[Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Locked
User avatar
Ashikaga Shun
Kaçak
Kaçak
Posts: 84
Joined: June 18th, 2019, 2:57 pm

[Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Post by Ashikaga Shun » June 28th, 2019, 2:56 am

Image

"Hızlanmalıyım."

Kendi kendime mırıldanıverdim. Bu yeni bir alışkanlıktı aslında. Son zamanlarda, daha çok kendi kendimle konuşur olmuştum. Daha önceleri hiç yapmadığım bir şey değildi elbet, ama... Garip hissettiriyordu doğrusu. Bazı günler ve geceler boyunca hiç bir insan görmezdim. Arada sırada kendime izin verir, köhne bir kasabanın barında tekrar insanlar arasına karışırdım. Kendime verdiğim bir ödül olarak düşünürdüm hep bunu. İnsanlar içinde olmayı hep sevmiştim, ama şu aralar, bu kaldıramayacağım bir lüks halini almıştı. İnsanların çevremde olmamasına, bir çift gözün asla seni izlememesine ve hatta izlememesi gerektiği kanuna alışmakta güçlük çekiyordum. İrademi sınayan şey sürekli yolda olmak, hareketli olmak değil; daha çok sosyal problemlerden öte geliyordu. Neyse ki, durursam başıma geleceklerden emindim. Ölüm iyi bir motivasyon kaynağıydı; hem kılıcı tutan kol, hem de kılıcın ucunda ki gariban için.

En son, benim gibi bir grup haydut ile birlikte yaptığımız 'iş'in üzerinden epey geçmişti. Kesem yavaş yavaş boşalıyor, bundan daha da önemlisi, vücudum bu uyuşukluğa tepki veriyordu. Zihnim zaten bambaşka bir dünya... Aynı anda hem hareketli kalıp, hem de gerçekten kaide değer bir şeyler ile uğraşmak yorucu bir zanaatti. Altından kalkamayacağım bir şey değildi elbette, her zaman insanın şansı yaver gitmiyordu doğrusu. İzlerimi kusursuz bir şekilde kapatıp, bir kaçağın şanına(?) yaraşır bir şeyler yapmak için bir miktar da şans gerekiyordu doğrusu. Neyse ki tamamen ayyaşlardan, yitip gitmişlerden ve fahişelerden oluşan denizlerin içinde sallanıp gidiyor olmak; bazen gerçekten de işe yarar oluyordu. İnsanların normal şartlarda asla konuşmayacağı, konuşmak dahi istemeyeceği türden lanet insanlar ile yatıp kalkmak ve hatta onlardan bir şeyler koparmanın sırlarını öğreniyordun. Kimsenin duymak için vaktini harcamayacağı şeyler duyuyordun, bunların gerçekliği ise sadece senin zihninin çözebileceği türden bir problemdi. Neyse ki hiçbir iş tam olarak kusursuz değildi, yakınmıyordum.

Dediğim gibi, en son bir avuç haydutla birlikte çalışmıştım. Kimseye güvenemeyeceğin bir dünyada, yanında bir grup kaçak ile bir şeyler yapmak intihardı. İşler iyi gitti neyse ki, hala buradayım. Ama dersimi almıştım, bir süre herhangi biriyle bir şeyler yapacak deliliği kendimde bulamadım. Tek başıma bir yolculuğa çıkmış, onlarca gün ve gece demeden yolda kalmıştım. Bu yolculuğun, vücudumun en derinlerine kadar işlendiğinden yavaş yavaş daha emin oluyordum. Görüntüm benden beklenmeyecek derecede daha kaba oluyor, daha bir yitip gitmişliğe kapılıyordum. Eğer bu yolculuğun bir sonu olduğuna inanmasaydım, gerçekten de asla kurtulamayacağım bir girdaba derinlemesine daldığımdan şüphe ederdim. Neyse ki, bundan daha sağduyulu bir insan olduğuma inanıyordum. Bir hiçliğe doğru yürümüyordum, eğer bana söylenilen şeyleri yanlış değerlendirmediysem. Birden çok dilenciden, fahişeden ve barmenden, pek çok ağızdan duyduysam da; konunun içeriği asla değişmemişti, Tsuneboshi.

Yolculuğumun bitiş noktası Tsuneboshi isimli bir köydü. İlginçti, çünkü bu köyün gözle görülebilir hiçbir özelliği yoktu. Ne bir shinobi köyüydü, ne çok popülasyonun yada ticaretin olduğu bir yer. Çanak ve çömleklerinin ünlü olduğunu söylemişlerdi, eğer yanılmıyorsam. Ama Tsuneboshi bir şekilde kendisini, diğer köylerden ayırmanın bir yolunu bulmuşa benziyordu: kendisini ve içinde yaşayanları lanetleyerek! İlk duyduğumda inanmamıştım, otuzuncu duyuşumda bu durum değişmişti. Bir gecede nasıl bütün bir köyün ortadan kalktığına, şuan onca yoldan sonra bile inanmakta güçlük çekiyordum. Herkes oraya gitme diyordu, orası seni de lanetler diye çığırtıyorlardı. Bu benim daha da cezbediyor, ağzımı sulandırıyordu. Çığırtkanları başımdan kovaladıktan sonra, yolculuğumu işte böyle belirlemiştim: tam da lanetin, fırtınanın kalbine doğru.

Demin de söylenmiş olduğum gibi, hareketlerimi hızlandırdım. Ne kadar hiçliğin ortasında olmama rağmen, artık hiçlik dahi tekin değildi. Amegakure'de ki savaş her yeri ve her şeyi etkiliyordu. Diğer köylerin bu savaşı bastırmak, en azından kendi sınırlarını koruyabilmek için harekete geçtiğini duymuş ama kendimi bir şekilde uzak tutmayı başarmıştım. Şuana kadar... Bir noktada bu işe müdahil olacağımı hissetsem de, şuanlık sessiz kalmayı tercih etmiştim. Bu arzu beni daha da motive ediyor, hareketlerime yeniden bir momentum veriyordu. En son yol yordam sorduğumdan beri biraz vakit geçmişti elbet, ama köye yaklaşmış olduğumu hissediyordum. Yani... Onca yolda sonra, yaklaşmış olmalıydım. Ama bir lanetli köye varmış olduğumu kaçırmış olabilir miydim? Hem zaten, lanetli köyün ne olduğunu nasıl ayırt edecektim ki? Eğer lanetlenseydim hissederdim herhalde. Adımlarımı sıklaştırdım, çevremi bir kere daha dikkatli bir şekilde kolaçan ettim. Tsuneboshi'ye giden yolun tarifine ne kadar uyan bir yerdeyim, çevremde en ufak yaşayan(?) bir ruh var mı diye kontrol edecektim. En azından lanetli köye adım atmadan, çevredeki insanlarla konuşmak istiyordum. Eğer tüm söylenilenler doğruysa, bir noktada lanetten korunmayı öğrenmem gerekiyordu herhalde.

Bir sene önce, Ishigakure'de nöbet tutmaktan geldiğim noktayla keyiflendim. İleride ne olacağını kim bilebilir?
Image
Künye

İsim: Ashikaga Shun
Yaş: 20
Cinsiyet: Erkek
Element: Fuuton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chuunin
Ryo: 1.000
Ün: 10
GP: 0
PP: 3



Motivasyon
Egosantrizm: Shun, hayatı tamamen tek kişilik yaşayan bir insandı. Bu hayatı, sadece kendisinin oynaması için oluşturulmuş bir oyun bahçesi olarak görüyordu. Tek gerçek insan oydu, her zaman oydu ve her zaman o olacaktı. Kendi arzularının peşinde koşmak, onun yaşama amacı haline gelmişti. Arzuladığı şeyleri söküp almak için güne uyanır, ertesi gün yine bu bilinçle uyanabilmek için uykuya dalardı. Değişken ruh hali ve sofistike zevkleri, o an için ne arzuladığını belirlerdi. Ama buradaki odak, Shun'un ne arzuladığı değil, arzuladığı şeyi elde etmek için gittiği yoldu. Bu yolda yürürken acı çekmek, hayal kırıklığına uğramak veya yolun sonunda coşkun bir mutluluğa kavuşmak... Yolun tümünden mutlu olan bir insandı Shun, yolu bitirebildiği ve arzusunu söküp alabildiği senaryolarda tabii. Geri kalan hiçbir şey veya hiçkimse önemli olmazdı. Düşündüğünü yapmalıydı, çünkü o tek ve özeldi. Ne olursa olsun, ne feda edilmesi gerekiyorsa edilsin. Her şeyin ve herkesin üstünde olmak, yaşama bilinciydi.

Galaksi Rehberi: Hangi yolu, nasıl yürümesi gerektiğine bu sayede karar verebilmişti Shun. Sofistik ve sanatsal zevkleri vardı bizimkinin, daha önce hiç görmediği bir yücelik karşısında erirdi. Yüce ve zengin şeylere sahip olmak, sanat eserlerinin doğumuna şahit olmak, kimsede ait olmayana sahip olmak gibi nice tutkuya sahipti. Fakat bunu asla ve asla, aynı yerde bağlı kalarak yapamazdı. Yepyeni şeyler görmeli ve her gördüğü muhteşem şeyi kendisine katmalı ve sahip olmalıydı. Bunu yapabilmek için yürürdü Shun, bir şeyler öğrenmek ve bunları kazanabilmek için. Kimsenin görmediğini görebilmek ve kimsenin sahibi olamadığı güzelliklere sahip olabilmek için. Zevkleri konusunda çok seçiciydi, paylaşmaktan da pek hoşlanmazdı Shun. Ama her zaman, ama her zaman onları göstermekten ve sahip olduğunun bilinmesinden hoşlanırdı. Onun galaksi rehberi de buydu işte, yüceliği söküp almak ve kendisine katmak!



Komplikasyon
Güvenli Alan; Varlık: Shun, kitleler arasında ki en dikkat çekici insan olması gerektiğini düşünür. Çünkü diğer insanlardan daha 'farklı' ve pekala daha özeldir. Shun'un güvenli alanı, en çok ilgi duyulanın, sözü dinlenilen ve akılda kalan insanın kendisi olduğu ortamlardı. Fakat normal insanlar gibi, aynı güvenli alanda yaşayabilen bir insan değildi o. Sürekli yoluna devam eden bir missing-nin olarak, ne yaparsa ve nereye giderse gitsin; kendi güvenli alanını da beraberinde getiren bir adamdı. En çok ilgi toplayanın (en etkileyicinin) Shun olmadığı, sözleri verenin ve tutanın o olmadığı her an, bu psikolojik ve toplumsal üstünlüğü geri almak için hemen hemen her şeyi yapabilir.



Özellikler
Ciğer Yarası: Karakter her ne kadar karaciğerindeki yaralanmayı iyileştirmişse de, tedavi sonrası rehabilitasyon süreci içerisinde kondisyon bakımından olumsuz etkilerle karşılaşması muhtemeldir. Bu nedenle karakter, eşit özellikteki kişilere nazaran daha çabuk yorulmakta ve yorgunluğu arttıkça direnci de düşmektedir. Karakterin aksiyonları rehabilitasyon sürecine doğrudan etki etmektedir. Tüm bu durum karakterin rutin hayatında herhangi bir engel oluşturmamaktadır.



Profil

Stat Listesi
Güç: 3
Çeviklik: 5
Kondisyon: 3
Potansiyel: 3
Varlık: 11
Zeka: 9

Beceri Listesi
Atletizm: 1
Akrobasi: 1
El Hassasiyeti: 1
Saklanma: 1
Form: 1
Ninshuu: 1
Aldatma: 1 {Favori}
Empati: 1
Sosyalleşme: 1
Tıp: 1
Farkındalık: 1
İzcilik: 1



Teknikler

Taijutsu
Shigure: C Rank

Genjutsu
Rakumei no Jutsu
Shibou no Jutsu
Magen: Bunshin
Teishi no Jutsu
Raigen

Ninjutsu
Shunshin



Ekipmanlar/Eşyalar
Yuna no Katana
2 Sentetik Misina, 5mt (Normal Kalite)
1 Patlayıcı Parşömen (Normal Kalite)
4 Sis Bombası (Normal Kalite)
3 Kunai (Normal Kalite)
3 Shuriken (Normal Kalite)
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1413
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Post by GM - Naruto » July 3rd, 2019, 9:29 am

Yeni doğan güneşin ilk ışıklarını teninde hissederken, Yağmur Ülkesi’nin karakteristik özelliği olan yağmuru sana en ufak ısıyı hissetmene engel oluyor. Sırılsıklam olmuş sarı saçlarından aşağıya düşen yağmur damlaları, gökten düşenlerle kıyaslanabilecek kıvama geldiği anlarda ise, hafiften atıştırmaya başlayan kar taneleri dikkatini çekiyor. Sulu kar kıvamında devam eden yağış, yürüdüğün yolları çoktan çamura dönüştürürken, etrafında olan biteni kestirebilmek için kafanı sağa sola çevirmeye başlıyorsun.

Yolculuğun esnasında “lanetli” Tsuneboshi köyünün yeri sana tarif edilmiş olsa da, henüz daha köye yaklaşıp yaklaşmadığını tam olarak anlamakta güçlük çekiyorsun. Zira uzun bir süredir yürüdüğün yollarda sana eşlik eden ormanlık alan, yönünü tam olarak bulmakta sana bir hayli zorluk çıkartıyor. Ancak ormanlık alanı geriye bıraktığın anda ise, belki de yüzyıllardır devam eden yağmurlu iklim nedeniyle oluşmuş olan bir göl seni karşılıyor. Kahverengiye çalan bulanık görüntüsüyle bir hayli kirli görünen gölün üzerine düşen yağmur damlaları, gölün su seviyesini arttırmasına yardımcı olurken, zeminden gelen çamurlu toprak nedeniyle temizlenmesi konusunda pek de bir fayda sağlayamıyor gibi görünüyor. Emsallerine göre çok da büyük denilemeyecek bu gölün çevresinde birkaç boş ev dikkatini çekerken, evlerin yüzeyindeki yosunlaşmalar, bu evlerin bir hayli uzun bir süredir boş olduğunu sana anlatmaya yetiyor.

Tsuneboshi’ye nasıl ulaşacağın konusunda seni yönlendiren insanların bu gölü ve etrafındaki metruk evleri tarif ettiklerini anımsadığında, doğru yolda olduğunu anlayabiliyorsun. Sana yapılan tarife göre ulaşman gereken son bir köy daha olduğunu ve bu köye de bir saatlik bir yürüyüş mesafesini kat etmenin ardından ulaşabileceğini biliyorsun. Adımlarını biraz daha sıklaştırarak çamurlu gölü ve terk edilmiş evleri ardından bırakarak yürümeye devam ediyorsun. Güneş’in ışıkları gökyüzündeki kara bulutların üzerinde grimsi bir etki bırakırken, Tsuneboshi köyünden önce varman gereken son köyün girişine geliyorsun.

Yaklaşık iki yüz hanelik gibi görünen köyde sabahın erken saatleri ve havanın yağışlı olması nedeniyle pek bir hareketlilik göremiyorsun. Ancak köyün girişinde işlenmiş tarlalar bu köydeki hayatı sana sembolize ediyor. Tarlalarının yanıbaşında bulunan ufak kulübeler, tarlada çalışanların dinlenmesi için yapılmış gibi dururken, yolun sağında ve sağındaki tarlalarda yeni ekilmiş veya toplanmış ekinler olduğunu tahmin ediyorsun. Sıra halinde bulunan tarlaların arasından sıyrılıp yaşamın başladığı noktaya geldiğinde ise, bazı evlerin perdelerinin aralandığını, bazılarının ise temiz havadan faydalanmak istercesine pencereleri açtıklarını görüyorsun. Havanın soğukluğuna rağmen insanların bu soğuğa aldırmadan pencerelerini açması sana bir hayli garip geliyor. Aslında normalde çok da takılmayacağın bu durum, üşümüş teninin beynine gönderdiği bir sinyal olarak belirirken, açılan pencerelerden duyduğun “Hoi, bu yağmurda dışarıda işin ne?” diyen bir sesle etkisini yitiriyor. Genellikle iki katlı yapıların bulunduğu köyün karakteristik özelliğini tamamıyla taşıyan bu evden gelen sese doğru kafanı çevirdiğinde, otuzlu yaşlarının sonunda, oldukça açık tenli, kızıl saçlarının altındaki mavi gözleri oldukça dikkat çeken ancak güzel olduğu söylenmekten imtina edilecek özelliklere bir kadın görüyorsun. Kadın, mavi gözlerinin ardına sakladığı hissizlikle sana bakarken, evin içinden gelen birkaç ses dikkatini çekiyor. Farklı tonlarda olan bu seslerin evde başkaca kişiler olduğu şeklinde yorumlaman mümkün olsa da, bulunduğun konum itibariyle çıkan seslere anlam veremiyorsun. Ancak duyduğun kalın bir ses, evde bir yada iki erkeğin daha olduğunu sana anlatmaya yetiyor.
Off Topic
Konuna bakan kişi bendeniz Fortius’tur. Konuyla ilgili her türlü durumu özel mesajla bana bildirebilirsin. Pasiflik süresi 48 saat olarak planlanmaktadır.

Düştü bir garip kaçak fısıltının peşine
Lanetli falan diyorlar bak Allahın işine
Umarım rastlanmaz bu maceranın eşine
Riayet edilmezse yapıştırırım pasifliği gelişine (ovv yeah)
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Ashikaga Shun
Kaçak
Kaçak
Posts: 84
Joined: June 18th, 2019, 2:57 pm

Re: [Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Post by Ashikaga Shun » July 4th, 2019, 4:49 am

Ağlayan bir gökyüzü, tüm yolculuğum boyunca bana refakat ediyordu. Başlangıçta bu birlikteliği nazik karşılamış, ona, baştan çıkartıcı çehreye sahip bir kadına yaklaşılması gerektiği gibi yaklaşmıştım. Her an ve her saniye tenimde hissettiğim binlerce ufak noktacık, başlangıçta hoş bir histi, hatta eğlenceli bile sayılırdı. Kendi içinde romantik ve estetik yönünden bahsetmeden geçemezdim elbette! Kendi ülkesini çoktan ardında bırakmış bir adam olarak, Yağmur Ülkesi'nin deli dolu iklimi bana yaşadığımı hissettiriyordu. Kimsesiz yollar boyunca, tüm zihnim onun sesi ve etkisi ile dolmuş bir vaziyette yol alıyor alıyordum. Ne var ki, günler kısalıyor ve geceler de sonunda aradığı fırsattan istifade ediyordu. Gün ve zaman kavramını çoktan kaybetmiş bir kaçak olmanın kötü yanı da buydu işte: koca kışın geldiğini, anca o geldiği zaman fark edebiliyordum. Geceler daha karanlık olacak, gökyüzü kendi altında yatan bizlere daha az nazik davranacaktı. Refakatçim ile gittikçe daha çok bozuşuyorduk, kötü huylu yaşlı bir adama dönüşüyordu.

Yolculuğun başında ki baştan çıkartıcı geri kadını geri kazanmak istediysem de, nafile.

Sızlanmadan, hatta bu konu hakkında ikinci bir defa düşünmeden yolculuğa devam etmiştim. Yalnız çıktığım yolculuğa, yine yalnız devam ettim. Hava durumu sadece aşmam gereken bir başka engebeydi. Yağmur yerini yer yer kara bıraksa da, bir shinobiyi durdurabilmek için bundan daha fazlasına gerek vardı. Bir noktada kendimi, 'Keşke bunu dile getirmeseydim.' diye bulmuştum. Elbette iklim şartlarına dayanabilirdim, ama karşılaştığım arazi büyük talihsizlikti doğrusu. Yağmur Ülkesi koca bir savaş alanıydı ve şu güne kadar hala insanlarda bir harita vardıysa da, bende yoktu. Sadece kendime güvenebilirdim ve zihnimin içinde anafor gibi dönen bir avuç kelimeden, Tsuneboshi'nin yol tarifinden, başka hiçbir yardımcım yoktu.

"Kolay olsa keyfi çıkmazdı." diye fısıldadım, gaipten boşluğa doğru. Kimseye değil, bizzat kendime doğru yönlendirdiğim cümleyle modumu bir tık yukarıya çekti. Bir şekilde oraya ulaşacağımı bilerek, hızlı hızlı ormanlık alanı kat etmeye koyuldum. Bu ormanlığı aştığım zaman, önümde neler olacağını daha iyi görebilecek; şanslıysam da yönümü daha iyi tayin edebilecektim. İlk zamanlarda, durum daha iyiye gidecek gibi görünmüyordu. Bu durum, asla gözden kaçmayacak büyüklükte bir göl bulana kadar devam etmişti. İyi günleri vardıysa bile çoktan geride kalmış bir göl ve onun çevresine yerleştirilmiş birkaç ev! Gitmem gereken patikadan çoktan saptığımdan ve kilometrelerce uzakta bir yere çıktığımdan endişeliydim onca zamandır. Fakat gördüğüm manzara boyunca her şey, yol boyunca karşılaştığım bir avuç ağızdan aldığım tarife kusursuz bir biçimde uyuyordu. Yaklaşmıştım. Fiziksel olmaktan çok uzak bir sıcaklık, tüm vücudum boyunca uzandı da uzandı. Gözlerim hafifçe kısıldı, bir avcı olmayalı uzun zaman oluyordu. Sonunda!

Gece döngüsünü tamamlıyor, tekrar hüküm süreceği zaman gelene kadar, en büyük hasmı tarafından bir daha yeniliyordu. Günün ilk ışıklarını arkama almış, avıma ulaşmadan önce ki son dinlenme noktama doğru hareket ediyordum. Uzun zamandır yaşama ve medeniyete dair gördüğüm tek şeydi bu.. Tarlaları, irili ufaklı kulübeleri ve perdeleri yeni yeni açılmaya başlamış evleriyle; burası gerçekten de tam takır bir köydü. Ben yeni çevremi dikkatli bir şekilde kolaçan ederken, köy de yeni bir gündüze başlamanın coşkusuyla uyanıyora benziyordu. İnsanlar hava durumuna aldırış etmeden, pencerelerini açıyorlar ve tüm gündüzü; kış ile birlikte evlerinde ağırlamaktan imtina etmiyorlardı. Kış. Bu kelime bir an için, gıkımı dahi çıkarmadan tüm o soğuk ve yağmur altında yürüdüğüm yolları bana hatırlatmaya yetmişti. Sanırım bunun acısı yeni yeni çıkmaya başlayacaktı, ama bu aydınlanmam; beklenmedik bir ses tarafından bölünecekti.

Sesin kaynağına doğru yöneldiğimde, bana seslenen kadının farkına varmıştım. Güneşten nasibini hiç ama hiç almamış beyaz bir tene sahip bu kadın, herhalde otuzlarını yeni yeni terk ediyor olmalıydı. Kızıl saçları ve donuk mavi gözleriyle, neden burada olduğumu soruyordu. Bir şey söylemeye hazırlanıyordum ki, dikkatim tekrar (başka) bir ses tarafından celb edildi. Kadının bana seslendiği evin içinden, bir iki farklı erkek sesi daha duymuştum. Herhalde bir aile olmalılardı, ama bir kaçak alışkanlığı olarak herhangi bir şeyi varsaymadım. Bu dünyada ne ile karşılaşabileceğimi asla bilemezdim. Bu kadın da onlardan birisiydi. Dosdoğru Tsuneboshi köyüne doğru yürüyemezdim, öncesinde soluklanmaya ve ne ile karşılaşacağımı yerlilerden öğrenmeye ihtiyacım vardı. İyi bir fırsattı doğrusu, hemen harcamak istemedim.

"Ah... Yolumu kaybettim bayan." diye geri seslendim kadına. Bir kadınla donuk ve nispeten savunmasız bir 'dille' konuşmak alışkanlığım değildi tabii. Güzel olmayan, sıradan bir köylü kadın için bundan daha fazlası şov olur diye zihnimden hızlıca geçivermişti o an. Ardından, kadının evinin önüne doğru bir iki gayri ihtiyari adım attım. Yüzüme tatlı ve nispeten şapşal bir tebessüm kondurduktan sonra, "Doğru yolu bulmadan önce, soluklanabileceğim bir yer var mı acaba?" diye sordum tatlı bir ses tonuyla. Kadın evine buyur etmek zorunda değildi, her haliyle yolumu bulacağımdan emindim. Ama eğer bunu yapmaya yeltenecekse, gariban kadının bu fikri kendi bulduğuna inanmasını istiyordum açıkçası.

Ve tabii ki her şeye rağmen... Yeni bir maceranın kapı eşiğinde olmak yüreğimi ferahlattı. Onca zaman sonra bile!
Image
Künye

İsim: Ashikaga Shun
Yaş: 20
Cinsiyet: Erkek
Element: Fuuton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chuunin
Ryo: 1.000
Ün: 10
GP: 0
PP: 3



Motivasyon
Egosantrizm: Shun, hayatı tamamen tek kişilik yaşayan bir insandı. Bu hayatı, sadece kendisinin oynaması için oluşturulmuş bir oyun bahçesi olarak görüyordu. Tek gerçek insan oydu, her zaman oydu ve her zaman o olacaktı. Kendi arzularının peşinde koşmak, onun yaşama amacı haline gelmişti. Arzuladığı şeyleri söküp almak için güne uyanır, ertesi gün yine bu bilinçle uyanabilmek için uykuya dalardı. Değişken ruh hali ve sofistike zevkleri, o an için ne arzuladığını belirlerdi. Ama buradaki odak, Shun'un ne arzuladığı değil, arzuladığı şeyi elde etmek için gittiği yoldu. Bu yolda yürürken acı çekmek, hayal kırıklığına uğramak veya yolun sonunda coşkun bir mutluluğa kavuşmak... Yolun tümünden mutlu olan bir insandı Shun, yolu bitirebildiği ve arzusunu söküp alabildiği senaryolarda tabii. Geri kalan hiçbir şey veya hiçkimse önemli olmazdı. Düşündüğünü yapmalıydı, çünkü o tek ve özeldi. Ne olursa olsun, ne feda edilmesi gerekiyorsa edilsin. Her şeyin ve herkesin üstünde olmak, yaşama bilinciydi.

Galaksi Rehberi: Hangi yolu, nasıl yürümesi gerektiğine bu sayede karar verebilmişti Shun. Sofistik ve sanatsal zevkleri vardı bizimkinin, daha önce hiç görmediği bir yücelik karşısında erirdi. Yüce ve zengin şeylere sahip olmak, sanat eserlerinin doğumuna şahit olmak, kimsede ait olmayana sahip olmak gibi nice tutkuya sahipti. Fakat bunu asla ve asla, aynı yerde bağlı kalarak yapamazdı. Yepyeni şeyler görmeli ve her gördüğü muhteşem şeyi kendisine katmalı ve sahip olmalıydı. Bunu yapabilmek için yürürdü Shun, bir şeyler öğrenmek ve bunları kazanabilmek için. Kimsenin görmediğini görebilmek ve kimsenin sahibi olamadığı güzelliklere sahip olabilmek için. Zevkleri konusunda çok seçiciydi, paylaşmaktan da pek hoşlanmazdı Shun. Ama her zaman, ama her zaman onları göstermekten ve sahip olduğunun bilinmesinden hoşlanırdı. Onun galaksi rehberi de buydu işte, yüceliği söküp almak ve kendisine katmak!



Komplikasyon
Güvenli Alan; Varlık: Shun, kitleler arasında ki en dikkat çekici insan olması gerektiğini düşünür. Çünkü diğer insanlardan daha 'farklı' ve pekala daha özeldir. Shun'un güvenli alanı, en çok ilgi duyulanın, sözü dinlenilen ve akılda kalan insanın kendisi olduğu ortamlardı. Fakat normal insanlar gibi, aynı güvenli alanda yaşayabilen bir insan değildi o. Sürekli yoluna devam eden bir missing-nin olarak, ne yaparsa ve nereye giderse gitsin; kendi güvenli alanını da beraberinde getiren bir adamdı. En çok ilgi toplayanın (en etkileyicinin) Shun olmadığı, sözleri verenin ve tutanın o olmadığı her an, bu psikolojik ve toplumsal üstünlüğü geri almak için hemen hemen her şeyi yapabilir.



Özellikler
Ciğer Yarası: Karakter her ne kadar karaciğerindeki yaralanmayı iyileştirmişse de, tedavi sonrası rehabilitasyon süreci içerisinde kondisyon bakımından olumsuz etkilerle karşılaşması muhtemeldir. Bu nedenle karakter, eşit özellikteki kişilere nazaran daha çabuk yorulmakta ve yorgunluğu arttıkça direnci de düşmektedir. Karakterin aksiyonları rehabilitasyon sürecine doğrudan etki etmektedir. Tüm bu durum karakterin rutin hayatında herhangi bir engel oluşturmamaktadır.



Profil

Stat Listesi
Güç: 3
Çeviklik: 5
Kondisyon: 3
Potansiyel: 3
Varlık: 11
Zeka: 9

Beceri Listesi
Atletizm: 1
Akrobasi: 1
El Hassasiyeti: 1
Saklanma: 1
Form: 1
Ninshuu: 1
Aldatma: 1 {Favori}
Empati: 1
Sosyalleşme: 1
Tıp: 1
Farkındalık: 1
İzcilik: 1



Teknikler

Taijutsu
Shigure: C Rank

Genjutsu
Rakumei no Jutsu
Shibou no Jutsu
Magen: Bunshin
Teishi no Jutsu
Raigen

Ninjutsu
Shunshin



Ekipmanlar/Eşyalar
Yuna no Katana
2 Sentetik Misina, 5mt (Normal Kalite)
1 Patlayıcı Parşömen (Normal Kalite)
4 Sis Bombası (Normal Kalite)
3 Kunai (Normal Kalite)
3 Shuriken (Normal Kalite)
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1413
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Post by GM - Naruto » July 5th, 2019, 10:27 am

Yüzüne yapıştırdığın tebessümün ardından kadına yönelttiğin soru, kadının da hafif bir gülümsemeyle sana karşılık vermesine neden oluyor. Bir kadının sinirlendiğinde veya gülümsediğinde daha güzel olduğu gibi bilinen bir yargıya rağmen, pencereden kafasını uzatmış kadının gülümsemesi çirkinliğine zerre çekicilik katmıyor. Buna rağmen, kadın pencereden sağa ve sola baktıktan sonra seni içeriye davet etmek için yeltenecek gibi dururken, son anda aklına gelen bir detayla bakışları donuklaşıyor. Kadın bakışlarındaki boşluğu yok edip yerini meraka emanet ederken “Yolunu mu kaybettin? Nereyi arıyordun ki?” diye soruyor sana. Ancak sen henüz cevap vermeye yeltenemeden içeriden gür bir erkek sesi duyuluyor. “Rise! Lanet olası yağmurluğumu bulmak için bütün evi dağıtmamı mı bekliyorsun?” şeklinde duyulan sesin ardından, penceredeki kadın sana eliyle beklemeni işaret ettikten sonra kafasını eve doğru çeviriyor ve “Her zaman bıraktığın yerdedir! Eğer her zaman bıraktığın yerde değilse, başka nereye bırakmış olabileceğini düşün ahmak herif!” diyor. Bu cümlesinden sonra tekrar sana dönse de, içeriden “Nerede bıraktığımı bilsem bunu neden sana sorayım ki? Ayrıca ahmak dediğini de duydum ve bunun için seni bıçaklayacağım!” şeklinde gelen ses kadınla iletişime girmenizi engelliyor.

Adamın tehditkar cümlesine rağmen isminin Rise olduğunu anladığın kadında herhangi bir korku belirtisi bulunmaması, kadın ile adam arasında geçen konuşmanın sıradan günlük bir sohbetten farkı olmadığını gösteriyor sana. Rise ise, seninle konuşmaya devam etmek istese de, bunun mümkün olmadığını anlamış olacak ki “Kocam… Duyduğun üzere tam bir ahmak!” diyor hafif bir gülümsemeyle. Bu cümlesinin ardından ise kafasıyla tekrar dışarıyı kolaçan ediyor ve “Hadi içeri gel, yoksa sen hasta olacaksın bense bütün köye rezil olacağım.” diyor. Bu cümlelerinin ardından kafasını pencereden içeriye sokan Rise “Misafir geliyor! Üstündeki yırtık pırtık şeylerden kurtul!” dedikten sonra “Sen de kapıyı aç!” diye bağırıyor.

Evin giriş kapısı açıldığı anda, karşında yirmili yaşlarının ortasında gibi duran, kalın vücut hatları olan ancak şişman diyemeyeceğin bir adam beliriyor. Sıradan bir insanının fiziksel özelliklerini ziyadesiyle yansıtan adam “Gir gir gir!” diyerek seni hızla evin içine çekiyor. “Ayakkabılarını çıkar! Onlarla içeriye geçemezsin.” dedikten sonra girişte bulunan iki basamaklı merdivenin sol tarafında beliren Rise, uzun bir havluyu kapıdaki adama uzatıyor. Adam da havluyu sana verirken “Üstün başın sırılsıklam olmuş ama sorun değil. Rise-oneesan bu duruma alışık.” diyor. Adam sana geta tarzı bir terliği sana uzatırken “Adım Ekiken… Abim Ikki ile birlikte bu evde yaşıyoruz. Rise-oneesan da abimin nişanlısı gibi bir şey.” diyor.

Getayı giymenin ardından Ekiken’in önderliğinde iki basamaklı merdiveni çıkıyor ve sağ tarafa dönüyorsunuz. Geleneksel bir mimariye sahip evde karşınıza çıkan kayan kapıyı Ekiken kaydırdığı anda, karşınıza Ekiken’in daha erkeksi halini temsil etmesi dışında hiçbir farklılığı bulunmayan ve kırklı yaşlarında görünen Ikke görünüyor. Hakama ve haorisiyle antik çağlardan gelen bir savaşçının gururuyla iki eli belinde, kocaman bir gülümsemeyle sana bakan Ikke “Nasıl olmuş ama? Görüyorsun değil mi? Ha? Ha?” diyor. Bu esnada iki kollarını kaldırıp kendi ekseni etrafında dönmeye başlayan Ikke, hemen arkanızdan gelen Rise’nin “Saçmalamayı kes de otur artık!” diyen sesiyle kesiliyor. Rise elindeki bir tepsi ve sıcak suyla içeriye geçip oturmanızı beklerken, sizler de bir yuvarlak oluşturacak şekilde yer masasının etrafına toplanıyorsunuz. Rise her birinize taze çayı uzatırken Ikke “Eeee genç adam? Hangi rüzgar attı seni buralara? En son bir yabancıyı buralarda görmemin üzerinden birkaç asır geçmiş olabilir.” diyerek gevrek gevrek gülmeye başlıyor. Ikke’nin bu miadı geçmiş esprisine Ekiken de kahkahalarıyla eşlik ederken Rise suratına yapıştırdığı eliyle tepkisini ortaya koyuyor.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Ashikaga Shun
Kaçak
Kaçak
Posts: 84
Joined: June 18th, 2019, 2:57 pm

Re: [Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Post by Ashikaga Shun » July 6th, 2019, 4:30 am

Aile. Hemen hemen her 'ortalama' insan için, ortalamanın çok üstünde bir şeyler ifade ediyordu. Kimisi için sığınak, kimisi için ise baş belalarıydı. Ben... Benim için ne ifade ettiğini söylemek zor. Ama açıkça, benim için ne ifade 'etmediklerini' daha rahat söyleyebilirim. Mesela önümdeki insanlar gibi birisi değilim ben: ailem ile kolektif bir yaşam sürdüremem, onlarla kendi romantik filmimizin baş karakterleri olamam. Aslında bu bilinç, bu perspektif -dolaylı yoldan olsa da- beni buralara kadar sürüklemeyi başarmıştı. Şuan ise, olmaktan imtina ettiğim insanların kapısında, onların yaşantısına misafir oluyordum. Çoğu sıradan insana göre daha fazla aile bireyine sahip bir klan üyesi olarak, bu ortama da uyum sağlamam sadece saniyeler içinde gerçekleşecekti. Ama işte... İroni denilen pekala sinir bozucu hanımefendiye, oyunun bu turunu kazandığını söylemeden edemezdim. Ama unutmayın leydim, bu sadece ilk tur, heh!

Her şey beklendiği gibi gelişiyordu. Pekala yardımsever köy insanının zaaflarını onlara karşı kullanabilir, kısa bir süre herhangi bir tehlikeli göz tarafından izlenmeden, sıcak bir çatının altında dinlenebilirdim. Sırtımı dayadığım onca köhne ve tehlikeli yerden sonra, bu iki katlı klasik köy evi benim standartlarımın çok ötesindeydi. Fakat kadının soruma bir başka soru ile cevap vermiş olmasına bakılacak olursa, nasıl bir insan haline bürünmem gerekeceğini hızlı seçmeliydim. Kim veya ne olacak, nereden ve nereye gidecektim. Bunların ne kadarının doğru, ne kadarının yalan olacağı arasındaki ölçüyü iyi tutturmalıydım. Neyse ki kadın kendi sorusuna cevap alamadan, ailenin günlük hayattaki yaşantısından bir kare, kadınla olan iletişimimi kısa bir süre için engellemişti. Ki bu da pekala işime gelmiş, nasıl bir kimliğe bürüneceğimi hızlıca zihnimde döndürüvermiştim. Mesele sadece bu insanların ne kadar etinden sütünden faydalanabileceğim değildi sonuçta. İşin içinde bir Anbu tehditi olduğu sürece, insanların hayatlarına yaptığım en ufak dokunuşlara kadar ciddi önem vermem gerekiyordu: bunun sonunda canlarının yanmasına neden olabilecek olsam bile.

Yavaş yavaş bu insanlara daha fazla aşina oluyordum. Beni ilk fark eden, kesinlikle o saç rengi ve gözlerine rağmen güzel olmamayı icra edebildiğim için şaşkınlık duyduğum kadının ismi Rise'ydi. Ki aslında güzel olmamasına da bir miktar minnettardım, açıkçası kaçak hayatının evli kadınları baştan çıkarmayı kaldırabileceğinden bir hayli şüpheliydim. Rise ve daha sonralardan adının Ikke olduğunu öğreneceğim adam ile aralarında olan konuşmayı istimi dahi bozmadan gözlemlemek ile yetindim. Herhalde yeterince sıradan insanlarsanız, aileniz ile böyle bir ilişkiniz oluyor diye korkunç bir fikir edinmiştim. Fakat hakkını vermem gerekir ki, şuana kadar bir yabancıya karşı oldukça kibar bir tavır takınmıştı Rise. Kocasının isteklerinden fırsatını bulduğu ilk anda, tekrardan bana dönmüş ve tebessüm ederek içeri buyur etmişti. Bu diyarlar pek çok şey olabilirdi, ama çoğunlukla kibar değillerdi ve asla tebessüm etmezlerdi!

Rise'nin verdiği komut ile birlikte evin kapısı aralanmıştı. Karşıma neredeyse benimle yaşıt, yada benden en fazla üç dört yaş büyük bir adam çıkmıştı. Rise'nin kocası olamayacak kadar gençti, tabi bu köyde çarpık bir anlayış yoksa. Çocuk tarafından da eve ikinci kez buyur edildikten sonra, sözü bir kere daha tekrarlatmadan içeriye geçiverdim. Kapının bir adım ötesinde durdum ve söylenildiği gibi ayakkabılarımı çıkarttım. Yeni yeni ne kadar kötü bir durumda olduğumu idrak ediyordum doğrusu. Bu halde yola devam etmem benim için pek tehlikeli olabilirdi. Neyse ki Rise'de merdivenlerin dibine belirmiş, onun getirdiği havluyu kaptığım gibi saçımı ve ıslak tenimi hızlıca kurulamıştım. Kendisini Ekiken olarak tanıtan genç adamın getirdiği geleneksel usüldeki terlikleri giydikten sonra, bir adım eşikten daha ileriye hareket edebilecek kadar kuru sayılırdım.

Bana uzattıkları havluyu boynuma doladıktan sonra, Ekiken'in peşine düştüm ve Rise'nin demin geldiği merdivenleri çıktım. Geta terlikleri ve kayan kapılarıyla, tamamen geleneksel Japon evindeydim. Bu düşünce, Rise'nin kocası Ikki ile karşılaştığımda tamamen onaylanmış olmuştu. Çünkü deminden beri sesini duyduğum, Ekiken'e pekala çok benzeyen kırklı yaşlardaki adam beni (herhalde yeni) giydiği haori ve hakamasıyla karşılamış; hatta nasıl göründüğünü sorarak kendi ekseni etrafında dönmeye başlamıştı. Bu kırklarındaki bir erkekten çok, yirmilerindeki bir hanımefendiye yakışır seksilikte(?) bir hareketti doğrusu. Adamın yüzündeki koca gülümsemesine ihanet etmeyerek, kahkaha atma isteğimi bastırıp yüzüme muzip bir gülücük kondurdum. Neyse ki bu tanışma ritüelimiz, Rise'nin gelişiyle birlikte sonlanmıştı. Kurtarıcım...

Adap kurallarına dikkat ederek, ilk önce aile bireylerinin yerlerine oturmalarına öncelik gösterip, bana buyur edilen yere çöktüm ve Rise'nin getirdiği çayı yanıbaşıma çektim. Yeni yeni kurumaya yüz tutmuş saç ve ayaklarım, oturulacak sıcak bir ev ve ondan da sıcak bir çay... Hayal ettiğimden bile daha iyiydi. Hala köyümde yaşıyorken bile, bu denli şamatalı bir ailem ve adım atar atmaz bana bir şeyler ikram edenim olmamıştı. Tabii bu düşünce bende en ufak bir sempati yaratmayı başarmamıştı. Sadece nasıl bir role bürünmem gerektiği konusunda bana iyi bir fikir veriyordu. En azından aile kendi çapında eğlenceli insanlardı, yaptıkları soğuk espriler ise dayanmam gereken yeni bir zorluğun parçasıydı hepsi bu.

Ikke'nin kim olduğumu sorgulaması ve hemen ardına kondurduğu soğuk esprisine, gülümseyerek eşlik ettim. İki kardeş yaptıkları espriye kahkahalarla gülerken, ben ise hayal kırıklığı ile kendini öldürmeye çalışan Rise'ye doğru ufak bir bakış attım. 'Ne yaşadığını anlıyorum Rise-oneesan.' Kahkahalar durulduğunda, getirilen sıcak çaytan koca bir yudum alıp söze başladım: "Beni evinize buyur ettiğiniz için çok teşekkürler." Aileyi kibar bir şekilde başımla selamlamak için kısa bir süre için durakladım, sonrasında yine tatlı konuşma sekansıma geri döndüm. "Adım Haku. Aslında bir çeşit gezginim. Ustamın bana verdiği görevi yerine getirmek, insanlara elimden geldiği kadar yardım etmek için diyar diyar dolaşıyorum." Her zaman yaptığımı yapıp, içinde yalandan çok gerçeği barındıran bir şekilde kendimi tanıtmıştım. Hatoyama Haku benim en eski arkadaşlarımdan bir tanesiydi ve şuan Ishigakure içinde, herhalde resim yapmakla falan uğraşıyordu. Ayrıca gerçektende bir gezgindim, ama pek de ustam gibi olmaya çalışmak ve yardım etmekle ilgilenmiyordum. Aynı zamanda kendime mümkün olduğunca bir samuray izlenimi verme konusunda karar kılmıştım. Sıradan gözler benim kıyafetlerimin arasındaki shinobi eşyalarımı hemencecik göremezdi belki, ama bir noktada kıyafetlerimi değiştirirken gözleri takılabilirdi. Bunu saklamak yerine, onu yalanımın bir parçası haline getirmek mantıklıydı.

Yeni bir şeyler öğrenmek ve iyiliğin kılıcı olmak için yollara düşmüş bir samuray imajından hemen kurtulmamaktan kararlıydım. Getirilen çaydan bir koca yudum daha aldıktan sonra, yine tatlı dille devam edecektim: "Civarladaki bir köy, soyguncular yada öyle bir şeyden dolayı, sıkıntıya düşmüş. Ama kami-sama sağolsun, bu fırtınada sizin kapınıza denk geldiğim için çok şanslı olmalıyım. Rise-oneesan'ın çayı bir harika!" Hedefim olan köyün ismini vermedim, hatta hakkındaki karanlık teorilere bile dilim varmadı. Bu köy, Tsuneboshi'den hemen önce ki son köydü, bundan adım gibi emindim. Yani lanetli köy hakkında bir şeyler duymamaları imkansızdı. Mümkün olduğunca, hangi köyden bahsettiğimi kendi kendilerine anlamalarını umdum. Onları boş yere korkutup endişelendirmek istemiyordum. Nasıl bir işe kalkıştığını bilmeyen bir genç delikanlı imajını sürdürerek, mahçup mahçup aile bireylerine gülümseyerek öylece gelecek tepkileri bekledim.

'Hey! En azından verdikleri çay güzel.'
Image
Künye

İsim: Ashikaga Shun
Yaş: 20
Cinsiyet: Erkek
Element: Fuuton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chuunin
Ryo: 1.000
Ün: 10
GP: 0
PP: 3



Motivasyon
Egosantrizm: Shun, hayatı tamamen tek kişilik yaşayan bir insandı. Bu hayatı, sadece kendisinin oynaması için oluşturulmuş bir oyun bahçesi olarak görüyordu. Tek gerçek insan oydu, her zaman oydu ve her zaman o olacaktı. Kendi arzularının peşinde koşmak, onun yaşama amacı haline gelmişti. Arzuladığı şeyleri söküp almak için güne uyanır, ertesi gün yine bu bilinçle uyanabilmek için uykuya dalardı. Değişken ruh hali ve sofistike zevkleri, o an için ne arzuladığını belirlerdi. Ama buradaki odak, Shun'un ne arzuladığı değil, arzuladığı şeyi elde etmek için gittiği yoldu. Bu yolda yürürken acı çekmek, hayal kırıklığına uğramak veya yolun sonunda coşkun bir mutluluğa kavuşmak... Yolun tümünden mutlu olan bir insandı Shun, yolu bitirebildiği ve arzusunu söküp alabildiği senaryolarda tabii. Geri kalan hiçbir şey veya hiçkimse önemli olmazdı. Düşündüğünü yapmalıydı, çünkü o tek ve özeldi. Ne olursa olsun, ne feda edilmesi gerekiyorsa edilsin. Her şeyin ve herkesin üstünde olmak, yaşama bilinciydi.

Galaksi Rehberi: Hangi yolu, nasıl yürümesi gerektiğine bu sayede karar verebilmişti Shun. Sofistik ve sanatsal zevkleri vardı bizimkinin, daha önce hiç görmediği bir yücelik karşısında erirdi. Yüce ve zengin şeylere sahip olmak, sanat eserlerinin doğumuna şahit olmak, kimsede ait olmayana sahip olmak gibi nice tutkuya sahipti. Fakat bunu asla ve asla, aynı yerde bağlı kalarak yapamazdı. Yepyeni şeyler görmeli ve her gördüğü muhteşem şeyi kendisine katmalı ve sahip olmalıydı. Bunu yapabilmek için yürürdü Shun, bir şeyler öğrenmek ve bunları kazanabilmek için. Kimsenin görmediğini görebilmek ve kimsenin sahibi olamadığı güzelliklere sahip olabilmek için. Zevkleri konusunda çok seçiciydi, paylaşmaktan da pek hoşlanmazdı Shun. Ama her zaman, ama her zaman onları göstermekten ve sahip olduğunun bilinmesinden hoşlanırdı. Onun galaksi rehberi de buydu işte, yüceliği söküp almak ve kendisine katmak!



Komplikasyon
Güvenli Alan; Varlık: Shun, kitleler arasında ki en dikkat çekici insan olması gerektiğini düşünür. Çünkü diğer insanlardan daha 'farklı' ve pekala daha özeldir. Shun'un güvenli alanı, en çok ilgi duyulanın, sözü dinlenilen ve akılda kalan insanın kendisi olduğu ortamlardı. Fakat normal insanlar gibi, aynı güvenli alanda yaşayabilen bir insan değildi o. Sürekli yoluna devam eden bir missing-nin olarak, ne yaparsa ve nereye giderse gitsin; kendi güvenli alanını da beraberinde getiren bir adamdı. En çok ilgi toplayanın (en etkileyicinin) Shun olmadığı, sözleri verenin ve tutanın o olmadığı her an, bu psikolojik ve toplumsal üstünlüğü geri almak için hemen hemen her şeyi yapabilir.



Özellikler
Ciğer Yarası: Karakter her ne kadar karaciğerindeki yaralanmayı iyileştirmişse de, tedavi sonrası rehabilitasyon süreci içerisinde kondisyon bakımından olumsuz etkilerle karşılaşması muhtemeldir. Bu nedenle karakter, eşit özellikteki kişilere nazaran daha çabuk yorulmakta ve yorgunluğu arttıkça direnci de düşmektedir. Karakterin aksiyonları rehabilitasyon sürecine doğrudan etki etmektedir. Tüm bu durum karakterin rutin hayatında herhangi bir engel oluşturmamaktadır.



Profil

Stat Listesi
Güç: 3
Çeviklik: 5
Kondisyon: 3
Potansiyel: 3
Varlık: 11
Zeka: 9

Beceri Listesi
Atletizm: 1
Akrobasi: 1
El Hassasiyeti: 1
Saklanma: 1
Form: 1
Ninshuu: 1
Aldatma: 1 {Favori}
Empati: 1
Sosyalleşme: 1
Tıp: 1
Farkındalık: 1
İzcilik: 1



Teknikler

Taijutsu
Shigure: C Rank

Genjutsu
Rakumei no Jutsu
Shibou no Jutsu
Magen: Bunshin
Teishi no Jutsu
Raigen

Ninjutsu
Shunshin



Ekipmanlar/Eşyalar
Yuna no Katana
2 Sentetik Misina, 5mt (Normal Kalite)
1 Patlayıcı Parşömen (Normal Kalite)
4 Sis Bombası (Normal Kalite)
3 Kunai (Normal Kalite)
3 Shuriken (Normal Kalite)
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1413
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Post by GM - Naruto » July 7th, 2019, 8:02 pm

Rise'nin çayını överek bitirdiğin konuşma, Rise'nin beyaz teninde pembelik yaratırken, Ekiken ve Ikke'nin suratında boş bakışlar beliriyor. Kısa bir süre sonra kıkırdanmaya başlayan ikiliden Ekiken "Harika mı? Pfftt..." diyerek dudaklarını kapatıp ağzından çıkardığı hava ile tepkisini dile getirirken Ikke "Yeni işenmiş maymun sidiği gibi demek istedin sanırım." diyor. Bu cümleyle beraber ikili tekrar kahkahalara boğulurken Rise, yüzündeki utangaç pembeliği saçları gibi kızıl bir öfkeye bırakırken "Demek bundan sonra çay da içmek istemiyorsunuz, tamam öyle olsun!" demekle yetiniyor. Ekiken bu noktada kahkahalarını bastırmaya çalışırken "Hadi ama Rise-oneesan! Alt tarafı bir espriydi işte." diyor. Ikke ise kahkahalarına ara verme ihtiyacı hissetmeden "Asıl bu dediğin espriydi!" diyerek kahkahasına kahkaha katıyor.

Espri anlayışlarını ve birbirleri arasındaki ilişkiyi aşağı yukarı anladığın bu anlarda, Ikke kahkahalarını zar zor da olsa bastırmayı başarıyor. Tam bu sıralarda Rise "Haku-san..." diyerek söze giriyor ve "Burada diğer köylerle pek irtibatımız olmuyor. Civardaki bir köyde sıkıntı olduğunu söyledin ya, tam olarak ne olmuş biliyor musun? Daha da önemlisi bu köy buraya yakın mı?" diyor. Rise'nin cümleleri bittiği anda ise Ekiken "Buraya yakın olsa ne olacak ki?" diyor. Ikke ise "Tabi ya... Buraya uğramayı aklından geçirmezler ki! Görüyorsun işte, ancak Haku-san gibi kaybolan tipler buraya gelir!" diyor. Rise ise oldukça temkinli bir şekilde "Orası öyle ama belli mi olur? Sonuçta insanların gözü dönmüş!" diyor. Ekiken ve Ikke bu cümlelere kafalarıyla onay verirken, ikili yeni bir bardak çay içmek için bardaklarını uzatıyor ve Rise de onların bardaklarını dolduruyor. Üçü arasındaki konuşma da bu şekilde son bulmuş gibi görünüyor.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Ashikaga Shun
Kaçak
Kaçak
Posts: 84
Joined: June 18th, 2019, 2:57 pm

Re: [Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Post by Ashikaga Shun » July 7th, 2019, 9:15 pm

Zamanın akışının hiçbir zaman aynı olmadığı söylenir. Kimi zor zamanlarda şeytanlaşır, insanların yoluna taş koymak için bir yerlerde tıkanır. Keyifli zamanlarda ise, yakaladığınız nadir anı elinizden almaya çalışırcasına hızlanır. Her ağızlarından çıkan sözcükle birlikte, Ikke ve Ekiken kardeşler bana bunu kanıtlamak için çırpınıyorlarmış gibi duruyordu. Herhangi bir duygu hissetmedim elbette, öfkelenmemiş veya rahatsız olmamıştım. Tanrının unuttuğu, ruhun sömürüldüğü ve doğduğun anda kaderinin kesin çizgilerle belirlendiği bir köyde yaşamanın bedeliydi bu. Yapacak veya eğlenecek bir şey yoktu, kurulan zoraki aile ilişkileri ve daha da zorlama diyaloglar bunlardan ibaret oluyordu sanırım. Eğer gerçekten 'yapabilseydim' üzülürdüm. Onun yerine bu insanların davranış biçimini zihnime not ettim, belki de bu sayede onları daha 'yararlı' hale getirebilirdim. Tabii, kendim için.

Kardeşlerin Rise ile dalga geçmesini kayıtsız bir ifade ile izlemekle yetindim. İnanın ki çayın tadı zerre umurumda değildi. İlginçtir ki, bundan iki üç sene öncesinin Ashikaga Shun'u ile tamamen zıt bir davranış biçimiydi bu. Kalite, lüks, görkem... Önem verdiğim değerler, bir kanunsuz için tamamen farklı olmalıydı. Olmak zorundaydı! Bunların daha iyisini ve daha özelini bulmak için buralarda, kendi zevklerimden ödüm veriyor olmam trajikti ama hiç de zorlayıcı değildi. Derme çatma bir köyde yaşayan bu ikilinin, gerçekten de dışarıda hayatta kalamayacaklarından o an için emin olmuştum. Bırakın sıcak çayı, en son ne zaman sıcaklığı hissetiğimden bile emin değildim.

Önümdeki insanların tüm o şamataları boyunca, kayıtsız kalıp, tatlı imajımı bozmamayı sürdürdüm. Onlara katılmak yerine, satır aralarında söylemeye çalıştığı şeylere odaklanmıştım. 'Pek irtibatımız yok.' - 'Sıkıntılı bir köy, acaba buraya yakın mı?' - 'Buraya çok az insan uğrar.' İstemeden de olsa, onları kendileri adına endişelendirmiştim. Basit insanlardı, düşündüğümden bile daha fazla. Bırakın benim problemimi çözmeyi, söylediklerimi sadece kendilerine 'yakın' olan taraftan duymayı başarmışlardı. Bu bir yana, gerçekten de Tsuneboshi'yi duymamış olabilirler miydi? Günlerce uzaklıktaki insanların bile rastgeldiği söylentiler, bu köye hiç uğramamış olabilir miydi? Eğer yanılmıyorsam, burası, Tsuneboshi'ye en yakın merkez(?) olmalıydı. Lanetli bir köyden öyle alalade bir şekilde bahsedemezdim ki! Ama belki de, gerçekten de lanetin bile umursamayacağı kadar önemsiz bir yerde olabilirdim. Eh, en azından bana 'bulaşmasından' henüz endişelenmeye gerek yok.

Üçlünün aralarındaki konuşma son bulduktan sonra, ben de kalan son çayımı bitirecek bir yudum aldım. Rise diğerlerinden daha zekiydi besbelli. Ikke ve Ekiken yaşadığı toprakların ne kadar acımasız ve kindar olduğunu bilmiyora benziyordu. Burada son sözü asla insanlar değil, yaşam şartları söylerdi. Eğer lanetli olduğu söylenen bir köy size yakınsa, siz de tehdit altındaydınız. Yani doğaüstü yada bir grup insan işi olsun. Ne fark ederdi ki? O köye olan şey, buraya da yayılmayacağını kim iddia edebilirdi ki? Rise, bir kadından da bekleneceği üzere, daha sağduyuluydu ve kendi yaşamları için ufaktan endişe etmeye başlamıştı. Aynı duyguları paylaşmıyorsak da, tüm bu duyguları 'onlara' karşı kullanabilirdim.

"Kesin konuşmak zor, ama büyük ihtimalle buraya yakın olmalı." Eğlenceli konuları geride bıraktığım için, artık biraz daha ciddi bir tona bürünmüştüm. Hala rahat ve sakindim, ama Rise'ye bulaşan tehlike hissini ortama 'yaymak' istiyordum. Bu nedenle cümlemin bitişi ardından, bir tık dramatik bir etki yaratmak için duraladım ve boş çay bardağımı; Ikke ve Ekiken gibi bende Rise'ye uzattım. Bu süre sözlerimin ağırlığını ve önemini arttıracaktı hiç şüphesiz. Ardından devam edecektim, "Aradığım köydeki herkes, bir gecede ortadan kaybolmuş Rise-oneesan. Hepsi bu. Siz benden daha fazla şey biliyorsunuz diye umuyordum."

Ciddi sözler söylememe rağmen, rahat bir tavır takınıyordum. Onların ciddiyetini üzerimde toplamak istiyorduysam da, bunu dışarıdan gelen bir öcü gibi değil, bir kurtarıcı olarak yapmayı amaçlıyordum. Bir insana koşulsuz bir şekilde güvenmenin tek yolu buydu. Onu bir kurtarıcı olarak görmeliydin. Sonunda varacağım noktayı Rise ve diğer ikiliye açıklarken, eskisine nazaran daha güven verici bir tonda konuşmayı umarak söze başlayacaktım. "Ben burada olduğum sürece, endişelenmenize gerek yok. Tanımadıkları bir gezgini en iyi şekilde ağırlayan insanlara minettarlığımı bu şekilde gösterebilirim. Sadece bana bir ipucu verebilirseniz, işimi çok kolaylaştırmış olursunuz. Mesela... Buraya son zamanlarda gelen tek kişi benim, öyle değil mi? Ama ya peki, son zamanlarda alışılmışın dışında bir şey görüp - duydunuz mu? Belki birinin Tsuneboshi'den söz ettiğini duymuşsunuzdur!"

Ve evet, köyün ismini zikretmeye karar vermiştim. Her zaman yaptığımı yapmış, bir şeyler öğreneceksem herkesin konuştuğu insanlarla değil; bunun tam tersi profildekilerle konuşmayı seçmiştim. Körler, dilenciler, dolandırıcılar ve fahişelerden sonra, bir grup zavallı insanlar da sesimi duyurabildiğim kitlenin bir parçası olmuştu sanırım.
Image
Künye

İsim: Ashikaga Shun
Yaş: 20
Cinsiyet: Erkek
Element: Fuuton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chuunin
Ryo: 1.000
Ün: 10
GP: 0
PP: 3



Motivasyon
Egosantrizm: Shun, hayatı tamamen tek kişilik yaşayan bir insandı. Bu hayatı, sadece kendisinin oynaması için oluşturulmuş bir oyun bahçesi olarak görüyordu. Tek gerçek insan oydu, her zaman oydu ve her zaman o olacaktı. Kendi arzularının peşinde koşmak, onun yaşama amacı haline gelmişti. Arzuladığı şeyleri söküp almak için güne uyanır, ertesi gün yine bu bilinçle uyanabilmek için uykuya dalardı. Değişken ruh hali ve sofistike zevkleri, o an için ne arzuladığını belirlerdi. Ama buradaki odak, Shun'un ne arzuladığı değil, arzuladığı şeyi elde etmek için gittiği yoldu. Bu yolda yürürken acı çekmek, hayal kırıklığına uğramak veya yolun sonunda coşkun bir mutluluğa kavuşmak... Yolun tümünden mutlu olan bir insandı Shun, yolu bitirebildiği ve arzusunu söküp alabildiği senaryolarda tabii. Geri kalan hiçbir şey veya hiçkimse önemli olmazdı. Düşündüğünü yapmalıydı, çünkü o tek ve özeldi. Ne olursa olsun, ne feda edilmesi gerekiyorsa edilsin. Her şeyin ve herkesin üstünde olmak, yaşama bilinciydi.

Galaksi Rehberi: Hangi yolu, nasıl yürümesi gerektiğine bu sayede karar verebilmişti Shun. Sofistik ve sanatsal zevkleri vardı bizimkinin, daha önce hiç görmediği bir yücelik karşısında erirdi. Yüce ve zengin şeylere sahip olmak, sanat eserlerinin doğumuna şahit olmak, kimsede ait olmayana sahip olmak gibi nice tutkuya sahipti. Fakat bunu asla ve asla, aynı yerde bağlı kalarak yapamazdı. Yepyeni şeyler görmeli ve her gördüğü muhteşem şeyi kendisine katmalı ve sahip olmalıydı. Bunu yapabilmek için yürürdü Shun, bir şeyler öğrenmek ve bunları kazanabilmek için. Kimsenin görmediğini görebilmek ve kimsenin sahibi olamadığı güzelliklere sahip olabilmek için. Zevkleri konusunda çok seçiciydi, paylaşmaktan da pek hoşlanmazdı Shun. Ama her zaman, ama her zaman onları göstermekten ve sahip olduğunun bilinmesinden hoşlanırdı. Onun galaksi rehberi de buydu işte, yüceliği söküp almak ve kendisine katmak!



Komplikasyon
Güvenli Alan; Varlık: Shun, kitleler arasında ki en dikkat çekici insan olması gerektiğini düşünür. Çünkü diğer insanlardan daha 'farklı' ve pekala daha özeldir. Shun'un güvenli alanı, en çok ilgi duyulanın, sözü dinlenilen ve akılda kalan insanın kendisi olduğu ortamlardı. Fakat normal insanlar gibi, aynı güvenli alanda yaşayabilen bir insan değildi o. Sürekli yoluna devam eden bir missing-nin olarak, ne yaparsa ve nereye giderse gitsin; kendi güvenli alanını da beraberinde getiren bir adamdı. En çok ilgi toplayanın (en etkileyicinin) Shun olmadığı, sözleri verenin ve tutanın o olmadığı her an, bu psikolojik ve toplumsal üstünlüğü geri almak için hemen hemen her şeyi yapabilir.



Özellikler
Ciğer Yarası: Karakter her ne kadar karaciğerindeki yaralanmayı iyileştirmişse de, tedavi sonrası rehabilitasyon süreci içerisinde kondisyon bakımından olumsuz etkilerle karşılaşması muhtemeldir. Bu nedenle karakter, eşit özellikteki kişilere nazaran daha çabuk yorulmakta ve yorgunluğu arttıkça direnci de düşmektedir. Karakterin aksiyonları rehabilitasyon sürecine doğrudan etki etmektedir. Tüm bu durum karakterin rutin hayatında herhangi bir engel oluşturmamaktadır.



Profil

Stat Listesi
Güç: 3
Çeviklik: 5
Kondisyon: 3
Potansiyel: 3
Varlık: 11
Zeka: 9

Beceri Listesi
Atletizm: 1
Akrobasi: 1
El Hassasiyeti: 1
Saklanma: 1
Form: 1
Ninshuu: 1
Aldatma: 1 {Favori}
Empati: 1
Sosyalleşme: 1
Tıp: 1
Farkındalık: 1
İzcilik: 1



Teknikler

Taijutsu
Shigure: C Rank

Genjutsu
Rakumei no Jutsu
Shibou no Jutsu
Magen: Bunshin
Teishi no Jutsu
Raigen

Ninjutsu
Shunshin



Ekipmanlar/Eşyalar
Yuna no Katana
2 Sentetik Misina, 5mt (Normal Kalite)
1 Patlayıcı Parşömen (Normal Kalite)
4 Sis Bombası (Normal Kalite)
3 Kunai (Normal Kalite)
3 Shuriken (Normal Kalite)
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1413
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Post by GM - Naruto » July 8th, 2019, 5:17 pm

Konuşmaya başladığın anda takındığın tavır, birden Ikke ve Ekiken’in de yüzünde ifade değişikliğine neden oluyor. Yapmak istediğini sonuna kadar yapmış olmanın verdiği gururla çay bardağını uzattığında, Rise yavaşça dolduruyor bardağını. Elindeki hafif titremenin demliğin ağırlığından mı yoksa içinde yayılan korkudan mı olduğu konusunda pek emin olmasan da, ektiğin tohumların kısa sürede yeşereceğine dair inancın tam. Rise bardağını hemen hemen doldurmuşken tekrar konuşmaya başladığın sıralarda ise ağzından çıkan “köydeki herkes bir gecede ortadan kaybolmuş” cümlesi, odada buz gibi bir havanın esmesine neden oluyor. Bardağındaki dudak payı bir hayli fazla kalırken, Rise elindeki demliği sertçe koyuyor ve demliğin yer masasına vurduğu anda çıkan ses tüm odada yayılıyor. Ulaşmak istediğine daha yakın olduğunu hissettiğin bu anlarda takındığın rahat tavırlar, masanın etrafında oturanlara nazaran oldukça absürt duruyor. Bu bağlamda her ne kadar güven verici bir tonda konuşmaya çalışsan da, karşındaki kişilerin bu güven duygusunu tattığını söylemek imkansız gibi duruyor.

Sorularını ardı ardına sıralanırken, boş duvarlara yönelttiğin sorulardan cevap bulmayı umuyorsun gibi geliyor sana. Hiçliğe gömülen suratlar ve boş bakışlar arasında Tsuneboshi ismi ağzından çıktığı anda, Ikke hızla elini ağzına götürüp seni susturmaya çalışıyor. Bu başarısız denemesi sırasında masadaki tüm bardaklar devriliyor ve Ekiken’in üstün bir miktar çay dökülmüş olmasına rağmen, Ekiken yerinden dahi kıpırdamıyor. Rise’nin korkuya gömülmüş bakışları onu sessiz kılmaya yeterken Ikke evin erkeği rolünü beceriksiz ve korkak bir şekilde üstlenirken “Tamam, hadi git artık. Yeteri kadar dinlendin ve için ısındı. Minnettarlığını evimizi terk ederek göster ve bizimle konuştuğunu kimseye söyleme.” diyor. Bir yandan da senin sağ kolunun altından girip seni kaldırmaya çalışan Ikke mırıltı şeklinde “Tamam, hadi… Kendine iyi bak, dikkatli ol… Çay için teşekkür etmene gerek yok. Gerçekten gidebilirsin… Ooo hava da güzelleşti!” diyor. Yağan yağmur pencereleri sert bir şekilde dövmeye devam ederken masadaki iki sessiz insan, tıpkı Ikke gibi senin gitmeni temenni ediyor gibi duruyor.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Ashikaga Shun
Kaçak
Kaçak
Posts: 84
Joined: June 18th, 2019, 2:57 pm

Re: [Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Post by Ashikaga Shun » July 9th, 2019, 2:14 am

Günün herhangi bir saatinde, disiplinli bir insan olduğumu düşünürüm. Yani, mütevaziliği bir kenara bırakalım, öyleyim. Nasıl birisi olduğumdan, sadakatimin kime ve neye olduğundan tamamen bağımsız bir olgudan söz ediyorum. Sıradışı arzularımın olduğu ve kolaylıkla, elde edemediğim herhangi bir şeye saplantılı olduğum zaten biliyor olmanız(?) gereken bir şey. Disiplin bana bunu sağlıyor, ne kadar uçuk olursa olsun, herhangi bir şeyi kazanabilme ihtimali... Aynı zamanda beni hayatta tutuyor, ama bu pozitif bir yan etkiden başka bir şey değil açıkçası. Doğduğunuz köyün dışına, evinizden uzağa gidebildiğiniz en uzak mesafeye gittiğiniz zaman, hayatta kalmanın birden çok yöntemi olduğunu öğreniyordunuz zaten. Ama hayır, benim olayım daha çok kontrol duygusuyla alakalıydı. Bir şeyleri elde edebilmek, hükmedebilmek ve sonunda yönetebilmek için; önce kendimle bir anlaşma yapmalıydım, şeytanla daha kolay olurdu doğrusu. Ama tabii bunlar, günün herhangi bir saati için geçerli. Peki geriye kalan zamanlar? Onlardan başka bir gün size bahsetmeliyim, bazı şeyler bilinmeden kaldığı için güzeldir.

Ve kendimle alakalı bildiğim her şeye şöyle bir göz atınca, aslında karşımdaki kahkaha tufanını daha ince işleyebileceğimden emindim. Onlarla dost olmaya çalışabilir -pekala bu durumlar için kullanabileceğim özel(?) yeteneklerimi de unutmamalı- bir noktadan sonra, eteğimdeki taşları yavaş yavaş masaya dökebilirdim. Gecenin kendisi kadar kurnaz, sakin ama istediğini kopartan bir karaktere bürünebilirdim. Elbette, ben bunu tercih etmedim! Benim için tek gerçek önemleri, arkalarında bırakacakları kan izinden başka bir şey olmayacaklardı. Neden daha fazla vakit harcayayım ki? Tabii bir yandan da, dilimin ne kadar sivri ve ölümcül olduğunu da görmek; kendime kanıtlamak istiyordum. Toplulukları kontrol etmekten, onları istediğim yönde manipüle etmekten keyif alırdım. Kami-sama şahittir, en son ne zaman bu kadar savunmasız insanlarla tanışmıştım ki? Yeteneklerimi sergilemek, benliğim tarafından yutulmalarını ve hakkım olanı alabilmek için kusursuz bir fırsattı. Bunu kullandığımı söylememe gerek yoktur, öyle değil mi?

Sözcüklerim birbirini kovaladı, vücut dilim ise ona yaverlik etti. Ikke ve Ekiken'in gerilen sinirleri, titreyen demlikten havaya doğru yükselen buhar demeti... Yaşamlarından başka herhangi bir katma değeri olmayan insanlar, motivasyonlarıyla yönlenmezdi. Onlar, sadece ama sadece korkularıyla yaşarlardı. Ta en sonunda, korkularıyla birlikte gömülürlerdi. Gözümle göremeseydim, kulağımla işitemeseydim bile, sözcüklerimin onları katanadan bile daha iyi deştiğini hissedebiliyordum. Sadece birkaç dakika öncesinde o neşeli, tiyatral aile sekansı yerini bir korku filmine bırakıvermişti. Ama bu insanlar yanılıyordu, korkmaları gereken bir başkası değildi. Sözcüklerimden, satır aralarındaki şeytanlardan korkmamalılardı. Her zaman benden daha büyük bir kabadayı vardı elbette. Belki de sözcüklerin arasındaki şeytanlar, gerçekten de benden bile daha güçlü ve ürkütücüydü. Ama bir farkla... Ben bu üçlüye, bir kalp atışı kadar uzaklıktaydım; o (her ne idiyse) değildi.

Bir gecede her şeyin değiştiğini söylemek, onlar için bardağı taşıran son nokta olmuştu. İstemeden de olsa bir dudak payı ileriye gitmiş olmalıydım. Ama... Ne demiş olabilirdim ki? Odanın içindeki soğuğun bu denli artışını gerektirecek kadar, nasıl bu insanları korkutabilmiştim? Anarşinin hüküm sürdüğü topraklarda, sadece canı sıkıldığı için tüm köyün gırtlağını kescek insanların ortasındaki bir köyün vatandaşıyla konuşmuyor muydum? Aklımdaki soru işaretlerine rağmen, gerdiğim sinirleri inceden inceden açmaya kararlıydım. Bu tavrımı ne kadar iyi sürdürdüysem de, ağzımdan çıkan 'Tsuneboshi' kelimesi ile birlikte oyun tamamen farklı bir seviyeye yükselmişti. Ikke'nin ani hamlesi, zihnimdeki her bir düşünceyi silmişti. Neyse ki bana ulaşamadan önündeki masaya takılmış ve tüm o çay bardakları ile birlikte yere zavallı bir biçimde yuvarlanmıştı. Ikke bilmiyordu ama, bana ulaşamadığı için çok şanslı bir adamdı.

Evin kadın ve adamının sessizliği, ufak bir an önce kendi kendini rezil eden Ikke'nin konuşması ile bölünmüştü. İstifimi bozmadan, vücudumdaki herhangi bir kası yarım milim dahi oynatmadan onu izlemekle yetindim. Çünkü... Başından beri bilmek istediğim her şeyi, kendi rızasıyla söylemeye başlamıştı! 'Doğru seçimi yaptığımı, bu eve girmem gerektiğini biliyordum!' Ikke bana kendi ağzıyla, Tsuneboshi hakkında bir şeyler bildiğini söylüyordu. 'Sakın o kelimeyi etme, sakın bizimle konuşma, sakın bizimle konuştuğunu kimseye söyleme' İlk başta yaptığım tanı kesinlikle doğru olmalıydı: bu odada herhangi bir zekaya dair en ufak kıvılcım, Rise'den başkasına ait olamazdı. Belki konuşabilseydi o da aynı şeyleri söylerdi, ama en azından bir yabancıyı kolundan sürükleyip evinden atmaya çalışmayacak kadar aklı selim olurdu muhtemelen.

"Bunu yapmak istediğine emin misin, Ikke-san?" İlk defa odağımı, Ikke üzerine kaydırdım. Deminden beri sürdürdüğüm suretten ilk defa sıyrılıyordum. Kelimeler donuk bir ifadeden, çocuğun temkinli olmasını 'rica' eder bir tonda çıkmıştı. Çok ufak bir an için Ikke ile göz teması kurup, şuan söylediğim şeyin gerçekten de 'onun' hayrına olacağını anlamasını diledim. Kolumdan beni tekrar sürüklemeye çalışmadığı takdirde ise, bakışlarımı evin geri kalan üyelerinin üzerine doğru çevirecektim. Güvenli alanıma girmedikleri zamanda sergilemiş olduğum, tatlı ve masumane suretime geri bürünecektim. Yalnız bu sefer, daha 'haşin' bir göz teması ile beni konuklayan insanları süzecektim:

"Nazik ev sahipliğinizden, bana 'her şeyi' anlattığınıza kadar komşularınıza sizi övmemi istemez miydiniz yani?" Tatlı bir ton ve bir güleryüz vardı işin içinde. Ama anlayabilen için, düpedüz bir tehditti. Sakin bir şekilde, çayımdan bir yudum alacaktım. Şimdi Rise düşünüyor olmalıydı, 'Ya bu çocuk, bizim Tsuneboshi hakkında bir şeyler söylediğimizi söylerse?' Yani, ben bunu yaparsam ne yapabilirlerdi ki? Şuan çığlık atsa ve evlerinde bir katil olduğunu söylese dahi, bu benim köy ahalisine bir şeyler fısıldamamı engelleyemezdi ki! Tüm bu insanlar neyden korkuyor olurlarsa olsun, isimlerinin Tsuneboshi ile geçmesinden ve bildiklerini herhangi bir ruha anlatmaya delicesine korkuyorlardı. Bu korkuyu, kendi zaferime dönüştürmeye kararlıydım.

"Sizin ricanızı kırmak istemem, Rise-oneesan. Siz de benimkini kırmayın. Bilmek istediğimi ne kadar erken öğrenirsem, 'isimlerinizi', 'suretlerinizi' ve hatta köyünüzü geride bırakmam o kadar hızlı olur." Bu insanlar tüm bu zaman boyunca, asla ama asla, isimlerinin Tsuneboshi ile geçmesinin onlar için tehlikeli olduğunu bana söylememliydi. Elimde tüm kozları bulunduruyordum. Eğer bir şeyleri tamamen yanlış anlamadıysam, bu Tsuneboshi denilen illet her ne ise, besbelli bu ailenin idam düğümüne bağlıydı. Artık bende, onun bir ucundan tutabiliyordum.

Altın koz için teşekkürler, Ikke-san. Bu kozu verdiğin için, bana dokunan sağ kolunu senden almadım. İleride yaşanabilecek her şey için, umarım bunu anlamışsındır.
Image
Künye

İsim: Ashikaga Shun
Yaş: 20
Cinsiyet: Erkek
Element: Fuuton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chuunin
Ryo: 1.000
Ün: 10
GP: 0
PP: 3



Motivasyon
Egosantrizm: Shun, hayatı tamamen tek kişilik yaşayan bir insandı. Bu hayatı, sadece kendisinin oynaması için oluşturulmuş bir oyun bahçesi olarak görüyordu. Tek gerçek insan oydu, her zaman oydu ve her zaman o olacaktı. Kendi arzularının peşinde koşmak, onun yaşama amacı haline gelmişti. Arzuladığı şeyleri söküp almak için güne uyanır, ertesi gün yine bu bilinçle uyanabilmek için uykuya dalardı. Değişken ruh hali ve sofistike zevkleri, o an için ne arzuladığını belirlerdi. Ama buradaki odak, Shun'un ne arzuladığı değil, arzuladığı şeyi elde etmek için gittiği yoldu. Bu yolda yürürken acı çekmek, hayal kırıklığına uğramak veya yolun sonunda coşkun bir mutluluğa kavuşmak... Yolun tümünden mutlu olan bir insandı Shun, yolu bitirebildiği ve arzusunu söküp alabildiği senaryolarda tabii. Geri kalan hiçbir şey veya hiçkimse önemli olmazdı. Düşündüğünü yapmalıydı, çünkü o tek ve özeldi. Ne olursa olsun, ne feda edilmesi gerekiyorsa edilsin. Her şeyin ve herkesin üstünde olmak, yaşama bilinciydi.

Galaksi Rehberi: Hangi yolu, nasıl yürümesi gerektiğine bu sayede karar verebilmişti Shun. Sofistik ve sanatsal zevkleri vardı bizimkinin, daha önce hiç görmediği bir yücelik karşısında erirdi. Yüce ve zengin şeylere sahip olmak, sanat eserlerinin doğumuna şahit olmak, kimsede ait olmayana sahip olmak gibi nice tutkuya sahipti. Fakat bunu asla ve asla, aynı yerde bağlı kalarak yapamazdı. Yepyeni şeyler görmeli ve her gördüğü muhteşem şeyi kendisine katmalı ve sahip olmalıydı. Bunu yapabilmek için yürürdü Shun, bir şeyler öğrenmek ve bunları kazanabilmek için. Kimsenin görmediğini görebilmek ve kimsenin sahibi olamadığı güzelliklere sahip olabilmek için. Zevkleri konusunda çok seçiciydi, paylaşmaktan da pek hoşlanmazdı Shun. Ama her zaman, ama her zaman onları göstermekten ve sahip olduğunun bilinmesinden hoşlanırdı. Onun galaksi rehberi de buydu işte, yüceliği söküp almak ve kendisine katmak!



Komplikasyon
Güvenli Alan; Varlık: Shun, kitleler arasında ki en dikkat çekici insan olması gerektiğini düşünür. Çünkü diğer insanlardan daha 'farklı' ve pekala daha özeldir. Shun'un güvenli alanı, en çok ilgi duyulanın, sözü dinlenilen ve akılda kalan insanın kendisi olduğu ortamlardı. Fakat normal insanlar gibi, aynı güvenli alanda yaşayabilen bir insan değildi o. Sürekli yoluna devam eden bir missing-nin olarak, ne yaparsa ve nereye giderse gitsin; kendi güvenli alanını da beraberinde getiren bir adamdı. En çok ilgi toplayanın (en etkileyicinin) Shun olmadığı, sözleri verenin ve tutanın o olmadığı her an, bu psikolojik ve toplumsal üstünlüğü geri almak için hemen hemen her şeyi yapabilir.



Özellikler
Ciğer Yarası: Karakter her ne kadar karaciğerindeki yaralanmayı iyileştirmişse de, tedavi sonrası rehabilitasyon süreci içerisinde kondisyon bakımından olumsuz etkilerle karşılaşması muhtemeldir. Bu nedenle karakter, eşit özellikteki kişilere nazaran daha çabuk yorulmakta ve yorgunluğu arttıkça direnci de düşmektedir. Karakterin aksiyonları rehabilitasyon sürecine doğrudan etki etmektedir. Tüm bu durum karakterin rutin hayatında herhangi bir engel oluşturmamaktadır.



Profil

Stat Listesi
Güç: 3
Çeviklik: 5
Kondisyon: 3
Potansiyel: 3
Varlık: 11
Zeka: 9

Beceri Listesi
Atletizm: 1
Akrobasi: 1
El Hassasiyeti: 1
Saklanma: 1
Form: 1
Ninshuu: 1
Aldatma: 1 {Favori}
Empati: 1
Sosyalleşme: 1
Tıp: 1
Farkındalık: 1
İzcilik: 1



Teknikler

Taijutsu
Shigure: C Rank

Genjutsu
Rakumei no Jutsu
Shibou no Jutsu
Magen: Bunshin
Teishi no Jutsu
Raigen

Ninjutsu
Shunshin



Ekipmanlar/Eşyalar
Yuna no Katana
2 Sentetik Misina, 5mt (Normal Kalite)
1 Patlayıcı Parşömen (Normal Kalite)
4 Sis Bombası (Normal Kalite)
3 Kunai (Normal Kalite)
3 Shuriken (Normal Kalite)
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1413
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Ashikaga Shun] Kimsesiz Diyarın Hükümdarları

Post by GM - Naruto » July 10th, 2019, 9:41 am

Ikke’nin güçsüz bir şekilde seni sürüklemek için yaptığı hamle, ağzından çıkan soru cümlesiyle yok oluveriyor. Her ne kadar seni kolundan tutmaya devam etse de, artık seni sürüklemeye çalışmıyor. Ikke ile göz göze geldiğiniz anda ise, aslında bu adamın göründüğü kadar salak olmadığını kavrayabiliyorsun. Ciddileşen yüz ifadesi, suratında belirmeye başlayan damarlar ve gözlerinin arkasında beliren öfke, Ikke’yi saf bir adamdan ziyade patlamaya hazır bir bomba havası katıyor. Bakışlarını Rise ve Ekiken’e yönelttiğinde ise, Ekiken’in pısırık ve yardıma muhtaç halde, Rise’nin ise konuşmamaya yeminli biri kıvamında olduğunu rahatlıkla anlayabiliyorsun. Seninle göz göze gelmemek adına bakışlarını yere, demliğe, kısacası senden uzak olan her yere yönlendirseler de, Ikke’nin ısrarlı ve öfkeli bakışlarını hala üzerinde hissedebiliyorsun.

Tatlı ve güleryüzlü bir şekilde savurduğun, içeriği bariz bir tehditten başka bir şey olmayan soru cümlesinin ardından Ikke’nin kolunu biraz daha sıkmaya başladığını, ancak bunun gayri ihtiyari bir davranış olduğunu hissediyorsun. Sözlerindeki tehdidi odadaki herkesin rahatlıkla anlamış olduğuna dair içinde beliren hiçbir şüphe de olmuyor aslında, Ikke’nin bu hareketiyle beraber. Odadaki hava, az önceki laçka esprilerden sıyrılıp son derece gergin bir şekle büründüğünde ise, Rise’yi muhatap alan sözlerin yankılanıyor odanın içerisinde. Rise, bakışlarını senden kaçırmaya devam ederken, ağzından hiçbir söz çıkmayacağı konusunda da artık adın kadar emin olabiliyorsun. Savurduğun nazik tehditlere rağmen, başta Rise olmak üzere, insanların üstündeki baskının onları konuşmamaya sevk ettiğini düşünmeye başlıyorsun.

Son cümlelerinin ardından yarım dakika kadar süren gergin bir sessizliğin ardından Ikke kolunu savururcasına bırakırken “İşte bu yüzden insanlara iyilik yapılmıyor!” diyor sinirli bir şekilde. Sanki seni eve davet ettiği için Rise’ye yönelmiş bu siniri, az önceki cümlelerinden dolayı sana doğru yönelten Ikke “Buraya ilk gelen kişi sen değilsin Haku… Son kişi olmayacağını da biliyorum! Lanet olası Tsuneboshi’den ne kadar uzak durmaya çalışsak da, senin gibi zorbalar bizim durumumuzdan faydalanarak bizden yararlanmaya çalışıyorlar. Kimisi para teklif ediyor kimisi ise senin gibi zorbalığı bir adım ileri götürerek tehditler savuruyor!” diyor. Bu cümlelerinin ardından yanından ayrılıp eski yerine doğru dönerken “Ama bilmediğin bir şey var Haku… Geç kaldın! Daha önce gelebilseydin, tehditlerinle bizden bir şeyler koparabilirdin.” diyor. Yavaşça yerine oturan Ikke, bakışlarını senden ayırmadan “Bizle konuştuğunu kimseye söyleme derken, aslında korumak istediğim kişi sendin! Bu köy, geçtiğin diğer köyler gibi değil, bizi koruyacak birisi var! Bizi koruyabileceğini gösterdi ve biz de ona Tsuneboshi ile ilgili olarak kimseyle konuşmayacağımıza dair söz verdik!” dedikten sonra bakışlarını keskinleştirerek “Buraya kadar geldiğine göre Tsuneboshi’ye nasıl gideceğini de biliyorsundur. Şimdi derhal evimi terk et ve ben de sen bu eve hiç gelmemişsin ve de bizi tehdit etmemişsin gibi davranayım!” diyor.

Ikke’nin sözleri, az önceki tavrından bir hayli uzak, sakin ve inandırıcı geliyor kulağına. Ancak aklının bir köşesinde, tüm bu sözlerin bir blöf olabileceği ihtimali de bulunuyor. Bu nedenle odadaki diğer kişilerin yüzlerini hızlıca taradığında, Ekiken’in bir sırrın açığa çıkması halinde vereceği tepkiyle, kendinden emin bir şekilde yüzüne baktığını görüyorsun. Rise’nin ise başının hala önüne eğik bir vaziyette ve mümkün olduğunca seninle herhangi bir şekilde temas etmemek istercesine durduğunu anlıyorsun. Aslında bu duruşunun arkasında ise, bazı yaşanmışlıklar olduğunu sezebiliyorsun. Lakin bunların neye tesir ettiği konusunda pek de bir fikrin yok.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
Locked

Return to “Yağmur Ülkesi”