleşti. " diye girdim söze. "Ama merak ettiğim hususlar var. Riaru'nun asıl amacını anlayamadıklarını söylemiştin, sence onun asıl amacı ne? Ve Ganmaru... Bu herif nasıl biri? Onun dikkatini çekmemizin bir yolu olmalı. " Tüm konuşma boyunca yola baktığımı fark ettiğimde, göz ucuyla Narihira-san'a baktım. Bu kısa bir andı ve sadece tepkini görme amaçlıydı. Hemen ardından tekrardan önüme dönüp, yola odaklanmıştım.
Künye
İsim: Jirou Ryu
Yaş: 18
Cinsiyet: Erkek
Element: Raiton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chuunin
Ryo: 100.000 Ryo
Prestij: 1 PP
Ün: 22
Kullanılabilir GP: 0 GP
Motivasyon
Tek adam olmak: Tüm dünyayı tek bir çatı altında toplama hedefi onun motivasyonudur. Bu sayede dünyadaki tüm gereksiz savaşları sonlandıracağına inanmaktadır ve gerekirse bunun için bir savaş daha çıkartmaya hazırdır.
Komplikasyon
Kanayan yara: Ailesinin ölüp ölmediğini bilmemek onun kalbine saplanmış bir hançer gibidir. Sürekli kanamasına, sürekli acımasına sebep olmaktadır. Her zaman aklının ucunda bu soruyla yaşamasına sebep olmaktadır ve kim bilir belki bu soru onun sonu olacaktır.

Özellikler

Profil
Güç: 5
Çeviklik: 10
Kondisyon: 5
Potansiyel: 5
Varlık: 4
Zeka: 4

Beceri Listesi
[Güç] Atletizm: 1
[Çeviklik] Akrobasi: 1
[Çeviklik] El Hassasiyeti: 1
[Çeviklik] Saklanma: 2
*[Kondisyon] Form: 3
*[Potansiyel] Ninshuu: 5
[Varlık] Aldatma: 1
*[Varlık] Empati: 4
[Varlık] Sosyalleşme: 1
[Zeka] Tıp: 1
[Zeka] Farkındalık: 1
[Zeka] İzcilik: 1


Ninjutsu
Shunshin, D-rank
Otonaku Ashi Jutsu, D-rank
Girigiri, D-Rank
Kizetsu no Jutsu, C-Rank
Choune no Jutsu, C-rank
Jintei, C-Rank
Raiton no Yoroi, A-rank
Raiyata, A-rank


Taijutsu
Musatsu Stili, B-Rank

Genjutsu

Karakterin Üzerinde Bulunan Ekipmanlar/Eşyalar
-Kaderin cilvesi sonucu elde edilen Wakizashi
Locked

Return to “Yağmur Ülkesi”