[Taichi Dazai] Zorun Öyküsü

User avatar
Taichi Dazai
Kaçak
Kaçak
Posts: 55
Joined: January 5th, 2019, 8:03 pm

Re: [Taichi Dazai] Zorun Öyküsü

Post by Taichi Dazai » June 11th, 2019, 7:18 am

Hafiften alışmakta olduğum bu şehrin içinde yaptığım yürüyüşe herhangi bir anlam yüklemek istemiyordum.

Buradaki anılarım, şayet kötü şeylere dönüşürse bir rüya olmasını tercih ederdim. Gözlerimi açtığım anda yok olmasını ve ne kadar çok hatırlamak istesem de hatırlayamayacağım olan bir rüya olmasını isterdim.

Karanlığın içine öylece dalıvermiştim. Bana kucak açan bir şey yoktu oysa ki. Sadece kendi amaçlarımın uğruna buralara gelmiştim. Kimseyi temsil etmiyordum. Belki kendimi? Belki de hırslarımı? Cevabı tam olarak bilmiyordum, belki ileride bilecektim. Ama şu an bunları düşünmenin çok da bir anlamı olmadığının farkındaydım.

Her ne kadar düşüncelerimin anlamsız oluşunun farkında olsam da, engel olamıyordum. Bu izbe, garip ve daha önceden hiç tatmadığım bir havaya sahip şehirde, istemsiz bir şekilde tanındık olan düşüncelerime sarılıyordum. Bu belki de kendimi koruma mekanizmamdı. Bilmiyordum. Bilmek istiyor muydum? Onu da bilmiyordum. Aslında şu an bildiğim hiçbir şey yoktu. Ama bir isteğim vardı. Üzerimde bulunan bu yabancılığın verdiği nahoş havayı atmaktı o da.

Fikirlerime ve düşüncelerime istemsizce sarılırken, ayaklarımın gösterdiği ufak ama beni rahatsız edecek kadar olan durgunluğuna karşı geldim. İlerlemeliydim. İlerlemek tek seçeneğimdi. İlerlemezsem, kaybederdim. Ya da diğer bir bakış açısıyla, kazanamazdım. Ben kazanmak istiyordum. Hayallerimi gerçeğe dönüştürmek istiyordum. Daha doğrusu, gerçekliği yazmak istiyordum. Bana ait olan, benim yorumladığım o gerçekliği. Ve bunu herkese anlatacak kadar, herkese ulaştıracak kadar gerçek ve dolu olmasını istiyordum. Çok şey istiyordum. O yüzden çok da çabalamalıydım.

Ayaklarımı zapt etmiş vaziyette ilerlerken, göğsüme yapışık olan iç cebimdeki kitabı elimle yokladım istemsizce. Bir kez daha kontrol etme gereksinimi hissettim. Oradaydı. Bana güç verdi. Rahatladım biraz. Elimi alıp, sıkmak istedim kitabımı. Ama sonrasında durdum. Ve tekrar ilerlemeye devam ettim. Düşüncelerimin kafamın içinde oluşturduğu duvarı görmezden gelerek. Yapmak da olduğum şeyin büyüklüğü hakkında hiçbir fikrim yoktu. Ne yapacaktım? Onu bile bilmiyordum. Bu yüzden kaçamak bakışlarımın ardından kendim için bir duvar ördüm. Sahte bir isim, sahte bir kişilik ve sahte bir hikaye uydurdum. Sağlamdım. Ayaklarım dirense de yer yer, hala oldukça sağlam bir şekilde yere basıyordu. Şimdilik bu yeterdi...

Zihinsel durumum biraz karışık olsa da, hiç tanımadığım bu havanın sonucu olarak oluştuğunu söyleyebilirdim. Geçici bir şeydi bence. Bu havayı, bu atmosferi yeteri kadar içime çekince ona karşı da bağışıklık kazanacaktım. Yeteri kadar burada kalırsam, ben de o havayı salabilecektim. Bu, benim de diğerleri gibi kan kokusuyla dolacağım anlamına mı geliyordu? Bunu düşününce şaşırdım. Belki de öyleydi. Fakat ne önemi vardı ki? Gerçeklerin yolundan şaşmadığım sürece. Zihnim de ufak bir karmaşa olsa da, vücudum hala eskisi gibiydi. Güçlü ve sağlam. Bir dağ gibi durmak istersem, bir dağ gibi olurdum. Bir okyanus gibi şiddetli olmak istersem, bir okyanus gibi olurdum. Şu an bedenimin bana söylediği şeyler, bunlardı. En güçlü halimde olmayabilirdim. Ama en kötü durumumda hiç değildim. Bunu biliyordum.

İlerledim, ilerledim ve daha fazla ilerledim. Kaç adım attım, saymadım. Kaç farklı şey düşündüm, onu da saymadım. Gözlerim kaç kez etrafı kolaçan etti, onu dahi saymadım. Tek yapması gereken birkaç hareketten ibaret olan bir makine gibi, o birkaç hareketi tekrar ettim. Onlarca kez, yüzlerce kez. Belki de daha fazla. Fakat her yolun bir sonu vardı. Sonu olmayan yolun varlığını daha önce hiç duymadım. Belki vardır. Kim bilir? Duymam yetmezdi belki. Ama görsem kendi gözlerimle, sonsuz olan yolu, belki de inanırdım. Belki de değil. Çok yüksek ihtimalle inanırdım. Kulaklarımın duyduğu şeyleri çok önemsemiyor olabilirdim. Ama gözlerimin gördüğü şeyleri önemserdim. Gözlerime güvenirdim. Gerçeği görmelerini istediğim gözlerim, benim yegane parçamdı çünkü.

Bu düşüncelerin içerisinden sıyrılırken, sonunda yürümekte olduğum bu yolun sonuna vardığımı fark ettim. Çevrede insanlar ve diğer bazı şeyler vardı. Gözlerim kaptan denilen kişiyi ararken, akabinde üç kişiden oluşan bir grubun farkına vardım. Verdikleri hava itibariyle, aradığım kişiler olma ihtimalinin yüksek olduğu düşüncesi içerisine girdim. Farklı gözüküyorlardı. Ve ilgi çekici duruyorlardı. Kaptan onlardan biri olmalıydı. Maskeli kadın olabilir, diye düşündüm. Büyük ihtimalle öyleydi. Nedendir bilinmez ama bana verdiği hava, yanındaki diğer ikisinden de farklıydı. Kel olan ve sopalı olan. Nasıl insanlardı bilmiyorum. İlk izlenimimi, hiçbir zaman önemsemezdim. İnsanların doğalarının ne olduğunu fark edebilmek, yetenek isteyen bir işti bence.

Çünkü insanlar, duygusal oldukları kadar mantıksal da varlıklardı. Bazen bir kurt, koyun postuna bürünüyor olabilirdi. Aslında ben de şu an öyle yapmıyor muydum? Biraz dediğim şeye benziyordu yaptığım. Biraz değil, oldukça çok. Fakat önemi yoktu. Görünüş ve verdikleri hava itibariyle, shinobi olduklarını düşündüm bir an. Büyük ihtimalle shinobilerdi. Diğer ayakçı tayfadan farkları da bu olabilirdi herhalde. Bilmiyordum. Ama temkinli olmak şarttı.

Ayaklarımın henüz hareketini kesmeden, yönümü o üç kişiye doğrultacaktım. Bir an için olsun, ayaklarımın hareketini durdurursam, bir daha kaldırmanın zor olacağı düşüncesi içerisine girmiştim nedensizce. Velakin, bunu bir tedbir olarak görmekte hiçbir sakınca görmedim. Riskler, eğer kaybedeceğin çok bir şey yoksa alınmamalıydı bence. Böyle önemsiz bir an için, kafamın içinde var olan şüpheye boyun eğemezdim. Kendimle durdurduğum yerde savaşamazdım. Savaşmamalıydım da. İçimde vereceğim savaşlar gizli, kapaklı olmalıydı. Kimsenin duyumayacağı ve kimsenin göremeyeceği, gözlerden ırak ve sakin yerlerde olmalıydı.

Adımların, üçlü grubun önüne gelip durduğu anda, avucumun içindeki armayı gösterebileceğim şekilde ortaya çıkaracaktım. Daha sonra üçünden herhangi birine de yöneltilebilirmiş gibi görünen bir ses tonuyla konuşacaktım. “Merhabalar. Kaptanı aramaktayım.”

Tabii ki bu kelimeleri kendimden emin ve tok bir şekilde iletecektim karşıya. Omuzlarım dik, duruşum sivri bir şekilde karşılarında duracaktım. Suratımda herhangi bir ifade olmaksızın.
Künye
İsim: Taichi Dazai
Yaş: 20
Cinsiyet: Erkek
Element: Raiton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chunin
Ryo: 60.750 Ryo
Prestij: 8
Ün: -
Kullanılabilir GP: -
Motivasyon
En İyi Roman: Maceralarını içeren romanı yazmak için elbette bir sürü materyal gerecektir. Kitabı da, kendi maceralarına yaraşır bir şekilde, dünyanın en iyi romanı olmalıdır. Dünyanın en iyi romanına sahip olmak içinse, dünyanın en iyi yerlerine gitmeli ve hiç bilinmeyen, anlatılmamış mekanlarına gitmelidir. Bunu başarmak için elinden geleni yapmak bile, kendisini heyecanlandırmak için yeterlidir.
Komplikasyon
Değerli Defter: Maceralarını içeren sıklıkla not aldığı bu defter, onun için en değerli eşyalardan bir tanesidir. Yok olmasına dahi katlanabilir. Ama başkasının eline geçmesi, asla kabul edemeyeceği bir şeydir. Göğsünde bulunan iç cebine koyduğu bu defteri sıklıkla kontrol eder. Eğer ki bir gün defterini kaybederse, elinde bulunan her şeyi boş verip, defteri bulmak için gereken tüm fedakarlıkları gösterecektir. Maceralarını içeren bu defter, tıpkı bir yazarın yazdığı bir hikayenin, orta yerinde içindekilerinin çalınıp ortalığa yayılması gibi his yaşatacaktır kendisine.
Özellikler

Profil
Güç: 9
Çeviklik: 9
Kondisyon: 8
Potansiyel: 8
Varlık: 3
Zeka: 3
Beceri Listesi
[Güç] Atletizm: 2
[Çeviklik] Akrobasi: 2
[Çeviklik] El Hassasiyeti: 1
[Çeviklik] Saklanma: 1
[Favori Beceri][Kondisyon] Form: 3
[Potansiyel] Ninshuu: 1
[Varlık] Aldatma: 1
[Varlık] Empati: 1
[Varlık] Sosyalleşme: 1
[Zeka] Tıp: 1
[Zeka] Farkındalık: 1
[Zeka] İzcilik: 1

Ninjutsu
Shunshin no Jutsu - D-Rank[Geliştirme]
Ikazuchi no Kiba - C Rank
Raijin no Jutsu - B Rank
Raiton no Yoroi - A Rank
Taijutsu
Kendou - C Rank
Genjutsu
-
Karakterin Üzerinde Bulunan Ekipmanlar/Eşyalar:
Temel Shinobi Çantası
Orta Seviye Katana
5 Adet Patlayıcı Parşömen, 5 Adet Sentetik Kartona yapışık.
Koruyucu Şemsiye
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1287
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Taichi Dazai] Zorun Öyküsü

Post by GM - Naruto » June 12th, 2019, 1:16 am

Sen yanlarına yaklaşınca, konuşma duruyor ve diğer ikisi de sana doğru dönüyor. Kelin suradı sert hatlara sahip, uzun saçlı olan ise yumuşak olduğu kadar da garip bir sertlik içeriyor. Yaşının sahip olmaması gereken bir görmüş geçirmişlik silsilesi seziyorsun.

Armanı gösterip lafını etmenin ardından maskeli kadın konuşuyor; "Buldun bile. Rangeki."

Bu laflar boğuk ve mekanik bir şekilde maskenin ardından gelirken kadın seni güzelce bir süzüyor bakışlarıyla. Gözlerinin bir yukarı, bir aşağı hareket ettiğini seçiyorsun. Bir kaç defa tekrarlanıyor bu. Ardından etrafına bakınıyor, geldiğin yöne doğru göz gezdiriyor. Başka gelen birisini göremediğinden emin olduğunda üçünüze doğru dönüyor.

"Fazla bir vaktimiz yok, o yüzden üçünüzün de yola çıkması gerekiyor. Farkındasınızdır, 'ufak' bir çarpışma içerisindeyiz. Buradan yola çıkacak bir grup ön cephelerden birine ikmal yapacak, ancak erzaklardan bazılarını temin etmekte geciktik. Daha da fazla zaman kaybedemeyiz. Bir kaç kilometre doğuda bulunan ve yerlilerin 'Taşköy' dediği bir köyden üç çuval pirinç 'elde etmeniz' ve onları gittiğiniz köyün kuzey tarafında kalan eski taş kulenin oraya getirmeniz gerekiyor. Siz onlarla uğraşırken ben de geri kalan ihtiyaçları tamamlayacağım ve ikmak vagonunu yükleyeceğim. Sizinle bahsettiğim kulede buluşacak, çuvalları teslim alacağım. Üç, dört saat sonra orada olacağımı tahmin ediyorum. Vardığımda çuvalların hazır olması gerekiyor, dediğim gibi, vakit kaybedemeyiz. Anlaşıldı mı?"

Herkesin gözüne birer saniye kadar bakıyor. Eğer sen bir şeyler söylemeyeceksen, kel olan konuşacak gibi görünüyor.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Taichi Dazai
Kaçak
Kaçak
Posts: 55
Joined: January 5th, 2019, 8:03 pm

Re: [Taichi Dazai] Zorun Öyküsü

Post by Taichi Dazai » June 15th, 2019, 12:12 am

Adımlarımın duraksaması ile aynı anda düşüncelerim de durmuştu.

Kadına bakarken sözcükler, sıralı bir şekilde ağzımı terk etmişti. Akabinde aldığım cevaptan; tahminimin doğru olduğunu anlamıştım.

Elbette zor bir tahmin değildi benimkisi. Sadece değişkenleri olabilitesi yüksek pozisyonlara atadım. Ardından tetiği çektim. Cevap doğruydu. Cevabın doğru olması beni pek sevindirmedi. Üst düzey bir zeka problemi değildi zaten. Biraz fikir sahibi olan herhangi bir kişinin çözebileceği bir soru ya da tahmin denilebilirdi.

Gerçi bunları düşünmenin bir anlamı da yoktu. Kadının sahip olduğu metalik ve donuk sesinin, ortamın boğucu havasıyla olan uyumu benim için daha anlamlıydı. Ya da şöyle diyeyim, daha ilgi çekiciydi. Bu ve bunun gibi ortamlarda zihninin dövülmüş olma ihtimalinin bir hayli yüksek olduğunu düşündüm hemen. Bu tarz bir tavır, her insanın üzerinde kolayca bulabileceğin bir şey değildi. Kadının kendisi de kolay değildi bence.

Kafamın içinde insanlara bir değer verirken, kulaklarım dışarıda olup biteni dinliyordu. İlgimi çeken kadının ağzından çıkan sözleri işitirken, olayın ne kadar hızlı geliştiğini konusunda ister istemez bir şaşkınlık yaşamıştım. Formalite icabı da olsa en azından bir şeyler konuşulurdu. Yeni gelmiş, yeteneği ve ismi belirsiz bir kimseydim ben. Onların aklında bazı sorular olmalıydı. Bu kesin bir şeydi. Az önce saydığım sebeplerden ötürü.

Öteki taraftan benim de sorularım vardı. Böyle birkaç kelime ile idare edilebilecek cinsten de değil. Bir anda bu şekilde dalmak pek hoşuma gitmedi. İşlerin bu şekilde hızlandırılıyor olması, yaşanan şeylerin farkındalığına erişmeden, beni başka bir sirkülasyona sokmasından endişeleniyordum. Zihinsel olarak dışarı doğru kurduğum duvarlar aşılabilirdi. Kendimi ne yaptığımı bilmediğim bir olaylar silsilesi içinde de bulabilirdim. Olabilecek en kötü senaryo bu şekildeydi. Her türlü ihtimale karşı, tedbiri de elden bırakmamak gerekirdi bence. Özellikle şu an için.

Tüm bu fikir fırtınasına rağmen, kadına karşılık olarak bir şey söylemeyecektim. Sadece başımı sallamak ile yetinecektim. Acemi birinin, bilmediği ortamlarda yapması gereken bir numaralı olan taktiği uygulayacaktım. Basitçe; sessiz kalacaktım. Sessizliğin birçok anlamı vardır. Ben de bu anlamlar arasında geziniyormuş gibi yaparak yoluma bakacaktım. Gerçekten neden sessiz kaldığım sorularına bir cevap vermeyecek, kafasına ilerlemeyi koymuş birinin dış görünümü çizmeye çalışacaktım. Sanırım böylesi iyi olurdu. Daha iyi…

Suskun tavrımı takınma konusunda emindim. Fakat ilerisi hakkında çok da emin değildim. Görevin içeriğine bakınca karmaşık hiçbir şey söz konusu değildi. Her şey oldukça basit ve düz bir şekilde anlatılmıştı. Görevin kendisi de oldukça düz ve basitti. Üç çuval pirinç için, bir shinobi ve iki ne idüğü belirsiz savaşçı gibi görünen kişilerin yollanması, bana çok garip geldi o an. Elbette, benim bir shinobi olduğumdan haberleri yoktu. Yapabilirsem haberdar da etmeyecektim. Fakat diğer iki kişi hakkında yaptığım gözlemler sonucunda, o kadının bu iki kişiyi sıradan görmediğinden emindim. Bana da pek tabii sıradan gelmemişlerdi. Ama böylesi bir göreve atanmışlardı.

Bir an için bu görevden şüphe ettim. Sonrasında o şüphe alevi içimde kök saldı. Belki de görev sanıldığı kadar basit değildi? Kim bu zalim dünyada, yeterli gücü yokken savunmasını indirirdi ki? Kim demek yerine, hangi salak olsa daha iyi olurdu. Bunu ancak bir salaklar yapardı çünkü. Zihnimin içinde oluşmuş tüm hengameye rağmen, dışarıda oluşan her şeye tüm duyu organlarımla odaklanmıştım. Başım sallayarak bir cevap versem de, görevin bir elemanıydım sonuçta. Ortaya konacak bir şey varsa, konuşulacak bir şey varsa şu saatten sonra dinlemek benim de hakkımdı. Hem bu konuşmalar neticesinde bazı bilinmeyen şeyleri aydınlatabilirdim.
out: Geç kaldığım için özür dilerim. Rpyi de hangi kafayla yazdım, bilmiyorum. Kusuruma bakmayın lütfen. :lol:
Künye
İsim: Taichi Dazai
Yaş: 20
Cinsiyet: Erkek
Element: Raiton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chunin
Ryo: 60.750 Ryo
Prestij: 8
Ün: -
Kullanılabilir GP: -
Motivasyon
En İyi Roman: Maceralarını içeren romanı yazmak için elbette bir sürü materyal gerecektir. Kitabı da, kendi maceralarına yaraşır bir şekilde, dünyanın en iyi romanı olmalıdır. Dünyanın en iyi romanına sahip olmak içinse, dünyanın en iyi yerlerine gitmeli ve hiç bilinmeyen, anlatılmamış mekanlarına gitmelidir. Bunu başarmak için elinden geleni yapmak bile, kendisini heyecanlandırmak için yeterlidir.
Komplikasyon
Değerli Defter: Maceralarını içeren sıklıkla not aldığı bu defter, onun için en değerli eşyalardan bir tanesidir. Yok olmasına dahi katlanabilir. Ama başkasının eline geçmesi, asla kabul edemeyeceği bir şeydir. Göğsünde bulunan iç cebine koyduğu bu defteri sıklıkla kontrol eder. Eğer ki bir gün defterini kaybederse, elinde bulunan her şeyi boş verip, defteri bulmak için gereken tüm fedakarlıkları gösterecektir. Maceralarını içeren bu defter, tıpkı bir yazarın yazdığı bir hikayenin, orta yerinde içindekilerinin çalınıp ortalığa yayılması gibi his yaşatacaktır kendisine.
Özellikler

Profil
Güç: 9
Çeviklik: 9
Kondisyon: 8
Potansiyel: 8
Varlık: 3
Zeka: 3
Beceri Listesi
[Güç] Atletizm: 2
[Çeviklik] Akrobasi: 2
[Çeviklik] El Hassasiyeti: 1
[Çeviklik] Saklanma: 1
[Favori Beceri][Kondisyon] Form: 3
[Potansiyel] Ninshuu: 1
[Varlık] Aldatma: 1
[Varlık] Empati: 1
[Varlık] Sosyalleşme: 1
[Zeka] Tıp: 1
[Zeka] Farkındalık: 1
[Zeka] İzcilik: 1

Ninjutsu
Shunshin no Jutsu - D-Rank[Geliştirme]
Ikazuchi no Kiba - C Rank
Raijin no Jutsu - B Rank
Raiton no Yoroi - A Rank
Taijutsu
Kendou - C Rank
Genjutsu
-
Karakterin Üzerinde Bulunan Ekipmanlar/Eşyalar:
Temel Shinobi Çantası
Orta Seviye Katana
5 Adet Patlayıcı Parşömen, 5 Adet Sentetik Kartona yapışık.
Koruyucu Şemsiye
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1287
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Taichi Dazai] Zorun Öyküsü

Post by GM - Naruto » June 26th, 2019, 1:33 am

Keltoşun sorusu geliyor sen kafanı salladıktan sonra. "Elde etmek derken, böyle, borçları var da vermeleri lazım gibi mi, yoksa ellerinde var ama paylaşmıyorlar ama bize de lazım gibi mi? Hani böyle bazen şeker biter de..." bu sırada yanındaki uzun saçlıya dönüyor "... gider komşundan istersin falan gibi mi?" Ardından tekrar Rangeki'ye odaklanıyor.

Rangeki vakit kaybetmeden. "Fark eder mi? Siz isteyeceksiniz onlar verecek. Vermezlerse de alacaksanız." Ardından sizlerin yanından ayrılıyor ve köyün iç kesimlerine doğru ilerliyor siyah cübbelilerin yanından geçerek. Kısa bir ıslık çalıyor yürüyüşünü bozmadan ve çatıdan atlayan bir kaç tanesi peşine takılıyor. Adımlarını hızlandırıyor ve koşar moda geçerek kayboluyorlar gözden. Siz de yola çıkıyorsunuz.

Yolda herhangi bir şey konuşuyor olabilirsiniz. Sen bir şeyler konuşup soracaksan cevap verecek gibi duruyorlar. Ancak eninde sonunda Taşköy'e varacaksınız.

Taşköy denilen yerin isminin de nereden geldiğini varınca anlıyorsunuz. Çevresi koruluklarla kaplı, düz bir alana kurulmuş bir köy ancak tüm evler işlenmiş taştan yapılma. Hane sayısı az, fakat tarla sayısı büyük. Bir çoğu da işletiliyor gibi görünüyor. Tarlalar şehrin dışındaki düzlük alana yayılmışken evler daha orta bir yere konuşlanmış kutu gibi. 100 metre kadar uzaktasınız ve git gide yaklaşıyorsunuz.

Keltoş konuşuyor; "Direkt köy reisini bulalım da isteyelim şu çuvalları." Uzun saçlı anlık bir bakış atıyor ona, ardından "Olabilir." diyor ve sana bakıyor.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Taichi Dazai
Kaçak
Kaçak
Posts: 55
Joined: January 5th, 2019, 8:03 pm

Re: [Taichi Dazai] Zorun Öyküsü

Post by Taichi Dazai » June 26th, 2019, 5:41 pm

Anın heyecanı ve tecrübesizliğimden mütevellit, kafamın içinde düşüncelerden oluşmuş milyon tane solucan kıpraşıp duruyordu.

Her bir şeye anlamlar yükleyerek, bu yerde bulunan canlı gibi duran boğucu havadan kaçınıyordum. Biraz biraz alışmaya çalışıyor, bir yerinden kavramak istiyordum. Fakat, tüm bu düşüncelerim ve eylemlerim; bir anda havaya karışıvermişti. Ani bir şekilde duraksamıştı. Sebebi de hemen yanı başımda bulunan az önce etkilendiğim kel yüzündendi.

Kafamın içinde insan azmanı olarak gördüğüm bu kişi, 10 yaşında çocuğun soracağı cinsten bir soru sorunca haliyle afalladım. Fakat afallasam da, keli küçük görmedim. Göremezdim. Bu tarz insanlar toplumdan izole olabiliyordu. Normal insanlardan daha farklı hareketleri ve daha farklı kişilikleri oluyordu. Bu yüzden küçük göremezdim. Ya da aptal etiketi falan vuramazdım. Adım kadar emin olmasam da, salak biri değildi bence.

Kelin soruyu sorduğu an, yelkenleri bir anlığına suya indirdiğim doğruydu. Ama nihayetinde, bir an için olmuştu bu. Hemen yaftalama düşüncesinden vazgeçip, düşüncelerimi doğru olan bir noktaya çekebilmiştim. Ayrıca bu noktadan bir avantaj kazandım bence. Ne diye soracak olursanız; biraz daha tanıdım bu yeri, bu kişiyi. Daha yakınlaştık gibi sanki. Bu da benim kazandığım avantajımdı. Sanki biraz daha buradan biri olmuştum.

Tabii bu yakınlaşma olarak yorumladığım şey, benim çevreme ördüğüm duvarın yıkılması değildi. Kas katı kesilmiş vücudum, biraz çözülmüştü. Normalde ben nasıl biriysem, git gide o tarz biri olmaya yakınlaşıyordum. Şu an yalan söylesem bile, doğru şeylerle bir ortak nokta bulmaya çalışıyor. Daha inandırıcı kılmaya çalışıyordum. Gerçi bu tarz şeyleri arada yapardım. Ama buradaki kadar tehlikeyi hissede hissede değil.

Her neyse, şimdi önüme bakmalıydım. Derin Göl denilen yerleşkenin, bana göre suretine bürünmüş olan Rangeki’den işittiğim sözlerle düşüncelerimin saçma şeylere dönüşmesini durdurdum. Burası boğuk, soğuk ve acımasız bir yerdi. En ufak eylem bile aynı hisleri ve duyguları taşımaktaydı. Rangeki’nin ağzından çıkmış olan bu sözlerle bunu tekrardan teyit ettim.

Tüm bu kafamın içinde geçirdiğim şeylere rağmen, ben de çok masum değildim. Nasıl biriydim? Açıkçası bilmiyordum. Fakat iyi bir insan değildim. Hiçbir zaman öyle düşünmedim. Yine de bir çizgimin olduğunu düşüncesi içerisindeydim. O çizgiden taşmayacak şekilde yaşamımı sürdürme niyetindeydim. Burada da aynı şekilde devam edecektim. Etmeliydim.

Düşüncelerim böyle olsa da, kendi etik değerlerim neydi, tam olarak onu dahi bilmiyordum. Belki bu yolculuk, kendimi keşfettiğim ve kendimi biraz daha tanıdığım bir yolculuk olurdu. Kim bilebilirdi? Yaptığım her eylemi kendime soracaktım. Gerçekten bunu mu yapmak istiyordum? Ya da gerçekten bunu yapmak istemiyor muydum? Bu iki soruyu sürekli zihnimin içinde döndürüp evet veya hayır olmak üzere iki cevap üzerinden, kendi etik değerlerimi çizecektim.

Sadece bir kısmına erişecektim, zihnimin içinden geçen gerçeklerin. Fakat o da kafiydi. Sonuçta ben, daha önce hiç böyle bir ortamda dahi bulunmamıştım. Bu benim için bir fırsattı. Gerçi, neyi fırsat neyi felaket olarak göreceği de, insanın kendisine bağlıydı. Ben biraz daha olumlu bakıyordum bu işe. Yaptığım bu kararda, kendimi haklı çıkarmak istiyordum belki de. Bilmiyordum. Önemi yoktu. Yürüyordum. Hem ruhen, hem bedenen. Geri kalanların önemine çok da dikkat etmiyordum.

Yol boyunca bir şey sormadım. Onlar da bana sormadı. Sessiz bir şekilde yolumuza baktık. Ben de bu durumdan memnundum açıkçası. Hakimiyeti elime alıp, konuşma başlatma gibi bir huyum yoktu. Kaldı ki, konuşma gibi bir niyetim de yoktu. O yüzden memnundum. Yolculukların en makulü, sessiz geçen yolculuktu bence. Öteki türlü yolculuğun kendisi çekilmez oluyordu bana göre. Her neyse.

Yolculuğumuzun sonlanacağı noktaya sonunda varmıştık. Ne yapmamız konusunda yine kel atılıp, bir şeyler söylemişti. Buradan biraz konuşkan olduğu çıkarımı yaptım. Uzun saçlının, kelin söylediklerine katılmasıyla da, onu daha pasif biri olarak zihnimde noktaladım. En azından kişilikleri bu şekildeydi. Belki kısa zamanda yapılmış, yanlış bir tahmindi benimkisi. Ama önemsizdi. Bu şekilde tahminler yapmanın bana bir zararı yoktu açıkçası.

Kel bana döndüğü zaman, bir şey söylemem gerektiğini hissettim. Aklımdan birçok şey geçse de, ben de pasif bir tutum sergilemek istiyordum şimdilik. Zaten ‘hızlı’ kelimesinin karşılığını vermemizi Rangeki’nin kendisi istemişti. Ben de ilk görevden işimizi yavaşlatmak istemiyordum.

“Katılıyorum.” Diyecek ve kısa kesecektim konuşmayı. Ardından kelin peşine takılacaktım. Hamle yapmamı gerektiren bir durum olabilirdi. Ayrıca ne olur ne olmaz, çevremi gözlemlemeyi sürdürecektim. Nereden ne çıkacağı belli olmazdı sonuçta.
Künye
İsim: Taichi Dazai
Yaş: 20
Cinsiyet: Erkek
Element: Raiton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chunin
Ryo: 60.750 Ryo
Prestij: 8
Ün: -
Kullanılabilir GP: -
Motivasyon
En İyi Roman: Maceralarını içeren romanı yazmak için elbette bir sürü materyal gerecektir. Kitabı da, kendi maceralarına yaraşır bir şekilde, dünyanın en iyi romanı olmalıdır. Dünyanın en iyi romanına sahip olmak içinse, dünyanın en iyi yerlerine gitmeli ve hiç bilinmeyen, anlatılmamış mekanlarına gitmelidir. Bunu başarmak için elinden geleni yapmak bile, kendisini heyecanlandırmak için yeterlidir.
Komplikasyon
Değerli Defter: Maceralarını içeren sıklıkla not aldığı bu defter, onun için en değerli eşyalardan bir tanesidir. Yok olmasına dahi katlanabilir. Ama başkasının eline geçmesi, asla kabul edemeyeceği bir şeydir. Göğsünde bulunan iç cebine koyduğu bu defteri sıklıkla kontrol eder. Eğer ki bir gün defterini kaybederse, elinde bulunan her şeyi boş verip, defteri bulmak için gereken tüm fedakarlıkları gösterecektir. Maceralarını içeren bu defter, tıpkı bir yazarın yazdığı bir hikayenin, orta yerinde içindekilerinin çalınıp ortalığa yayılması gibi his yaşatacaktır kendisine.
Özellikler

Profil
Güç: 9
Çeviklik: 9
Kondisyon: 8
Potansiyel: 8
Varlık: 3
Zeka: 3
Beceri Listesi
[Güç] Atletizm: 2
[Çeviklik] Akrobasi: 2
[Çeviklik] El Hassasiyeti: 1
[Çeviklik] Saklanma: 1
[Favori Beceri][Kondisyon] Form: 3
[Potansiyel] Ninshuu: 1
[Varlık] Aldatma: 1
[Varlık] Empati: 1
[Varlık] Sosyalleşme: 1
[Zeka] Tıp: 1
[Zeka] Farkındalık: 1
[Zeka] İzcilik: 1

Ninjutsu
Shunshin no Jutsu - D-Rank[Geliştirme]
Ikazuchi no Kiba - C Rank
Raijin no Jutsu - B Rank
Raiton no Yoroi - A Rank
Taijutsu
Kendou - C Rank
Genjutsu
-
Karakterin Üzerinde Bulunan Ekipmanlar/Eşyalar:
Temel Shinobi Çantası
Orta Seviye Katana
5 Adet Patlayıcı Parşömen, 5 Adet Sentetik Kartona yapışık.
Koruyucu Şemsiye
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1287
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Taichi Dazai] Zorun Öyküsü

Post by GM - Naruto » June 29th, 2019, 11:09 pm

Yaklaştıkça bir çok tarlanın pirinç tarlası olduğunu farkediyorsunuz ve neredeyse tamamı işletiliyor. Buradan çıkan pirinç bu kadar az haneli bir yer için çok fazla. Belli ki bir çoğu başka yerlere aktarılıyor. Bundan eminsiniz. Tarlalar boş görünüyor, kuru değiller ancak hasat yapılmış. Muhtemelen kışın sonlarına doğru yeni bir ekim dönemi olacak.

Tarlaları aşmanızın ardından tek tük taş işlemeli klasik Japon binalarını geçiyorsunuz. Çevrede kapılarının önünde oturan insanlar seçiyorsunuz. Kimisi yaşlı, kimisi genç. Yaşlılar tek başına duruyor olsa da gençler hep bir grup halinde. Çevrede herhangi bir siyah cübbeli eleman seçemiyorsunuz, lakin sizin köye gelişiniz çök da ahaliyi şaşırtmıyor gibi. Çarpık, dar, kısa ve sayıca az sokaklara dağılmış diğer köylüleri incelediğinde bir bitkinlik ve bezmişlik hali seçiyorsuın. Psikolojik buhranın kokuları burun direğini kıracak cinsten.

Bir meydana varıyorsunuz. Büyükçe bir tulumba mevcut ancak manuel değil, yanıda basit mekanik bir sistem kurulmuş. Bu mekanik sistem sürekli bir su akışı sağlıyor. İnsanların oradan su aldıklarını ve evlere yollandıklarını görüyorsunuz. Şu anda sırada bir kaç kişi var ve hepsi kadın. Giyimleri standart lacivert veya mavi tonlarında yukatalar. Sizlerle pek göz göze gelmiyorlar.

Kel eleman meydana vardığınızda duruyor. Uzun saçlı olan da aynı şekilde. Çevresine bakınıyor ve yanınızdan geçmekte olan bir çocuğu durdurup "Nerede?" diyor basitçe. Çocuk, epey ufak olmalı bu arada, bir eli parmağında meydana bakan bir binayı gösteriyor. Kel bir şey demeden oraya doğru yöneliyor.

Kapısı açık olan bir binaya doğru yaklaştığınızı farkediyorsun. Tek katlı, standart Japon stilinde ve sürgülü bir kapısı var. Açık kapıdan içeri dalıyor kel eleman. Loş olan ortama girdiğinde senin de gözlerin alışıyor ve içeriyi seçmeye başlıyorsun.

Ufak bir oturma odası geliyor görüşüne. Ortada bir masa var ve etrafına çökmüş 4 kişi sayıyorsun. Üç tanesi yan yana orta yaşlı erkek görüyorsun. Onların tam karşısında ise bir tık daha bakımlı ve iyi giyimli ancak çok daha yaşlı bir başkasını seçiyorsunuz. Sizleri görünce epey şaşırıyor hepsi, ancak bir şey demiyorlar.

Yaşlı olan eleman "Hoş geldiniz. Buyrun oturun." diyor ancak kel hızlı bir şekilde. "Kalsın." diyor ayakta duracağını belirten bir şekilde. Konuşmayı götürmek amacıyla sizlere bakıyor. Eğer bir cevap vermeyeceksen, elemanla konuşmaya başlayacak.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Taichi Dazai
Kaçak
Kaçak
Posts: 55
Joined: January 5th, 2019, 8:03 pm

Re: [Taichi Dazai] Zorun Öyküsü

Post by Taichi Dazai » June 30th, 2019, 11:12 pm

Karanlık bir sokağın dipsizliğine dalarken yaşayabileceğim hisle paralellik gösteren bir histi şu an yaşadığım.

İnsanları gördükçe kafamın içinde soru işaretleri oluşuyordu. Bu soru işaretleriniyse… cevap vermek istemiyordum. Cevap verirsem, yolun sonunu göremeyeceğimi düşündüm. Bazı şeyleri kabullenmeliydim. Yaşananları ve yaşanacakları… her şeyi.

Yaşam ve ölüm hayatın içinde var olan bir döngüydü. Yaşayan herkes bir gün ölürdü. Bazıları uzun, bazıları kısa… Kim ne kadar yaşardı? Onu haliyle ben bilemezdim. Ben sadece yoldan geçen adamın tekiydim. Birazdan alacağımız ya da almak üzere olduğumuz pirinç bile benim karnıma gitmeyecekti. Beni bağlayan hiçbir şey yoktu.

Bu düşüncelere bağlanmak istesem de içimdeki bir şey beni engelliyordu. Kendimi kandırdığımı söyleyip duruyordu. Gerçekten öyle miydi? Bilmiyorum, bilmiyordum. Bilmek istemiyordum. Boynuma uzanan, kendimi boğmaya çalışan kendi ellerime bakıyordum. Niye böyle bir şey yapıyordum? Bu ben miydim? Soruların kaç tanesiyle karşı karşıyaydım, onu da bilmiyordum. Afallamış zihnimin içinde neler vardı, sarhoş bir vaziyette bakıyordum sadece.

Kendimle yapmış olduğum zaferin bir kazananı olmadığı savaş alanına bakıyordum. Zihnimdi orası. Her taraf per perişandı. Hayallerim dağılmış, umutlarım yıkılmıştı. Her şeyimi kaybetmiş, kendimi dahi kaybetmiş şekilde bu yıkık dökük yerin sahibi olan ben, acı bir şekilde izliyordum manzarayı sadece. Her şeyin bir illüzyon olduğunu düşünmek istiyordum delice. Aslında bir illüzyon olduğunu biliyordum. Zihnimin bana bir oyunuydu. Ya da belki de sabit kaldığım ve saplandığım etik değerlerin bir izdüşümü.

Tüm bunların sebep ve sonuçlarını sorgulamaktayken, kelin sesiyle irkildim. Gerçek hayatta tekrar geri dönmüştüm. Az önce olan her şey sadece benim kendi kabuğumu terk etmeye çalışırken oluşturduğum bir reaksiyondu. Evet… Kesinlikle öyleydi. Öyle olmalıydı. Küçük bir gölde balık olacaksam, eskisi gibi yaşamanın çok da bir eksisi olmazdı. Ama şimdi ben; büyük bir okyanusta, büyük bir balık olmaya karar vermiştim. Masum bir şekilde büyük balık olamazdım. Benden ufakları, benden güçsüzleri yemeliydim. Yedikçe büyüyebilirdim. Bu ormanın kanunu, bu suların kanunu, bu hayatın kanunuydu çünkü.

Bir an soluklandım. Daha sonra nefesimi ve zihnimi aynı anda toparladım. Bitkin ve çökmüş insanların arasından en azından biraz uzaklaşmam, bir nebze rahatlamamı sağlamıştı. Şimdi… kararımı verdiğime göre, yine aynı kişi olan ben, ileri bakacaktım. Kimi zaman yavaş, kimi zaman da hızlı. Nasıl olursa olsun, her şekilde tırmanmaya devam edecektim. Bu benim, kendi üzerime yazdığım vazifeydi. Adımlarımın her birini kendi defterime not edecektim. Daha sonra onu dünyaya yayacak ve harika maceralarımdan tüm insanları haberdar edecektim.

Kendimi tam olarak toparladım bu hislerimin ve düşüncelerimin ardından. Karşımızda bulunan binaya girdik. Adamları göz ucuyla kestikten sonra, kafamın içinde birkaç yorum oluştu. Fakat yorumlarımın işimizle alakası olmadığı için, kulak arkası ettim. Sonrasında kelin konuşmasını ardından bana dönüşünü fark ettim. O bana baktığı zaman, konuşup konuşmayacağımı sorguladığını anladım. Fakat konuşmak gibi bir düşüncem yoktu. Kafamı yavaşça sallayıp, onun devam etmesi gerektiği şekilde kele ilettim. Önceden düşündüklerim şimdi de geçerliydi. Zorluk çıkarsa olaya müdahil olacaktım. Fakat işler tıkırında gittiği sürece, etliye sütlüye karışmayacaktım.
Künye
İsim: Taichi Dazai
Yaş: 20
Cinsiyet: Erkek
Element: Raiton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chunin
Ryo: 60.750 Ryo
Prestij: 8
Ün: -
Kullanılabilir GP: -
Motivasyon
En İyi Roman: Maceralarını içeren romanı yazmak için elbette bir sürü materyal gerecektir. Kitabı da, kendi maceralarına yaraşır bir şekilde, dünyanın en iyi romanı olmalıdır. Dünyanın en iyi romanına sahip olmak içinse, dünyanın en iyi yerlerine gitmeli ve hiç bilinmeyen, anlatılmamış mekanlarına gitmelidir. Bunu başarmak için elinden geleni yapmak bile, kendisini heyecanlandırmak için yeterlidir.
Komplikasyon
Değerli Defter: Maceralarını içeren sıklıkla not aldığı bu defter, onun için en değerli eşyalardan bir tanesidir. Yok olmasına dahi katlanabilir. Ama başkasının eline geçmesi, asla kabul edemeyeceği bir şeydir. Göğsünde bulunan iç cebine koyduğu bu defteri sıklıkla kontrol eder. Eğer ki bir gün defterini kaybederse, elinde bulunan her şeyi boş verip, defteri bulmak için gereken tüm fedakarlıkları gösterecektir. Maceralarını içeren bu defter, tıpkı bir yazarın yazdığı bir hikayenin, orta yerinde içindekilerinin çalınıp ortalığa yayılması gibi his yaşatacaktır kendisine.
Özellikler

Profil
Güç: 9
Çeviklik: 9
Kondisyon: 8
Potansiyel: 8
Varlık: 3
Zeka: 3
Beceri Listesi
[Güç] Atletizm: 2
[Çeviklik] Akrobasi: 2
[Çeviklik] El Hassasiyeti: 1
[Çeviklik] Saklanma: 1
[Favori Beceri][Kondisyon] Form: 3
[Potansiyel] Ninshuu: 1
[Varlık] Aldatma: 1
[Varlık] Empati: 1
[Varlık] Sosyalleşme: 1
[Zeka] Tıp: 1
[Zeka] Farkındalık: 1
[Zeka] İzcilik: 1

Ninjutsu
Shunshin no Jutsu - D-Rank[Geliştirme]
Ikazuchi no Kiba - C Rank
Raijin no Jutsu - B Rank
Raiton no Yoroi - A Rank
Taijutsu
Kendou - C Rank
Genjutsu
-
Karakterin Üzerinde Bulunan Ekipmanlar/Eşyalar:
Temel Shinobi Çantası
Orta Seviye Katana
5 Adet Patlayıcı Parşömen, 5 Adet Sentetik Kartona yapışık.
Koruyucu Şemsiye
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1287
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Taichi Dazai] Zorun Öyküsü

Post by GM - Naruto » July 3rd, 2019, 12:21 am

Saçlarına epey ak düşmüş olan yaşlı eleman biraz yutkunuyor ve kel lafa giriyor; "Fazla vaktimiz yok dayı. Bize üç çuval pirinç lazım. Paketleyin yolumuzu bulalım." Hissiyattan arındırılmış ve sert bir ses tonu ile çıkıyor herifin ağzından bu laflar. Üçlülerden en genci, daha saçına ak düşmemiş orta yaşlı herifin teki yani, az çok köy reisi olduğunu anladığınız adamdan önce lafa girmek için nefes alıyor ancak uzun saçlı ile göz göze geliyor, ardından susuyor.

Köy reisi lafa giriyor. "Sanırım Riaru adına çalışıyorsunuz. Biraz geç geldiniz galiba, kusura bakmayın, geçen hafta 8 çuval gönderdik. Kalanlar bizim stoğumuz. Onları veremeyiz." Bunları söylerken tane tane, karşısındakini kızdırmamaya çalışan bir ses tonu ile sesi çıkıyor. Korkuyu hissedebiliyorsun biraz ancak otoriteyi elden bırakmak istemeyen bir duruş da var. Kel sizlere bakıyor, ardından tekrar lafa giriyor.

"Rica etmedim dayı. Emir var. Ver de gidelim biz de. Vakit dar." Kel olanın ses tonu hala aynı seviyede. Reis de aynı şekilkde çizgisini koruyor. "Anladım evladım. Fakat dediğim gibi, o bizim stoğumuz. Veremeyiz." Karşısındakinin üzüntüsünü paylaşan bir surat ifadesi var. Diğer üçlü sessizce karşılıklı konuşmayı dinliyorlar.

Derin bir nefes veriyor kel ve dudaklarını sıkıyor istediğini alamamış bir çocuk edasıyla. Derin bir nefes alıyor ve sağ elinin işaret parmağını kaldırıyor "bana bak" dermişçesine, ardından ağzından "Bana bak," kelimeleri dökülüyor. Ancak lafına devam edemeden, kapıdan bir ses geliyor.

"Bir sorun mu var dede?"

Kapıya dönüp baktığınızda 4-5 tane genç görüyorsunuz sokakta duran. Tarladan dönüyor gibiler, ellerinde aletler var. Üstlerinde kolsuz gömlekler ve tşörtler mevcut ve hepsinin saçı neredeyse sıfıra kesilmiş. Epey aktif görünüyorlar ancak yorgun da gibiler. Ter kokusu bir kaç saniye sonra burnunuza ulaşıyor. Konuşan kişi, elinde ufak bir çapa olan bir genç.

Bir sinirle dönüyor kel. "Bana bak, şu köşeden siktir git, daha da gelme." dedikten sonra, senin için zaman yavaşlıyor. Eğer müdahale etmeyeceksen, kelin siniri ortalığı karıştıracak gibi. Uzun saçlıdan herhangi bir tepki sezmiyorsun. Etrafı izliyor.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Taichi Dazai
Kaçak
Kaçak
Posts: 55
Joined: January 5th, 2019, 8:03 pm

Re: [Taichi Dazai] Zorun Öyküsü

Post by Taichi Dazai » July 3rd, 2019, 11:18 pm

Olayların gidişatını şimdilik izlemeye karar vermiştim. Bu sebepten ötürü araya girmeyecek ve sessiz kalacaktım. Bu şekilde düşünmüş ve karar vermiştim.

İçimdeki kararsızlığın, zihnime yaptığı baskılamadan ötürüydü belki bu tavrım. Belki de tecrübesizliğimi gizlemekti amacım. Baktığımız zaman sıralanabilecek birkaç sebep vardı. Anlamsız bir sessizlik değildi bendeki. Vurdumduymaz birinin tavrı hiç değildi o yüzden.

Tabii bu demek değildi, tüm bu kararlarımın ötesinde kesinkes olacak şekilde aynı fikirde saplanıp kalayım. Anın gerektirdiklerini elbette yapacaktım. Yapmaya çalışacaktım. Bu konuda ne kadar başarılı olurdum, bilemem. Sonuçta ben sıradanlıktan uzak şeyler denemeye çalışan, sıradan bir insandım. Çok mühim biri değildim. Herkes nasılsa ben de öyleydim işte…

Farkımı düşününce… ne olabilirdi ki? Aslında, samimi bir şekilde konuşmayı çok sevmezdim. Bu beni diğerlerinden ayıran bir özelliğim olabilirdi belki? Samimilikten kastım ise farklı bir şeydi. Gerçek hislerimi ortaya dökmek gibi bir şey işte. Tam kelimeleri bağdaştıramıyorum anlatımımla. Beni ben yapan bir şeyi nasıl açıklayabilirim ki? Sonuçta sen, sendir. ‘Ben Taichi Dazai!’ Demek bir insana, özellikle beni tanımayan birine, beni ne kadar çok açıklayabilirdi ki? Belki sohbete girişim ya da konuşma tarzımdan birkaç çıkarım yapabilirdi. Daha fazlasını yapabileceğini düşünmüyorum.

Fakat illa açıklamam gerekirse, şöyle de diyebilirdik; Bence kendi doğamı sergilemenin en iyi yolu, birileriyle samimi bir şekilde konuşmaktır. Ya da ona samimi bir şekilde davranmaktır. Bu tarz fikirler içindeyim ‘ben’. Bunun temelsiz veya sebepsiz bir şey olduğunu kimse söyleyemez. Belki de söyleyebilir. Ama söylememeleri için bir sebebim var. O da bence şudur; en büyük silah, kuşkusuz gizliliktir. Ne kadar gizliysen, o kadar güçlüsündür. Öteki taraftan bilinmek, büyük zayıflıktır. Gizli olma veya bilinmek, somut konularla alakalı olsa da kapsamı epey geniştir. Yeri geldiği zaman kimliğinin bilinmesi bile bir zayıflıktır. Tekniklerinin, kullandığın silahın. Hatta düşüncelerinin bilinmesi, kişiliğinin bilinmesi bile. Bir sürü şey vardı yani. Hepsi de seni sen yapan şeyler.

Tüm bunların ne kadarı bilinirse; o kadarıyla bir form, bir tablo oluşturulur. Örneğin karşımızda iki matematik problemi olduğunu varsayalım... Bunlardan birinde bir bilinmeyen varken, ötekinde iki bilinmeyen olduğunu düşünelim. Bu şekilde, hangi problemin sonucu bulur veya sonucuna daha çok yaklaşırız? Cevap tabii ki bir bilinmeyenlidir. İnsan da bence benzer nitelikler taşır. Tabii ki bir matematik bir problemi değillerdir. Fakat, bilinmeyenleri kadar güçlüdür. Ne kadar bilinmezse, o kadar güçlüdür. Tam tersi şekilde düşününce; ne kadar biliniyorsa, o kadar güçsüzdür. Belki bu söylem soyut bir açıklama gibi gözükebilir. Fakat benim düşüncelerim açısından soyutluk ve somutluk kavramları birbirleriyle, özellikle bu konu öznelinde iç içe geçmişlerdi.

Bu düşünceleri ne zaman veya nerede geliştirdim, açıkçası bilmiyorum. Belki okuduğum hikayeler beni bu yöne zerk etti. Belki de bir şeyler yaşadım. Şimdi düşününce ne yaşamıştım ki..? Öyle ahım şahım bir geçmişim falan da yoktu aslında. Ama özellikle düşünmek gerekirse aklıma tek bir ihtimal geliyordu. Akademide yaşadığım dışlanma sanırım o da. Bu konuyu düşününce, en baştan itibaren alnında bulunan artı işaretini saklasam, sanırım bu kadar dışlanmazdım. Gizliliğin önemi ve anlamanı ilk orada öğrenmiş olabilirdim. Büyük ihtimalle orada öğrendim. Şu an bile alnımda bir bandana var. Geçmişin izlerini örtüyorum. Sanırım bunu yapan da bilinçaltım. Beni yönlendiriyor bazı yerlerde. Tabii benim görmediğim ya da görmek istemediğim konularda daha çok oluyor bu. Her neyse işte. Başlangıç noktası da orası olmuş olabilir. Devamında yine birçok şey yaşadım veya yaşamışımdır.

Şimdi geçmişe dalmanın sırası değildi. Niye değildi? Çünkü ortam bir hayli gerilmişti. İnsanlar birbirlerine girme raddesine gelmişti. Eğer bu şekilde devam ederse hoş şeyler olmayacaktı. Beni ben yapan değerlerin bir kısmını reddediyordu burada olabilecek şeyler. Aynı şekilde işime de gelmiyordu. Nasıl işime gelmiyordu? Üç çuval pirinç için dövüşmek, bu kadar zorlanmak saçmaydı. Alsak bile, dövüştüğümüz sürece yapacağımız iş anlamsız olacaktı. Ayrıca kesinkes aldık diye bir şey de yoktu ortada. Bir sürü sebep vardı işte. Bu sebeplerin gerçekleşmemesi için ben müdahalede bulunmalıydım. Müdahalede bulunuşum da düzgün, adamakıllı olmalıydı. Aksi takdirde işleri daha da karıştırmış olurdum. Neyse, bu kadar tatava yeter sanırım.

Şimdi… Önce keli sakinleştirmeliydim. Fitili ateşleyen kişi ve her şeyin kökeni oydu. İlk olarak kele yakın olan tarafım neresiyse, o tarafta bulunan elimi kelin omzuna atacaktım. Bir dosta başarılar dilerken ve arkasında olduğunu gösterirken yaptığımız hareketi yapmaya çalışacaktım. Kısacası elimle yavaşça omzunu okşayacaktım. Bu hareketimde biraz samimiyet olmalıydı. Bir arkadaşıma nasıl davranıyorsam o kadar içten olmalıydım. Bunu başarmaya çalışacaktım. Ardından bana dönmesini bekleyecektim. Döndüğü an, “İzninle buradan sonrası ben devralıyorum.” Diye yavaş ve rahat bir şekilde konuşacaktım. Tabii dönmemesi durumunda da birkaç saniye bekleyecek, beklemem bittikten sonra konuşacaktım. Saygısızlık yapıyormuş gibi gözükmem istemiyordum. Sonuçta nasıl bir tepki verebilirdi bana, bilmiyordum.

Bunu yaptıktan sonra dikkatleri üzerimde toplamak için ellerimi bir kez birbirine çarpacaktım. Bu çarpışmadan çıkan sesten yararlanmak gibi bir düşüncem vardı. Daha sonrasında kelin yerine ben konuşmaya başlayacaktım. Tabii ki burada önemli olan bir şey vardı. Ben çok iyi bir konuşmacı değildim. Bu bir gerçekti. Aslında bana kalsa ben iyi konuşuyordum. Ama bazen istediğim şekilde konuşsam bile, istemediğim sonuçları almıştım. Buradan yaptığım çıkarımla bu sonuca eriştim. Fakat burada söyleyeceklerim doğrular olacaktı. Ve hedefim konuşma başında ve sonunda kontrolü ele geçirecek hamleler yapmak olacaktı. Her neyse. Kafamda bir şeyler vardı işte. Şimdi onları hataya geçirmeye çalışacaktım. Başarabildiğim kadarıyla…

“Öncelikle herkese merhaba. Adı Yamato olan, sizin gibi tarımla uğraşan bir köyde yetişen biriyim. Şimdilik işim başka bir şey olsa da… Neyse, bunun önemi yok.” Diyerek konuşmaya girecektim. Buradaki temel önceliğim kendimi karşıdakilere tanıtmak olacaktı. Tanıtırken de onlara yakın olduğumu göstermek istiyordum. Tarım ile uğraşma kısmında yalan söylememin sebebi de buydu zaten. Karşımdaki insanlarla yakınlaşmaya çalışmak. Bunu yaparak en azından kafalarından var olan kötü imajımı biraz daha iyiye çevirebileceğimi düşünüyordum. Aynı zamanda da zihinlere kurduğu duvarları yıkma niyetiyle bu kelimeleri seçmiştim. Önceden de dediğim gibi, ne kadar başarılı olurdum ya da olacaktım, bilmiyordum. Bir bilinmezin içine dalmıştım. Ama söyleyeceklerimin kalanı gerçeklerden oluşacağı için fikirlerini etkileyeceğimden emindim.

Aynı kendine güvenen, tok bir ses tonuyla konuşmaya devam edecektim. “Şimdi size gerçekliği anlatmak istiyorum. Birinci olarak, birbirimizle zıtlaşmak bize bir şey kazandırmayacak. Bu şekilde devam edersek eninde sonunda şiddet yoluna başvuracağız. İkinci olarak. Şiddete başvurursak çok bir şansınız yok. Ben dövüşmek konusunda kendimden eminim. Yanımdaki arkadaşlar da aynı şekilde öyle. Dövüşürsek kaybedeceksiniz. Hem gençlerinizi, hem de pirinçlerinizi. Bu gerçek…” Tüm bu sözleri söyledikten sonra bir ya da iki saniye etrafı gözlemleyecektim.

Ardından tekrar söze girecektim. “Oldu da imkansızı başardınız! Bize karşı kazandınız. Pirinçlerinizi kurtardınız. Biz de öldük. Ya da canımızı zar zor kurtardık, kaçtık. Bunun sonrasında sanıyor musunuz mutlu bir şekilde yaşamaya devam edeceğinizi? Bağlı olduğumuz grup, ülkelerin kendisiyle savaşabilen bir grup. Gücü benim bile hayal edebileceğimin ötesinde. Sizi hakir görmek istemem ama sizin gibi ufak bir köy, ülkelerin karşı koyamadığı bir gruba nasıl karşı koyabilir? Bu tek taraflı bir yıkım olur. Bizim acil olarak pirinci tedarik etmemiz lazım. Siz bir dakika düşünün ve cevabınızı bize verin.”

Son bir şey daha vardı aklımda. Hemen ardından da onu söyleyecektim. “Ayrıca bu fazla pirinç konusunu liderle görüşeceğim. Zararınızı karşılamak için ondan söz alacağım. “ diyecek ve tüm konuşmamı burada noktalayacaktım. Yaklaşık bir dakika falan verecektim köylülere. Düşünmeleri için, düşünüp karar vermeleri için. Umuyorum ki zor olan yolu seçmezlerdi. Yoksa tabularımı yıkmak zorunda kalırdım. Eğer ki tabularım yıkmasam, başım derde girerdi.
Künye
İsim: Taichi Dazai
Yaş: 20
Cinsiyet: Erkek
Element: Raiton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chunin
Ryo: 60.750 Ryo
Prestij: 8
Ün: -
Kullanılabilir GP: -
Motivasyon
En İyi Roman: Maceralarını içeren romanı yazmak için elbette bir sürü materyal gerecektir. Kitabı da, kendi maceralarına yaraşır bir şekilde, dünyanın en iyi romanı olmalıdır. Dünyanın en iyi romanına sahip olmak içinse, dünyanın en iyi yerlerine gitmeli ve hiç bilinmeyen, anlatılmamış mekanlarına gitmelidir. Bunu başarmak için elinden geleni yapmak bile, kendisini heyecanlandırmak için yeterlidir.
Komplikasyon
Değerli Defter: Maceralarını içeren sıklıkla not aldığı bu defter, onun için en değerli eşyalardan bir tanesidir. Yok olmasına dahi katlanabilir. Ama başkasının eline geçmesi, asla kabul edemeyeceği bir şeydir. Göğsünde bulunan iç cebine koyduğu bu defteri sıklıkla kontrol eder. Eğer ki bir gün defterini kaybederse, elinde bulunan her şeyi boş verip, defteri bulmak için gereken tüm fedakarlıkları gösterecektir. Maceralarını içeren bu defter, tıpkı bir yazarın yazdığı bir hikayenin, orta yerinde içindekilerinin çalınıp ortalığa yayılması gibi his yaşatacaktır kendisine.
Özellikler

Profil
Güç: 9
Çeviklik: 9
Kondisyon: 8
Potansiyel: 8
Varlık: 3
Zeka: 3
Beceri Listesi
[Güç] Atletizm: 2
[Çeviklik] Akrobasi: 2
[Çeviklik] El Hassasiyeti: 1
[Çeviklik] Saklanma: 1
[Favori Beceri][Kondisyon] Form: 3
[Potansiyel] Ninshuu: 1
[Varlık] Aldatma: 1
[Varlık] Empati: 1
[Varlık] Sosyalleşme: 1
[Zeka] Tıp: 1
[Zeka] Farkındalık: 1
[Zeka] İzcilik: 1

Ninjutsu
Shunshin no Jutsu - D-Rank[Geliştirme]
Ikazuchi no Kiba - C Rank
Raijin no Jutsu - B Rank
Raiton no Yoroi - A Rank
Taijutsu
Kendou - C Rank
Genjutsu
-
Karakterin Üzerinde Bulunan Ekipmanlar/Eşyalar:
Temel Shinobi Çantası
Orta Seviye Katana
5 Adet Patlayıcı Parşömen, 5 Adet Sentetik Kartona yapışık.
Koruyucu Şemsiye
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1287
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Taichi Dazai] Zorun Öyküsü

Post by GM - Naruto » July 6th, 2019, 12:03 am

Elini kelin omzuna koymanla beraber derin bir nefes verip sakinleştiğini anlayabiliyorsun. "Hay amına koyim, neyse." dermişçesine gözlerini deviriyor ve bir adım geriye alarak ellerini önünde birleştiriyor sahneyi sana bırakarak.

Hafif uzun olan konuşmanı yapıyorsun. Bu sırada kapıdaki gencin çapasını sıkıca kavradığını, ancak konuşma ilerlerken tehditkâr duruşunu da bozduğunu farkediyorsun. Genç relaks bir hal almasına rağmen "Onu bunu anlamam, dedemi hor görenin ümüğünü sıkarım." diyor sert bir tonda, arkasındaki gençler de bu lafla beraber iyice dikleniyorlar. Dediklerini duymuşlar, ancak anlamamışlar gibi görünüyor. Fakat dede'nin ayağı kalkıp "Tamam Dan, tamam. Sıkıntı yok. Siz gidin." demesiyle beraber kelin anlık parlayan siniri de tekrar sönümleniyor.

Gençler son bir defa yaşlıya bakıyorlar, ardından istemeyerek arkalarını dönüyorlar ve evden uzaklaşıyorlar. Civardan ayrılmayacakları belli, sadece sizden uzak bir noktaya geçiyorlar.

Dede, sana bakıyor. "Pirinci size vermek ölümümüzü geciktirecek bir şey evlat. Vermezsek siz bizi öldüreceksiniz ve alacaksınız. Pirinci size verirsek de biz yavaş yavaş öleceğiz. Önümüz kış, yağmur suları ısınmadan ekin ekemeyiz. Köylüymüşsün, tahmin edersin erzaksız kışlar taşralarda nasıl geçer."

Arada kel giriyor bu sefer dayanamayarak; "Abartma len dallama!" Bir adım atıyor dedeye doğru. "Plan yapın, yarım öğün yiyin, dışarı çıkmayın, yorulmayın, acıkmayın. 'Ölürüz!' felan, drama kasma bana burada." Bir adım geriliyor dede ve bakışlarını aşağı indiriyor, bir şey demiyor, diyemiyor. Epey sindiğini farkediyorsun. Onuru ve gururunun ondan resmen tam bir ömür genç olan biri tarafından ezilmesinin verdiği yaradılış sancısı akıyor suratının her bir yerinden. Tadabiliyorsun bu sancıyı gözlerinle. Hoş bir manzara değil. Diğerlerinin bu durumun umrunda olmayışı ise farklı bir tezatlık katıyor duruma.

Bu sırada, uzun saçlı konuşuyor. "Deponun yerini az çok biliyorum, gidip alalım, kim engelleyecek bizi? Ters bişey yapan olursa icabına bakarız zaten." Senin tepkini bakıyor kel ve uzun saçlı.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
Locked

Return to “Yağmur Ülkesi”