Çürük Kokuları

Post Reply
User avatar
Fukase Naegi
Kaçak
Kaçak
Posts: 64
Joined: September 30th, 2018, 6:05 pm
Location: fuckase naegay

Çürük Kokuları

Post by Fukase Naegi » July 27th, 2019, 5:27 am

Karşısına neler çıkacağını veya nelerden feragat etmesi gerektiğini bilmeden yabancısı olduğu topraklar üzerinde attığı peşi sıra adımlarla ilerliyordu yolculuğu. Ritmik adımlarının donmuş ve karlı toprak üzerinde çıkardığı hışırtılar ve üzerinden geçip giden soğuk kış esintilerinden gelen ıslıklar kulaklarına birer ninni gibi nüfuz ediyordu. İnce bedeni yorgun düşmüş, üşümüş ve kaybolmuştu. Onu bu karanlık dolu yolda ısıtabilecek yegâne şey meşalesiydi ve öylede oluyordu. Gözlerini kamaştıran meşalenin alevleri tıpkı beyaza bürünmüş toprak üzerindeki gölgesi gibi savruluyordu. Donuk ifadesi üzerine yerleştirilmiş ve gecenin karanlığında fark edilmeyen gözleri önündeki hiçliğe bakıyordu. Hiçlik... Sevmişti bu ifadeyi ve hafifçe sırıtarak ‘’Hiçlik.’’ diyerek dışarıya yaymıştı sevincini. Hiçliğin sonrasını merak ediyordu. İçinde bulunduğu karanlık hiçliğin içerisinde ilerleyen ve onu ait olması gereken topraklara çıkaracak bir yol olabilir miydi? Naegi bunları düşünüyordu donuk ifadesinin arkasında.

Toprağa temas eden her yeni adımında gözlerinin önündeki sahneler değişiyordu. Uzun bir süredir uyumuyordu ve göz altlarından sarkan mor torbalar bunları kanıtlarcasına duruyordu. Uykuya ihtiyacı olmadığına inanmaya başlamıştı. Gözlerini her kapattığında güneşin yer yüzüne temas eden ilk ışınlarına kadar savunmasız şekilde farklı bir gerçekliğin içerisinde kapana kısılıyordu. Gözlerinin önündeki sahnelerin değişmesinin nedeni de bu olabilir miydi? Naegi kendisi için var olan iki gerçekliğin iç içe girdiğine inanıyordu. Eğer elindeki meşale biraz daha güçlü olsaydı. Hiçliğin içerisine saklanmış karanlık kabuslarına aydınlatabilir ve hepsi çırılçıplak dünya gözüyle görülebilirdi. Onları kendi karşılarına çıkmak için yaratmıştı Naegi. Yok olan geçmişin birer parçaları olduğuna inanmıştı uzun bir süre fakat sonradan öğrenmişti ki geçmişi diye bir şey var olmamıştı. Var olsa da tekrar bir araya birleştirilemeyecek kadar ufak parçalara bölünmüştü.

İlerlemeye devam etti karanlığın içerisinde. Elindeki güçsüz meşalenin aydınlattığı mesafeden ötesi tamamen karanlıktı. Her bir adım attığında kâbusları ona biraz daha yaklaşıyordu. Karanlığın içerisinden turuncu ışıkların içerisine ilk önce ölüm girmişti. Bir soytarının kıyafetlerini benimsemişti Naegi’nin karşısına çıkmadan önce kendisine. Yüzü kırmızı bir maskeyle örtülüydü. Kendisine gülümsediğini hayal etti Naegi. Karşılık vermek için dudaklarını hafifçe yana açtı. Ölüm sisler içerisinde Naegi’nin içerisinden geçip giderken sırasını bir başkasına devrediyordu. Kendisi girmişti bu sefer turuncu ışıkların içerisine. Elinde tuttuğu kazığa geçirilmiş üç tane cesetle ilerliyordu. Cesetlerden birisi kendisine, diğer ikisi ise hayal meyal hatırladığı akademideki arkadaşlarına itti. Tıpkı kendisinden bekleyeceği gibi imgelerle ifade ediyordu derdini. Katlettiği üç cocuğu temsilen seçmişti üç cesedi. O çocukları öldürmeyi isteyip istemediğini hatırlamıyordu ama o sırada kendisini öldürdüğünü biliyordu bu yüzden kazıktan aşağı damlayan kanların arasında onun da kanı olmalıydı...

Kabusları ve korkuları birer birer karşısına çıkmaya devam ederken Naegi yürümeye devam etti. O yürüdükçe anıları çantasında birikiyordu. Annesi çıkmıştı karşısına. En azından o olduğuna inanıyordu. Işığın aydınlatamayacağı bir karanlıkla kaplıydı yüzü fakat üzerindeki eskimiş kimonoyu hatırlıyordu. Sesi kulaklarına ulaştığında gözlerinden dökülen birkaç damlaya engel olamamıştı. İlerlemeyi bırakmış ve sorgulamaya geçmişti. Hangi gerçekliğe ait olduğunu sorgulamaya çalışıyordu bu görüntülerin. Fakat düşünemeyecek kadar yorgun düşmüştü. Birkaç saniye içerisinde yok olmuştu anne Fukase’nin bedeni. Fakat çocukken dinlediği masalları mırıldanan sesi bir süre daha yankılanmaya devam etmişti içerisinde ilerlediği hiçlikte.

İlerlemeye başladıkça çevresindeki mekan da şekil değiştirmeye başlamıştı. Yolunu zorlaştıracak her şey birer birer kayboluyordu. Ağaçlar, bitkiler, çalılar... hepsi peşi sıra karanlığın ve hiçliğin içerisine çekiliyordu. Ta ki sadece kendisi ve adım atabileceği bir zemin kalana kadar yok olmuştu her şey. Ölümün ve yaşamın kesiştiği, iki gerçekliğinin tek bir noktada birleştirilmiş hali bu karanlık yolun ilerisinde olmalıydı. Adımlarını atmaya devam ettikçe Gökyüzünde tek başına parlayan yıldızın ışığını ona yansıtmıştı. Bu yolun onu tüm ruhların ve anıların toplandığı, hiçliğin ötesine götüreceğine inanıyordu.
Image
Künye
İsim: Fukase Naegi
Yaş: 17
Cinsiyet: Erkek
Element: Doton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chunin
Ryo: 50.000
Prestij: 0
Ün: 10
Kullanılabilir GP: 0

Motivasyon
Yaşamak: Yaşamak en azından dünya üzerine kendi adını sonsuza kadar yaşatacak bir iz bırakana kadar yaşamak. Var olmanın nedenini çözemeyen Naegi için bu tüm bu sorunlarını çözebilmek için kullanabileceği bir yöntem. Çünkü eğer bedeni ölse bile adı veya imzası dünya üzerinde yaşarsa fiziksel bedeni ölse bile varlığının ölümsüz kalacağına inanıyor.

Komplikasyon
Hafıza Kayıpları: Bir yıl önce yaşadığı hafıza kaybından beri düzensiz aralıklarla kendisinin bile kim olduğunu soracak kadar seviyelerde hafıza gitgelleri yaşıyor. Her hangi bir medikal yardım almadığı için sorununun neden gerçekleştiği hakkında bir bilgisi olmadığı için bu git gellerin bir gün tüm hafızasını yok edip onu neredeyse fotosentez yapan bir canlıya mı çevireceği yoksa ömrü boyunca katlanacağı bir komplikasyon mu bir bilgisi yok

Saatli Bomba: Karakter, kimliğini bilmediği Çiy üyesinin uyguladığı bir teknik sonrasında adeta saatli bombaya dönüşmüştür. Naegi, süresi bittiğinde içten içe yanacağına, lav benzeri bir hal alarak tamamen yok olacağına şahitlik etmiştir. Bu etki günlük yaşamda Naegi'ye herhangi bir engel teşkil etmemektedir. Gözle görülen tek şey, dilinden başlayarak soluk ve yemek borusundan aşağı süzülen siyah şekillerdir.

Çiy üyesinin Naegi'ye verdiği süre bir yıl, geçen mevsimlerle birlikte Naegi'nin altı aylık ömrü kalmış durumda

Özellikler
---------

Profil
Güç: 3
Çeviklik: 5
Kondisyon: 4
Potansiyel: 4
Varlık: 6
Zeka: 8

Beceri Listesi
[Güç] Atletizm: 1
[Çeviklik] Akrobasi: 1
[Çeviklik] El Hassasiyeti: 1
[Çeviklik] Saklanma: 3 (Favori)
[Kondisyon] Form: 1
[Potansiyel] Ninshuu: 1
[Varlık] Aldatma: 3
[Varlık] Empati: 1
[Varlık] Sosyalleşme: 1
[Zeka] Tıp: 1
[Zeka] Farkındalık: 3
[Zeka] İzcilik: 1


Ninjutsu
Shunshin [Ninpou] D-Rank 10 GP
Karasu Bunshin no Jutsu [Ninpou] C-Rank C Rank - 15GP
Sanzengarasu [Ninpou] C-Rank C Rank - 15GP
Tsuchi no Te [Doton] B-Rank 25GP
Doryuu Shiki [Doton] C-Rank 15Gp


Taijutsu
Suiseki D-Rank - 20GP

Genjutsu
Kasumi Juusha [Genjutsu] C-Rank 15 GP
Kanryousou [Genjutsu] C-Rank 15GP
Rishuu [Genjutsu] C-Rank 15 GP

Karakterin Üzerinde Bulunan Ekipmanlar/Eşyalar
• 3 Kunai (Normal Kalite)
• 5 Shuriken (Normal Kalite)
• 5mt. Sentetik Misina (Normal Kalite)
• 1 Patlayıcı Parşömen (Normal Kalite)
• 2 Sis bombası (Normal Kalite)
User avatar
Fukase Naegi
Kaçak
Kaçak
Posts: 64
Joined: September 30th, 2018, 6:05 pm
Location: fuckase naegay

Re: Çürük Kokuları

Post by Fukase Naegi » July 27th, 2019, 5:33 am

Bir battaniye gibi vücudunu örten karları elleriyle temizlemeye çalışırken gözlerini açmaya çalışıyordu. Gökyüzünde yükselen güneş uzun süredir olmadığı kadar parlak ve sıcak gözüküyordu. Beyaz kar örtüsünün üzerinden seken güneş ışınları gözlerini rahatsız etmeyi denerken yığıldığı yerden toparlanmaya çalışıyordu. Dikelmiş ve çantasını ayaklarının ucuna çekmişti. İki elinin yardımıyla dağılmış saçlarını düzeltirken nerede ve nasıl olduğunu düşünüyordu, düşünmeye çalışıyordu. Fakat koku reseptörlerine hücum eden çürük et kokusu onun için düşünmeyi imkansız kılıyordu. Ne yalancı güneşe aldanıp karların arasında çıkan çiçeklerin kokusu, ne de kar suları ile ıslanmış topraktan yayılan kokular bastırabiliyordu. Fakat koku duyusu da tıpkı insanlığın geneli gibi tembel bir duyuydu. Birkaç dakika sonra en azından iki parmağı ile burnunu kapatması gerek kalmamıştı. Nerede olduğunu bilmesinin bir önemi de. Doğanın kendi yarattığı oluşuma aykırı hiçbir iz yoktu çevresinde. Savaşın uğramadığı nadir bölgelerden biri olsa gerekiyordu.

Uzaklarda gökyüzüne yükselen beyaz dumanları gördü. Bir yangından yükselenlere göre kontrollü ve açık renkteydi dumanlar. Bir yerleşim yeri olabileceğini düşündü. Takip edeceği patika hafif bir eğimle alçalıyor ve vadi tabanı olabilecek bir düzlüğe ulaşıyordu. Birkaç metrelik yükseklikten çıkan şelalemsi bir kaynaktan akan sular ince menderesler çizerek Naegi’nin takip edeceği bir yol oluşturuyordu. Tıpkı ilk gözlerini açtığında bulunduğu yerdeki gibi karların arasından yükselen çiçekler ve ağaç diplerinde saklana mantarlar adımlarının altında eziliyordu.

İlerlemeye devam ettikçe çürük kokusunun şiddeti artıyor, yan tarafında ilerlediği suyun rengi bulanıyordu. Kokuların kaynağı kimi zaman ormanın iç kısımlarında can vermiş bir hayvandan kaynaklanırken, kimi zaman da doğanın kendisi bu kokunun kaynağı oluyordu. Gövdeleri oyuk ağaçlar ve kendiliğinden yıkılmış solgun kütükler Naegi’ye geri dönmesi için uyarıda bulunurken Naegi ciğerlerinden yükselen şiddetli bir öksürükle yoluna devam etmeyi tercih ettiğini söylüyordu.

Kısa sayılmayacak ama uzun da olmayan yolu daha da şiddetlenen öksürükleri ile aştıktan sonra soluk ahşap rengindeki binaları görebilmeye başlamıştı. Kapüşonunu yüzünü kapatacak şekilde örttükten sonra yoluna devam ediyordu. Her aldığı soluk bir öncekinden zorlaşmaya başlarken demek böyle oluyor diye düşündü, ölümün havaya karışan yoğun hissi. Attığı her adımda ölüm denizi biraz daha derinleşiyordu. Köyün girişinde çürüyen hava gözle görülebilir bir hal alıyordu. Beynim bir oyun mu oynuyor diye düşündü. Hava çok daha ağırlaşmış, her hareketinde sanki sudaymışçasına dirençle karşılaşıyordu. Nefes alışverişi arttıkça önce ciğerlerine oradan da bütün vücuduna ilerleyen çürümüş havayı daha fazla hissediyordu. İstemsizce öksürdü tekrardan ve sarı-kahverengi balgam tükürdü.

Köyün içindeki manzara tahmin ettiğinden de kötüyüdü. Hayat doğanın kanunlarına aykırı vaziyette bitiyordu. İnsanlar ya ölmüş ya da ölüme bir adım uzaktılar. Verandanın birinde genç bir adam şapkası yüzünü örtmüş biçimde oturuyordu. Yüzünden boynuna uzanan solucana veya sağ elini çiğneyen köpeğe tepki vermemesi ölü-diri ayrımını yapmasına yardımcı oldu Naeginin. Karınları sarkmış iki çocuk hiçbir şeyden habersiz dünyanın en yavaş yakalamacasını oynuyordu. Köyde çimenler bile ölme yoluna gitmiş. Kara sinekler, kurtçuklar ve kötü bakışlı birkaç köpek dışında yaşamla karşılaşmadı.

İlerlemeye devam etti, izleniyormuş hissinin neden kaynaklandığını anlamaya çalışıyordu. Evlerden dışarıyı izleyen yabancılardan mı kaynaklanıyordu; yoksa kasabanın ortasında ölmüş, hareket etmeyen beyaz gözlerin önünden geçmesi miydi?

Birkaç blok ilerleyince gözüne bir bina takıldı. Diğer binaların aksine canlıydı. Köyün sahip olduğu kahve yeşil tonların aksine gökyüzünden daha mavi panjurlara sahip bembeyaz boyalı bakımlı bir binaydı. Önündeki sarı saksılarda renkli çiçekler yetişiyordu. Ben yanlış mı görüyorum diye düşündü. Bu bu veba vurmuş toprakta bu kırılgan yaşam nasıl sürüyordu? Adımlarını hızlandırarak bu anormal binaya yöneldi. Binaya doğru hava seyrelip, çürümüşlüğün kokusu bahar çiçeklerinin tatlı kokusuna yer veriyordu. Hangisinden daha çok nefret ettiğine o an karar veremedi. Binanın bir dükkan olduğunu gördü Naegi. “Doktor Miyazawa’nın Labaratuar/Polikliniği”. Kapısını çekip içeri girdi, girerken alışık olduğu zil çıngırdaması hoşuna gitti.

Dükkanın içi doktorun ofisinden çok çılgın bir bilim adamının labaratuvarına benziyordu. Yüksek tavanlı ve iyi aydınlatılmış, bir köşesinde beherlerde farklı renklerdeki sıvılar damıtılıyordu. Duvarlarda dışarıdaki çürümüşlüğe uğramış ve giderek canlılığa dönen bitkiler vardı. Saksıların üzerinde örnek birden sekize kadar ilerliyordu ve her bir deney daha başarılı olmuşa benziyordu. İçeriden “Çürümüşlere bakmıyorum diye kaç kere söylemem gerek. Gelmeyin artık buraya.” diye bir ses yükseldi. Boğazını bir şey tıkamışcasına kalın ve kesik çıktı. İçeriden herhangi bir ses duyamayınca duvarın ortasındaki kapının arkasında çıkıverdi. Altmışlı yaşlarının ortasında kalın gözlüklü hafif kambur, yarısı dökülüp dökülmemek arasında karar verememiş gri saçlarıyla sterotipik bir görüntüsü vardı. “Sen.” dedi “Sen çürüyenlerden değilsin. Buralarda ne işin var, bunlar gibi mi olmak istiyorsun.”. Usulca ismini söyledi Naegi. “Ne oluyor buralarda?” diye sordu. “Burası benim deney tüpüm, daha doğrusu yağmur ülkesinindi. Bu gördüğün kasaba yağmurun büyük silahı için kobay olarak seçildi. Daha doğrusu öyleydi. İlk önce savaş başladı, Proje iptal oldu, bütçe kesildi ve beni kapının önüne koydular. Ama bunca şeyin heba olmasına izin veremezdim. Benim bebeğimin doğmamasına o kadar emek verildikten sonra bir kenara konulmasına gönlüm razı olmadı ve ben devam ettim. Beni bulmaları an meselesi. Ama, ama bitirdim. Bebeğim artık yaşıyor. Ve intikam istiyor."

Naegi bu boş boğazlı adam karşısında şaşırdı, ne kadar süredir kendi başınaydı da gördüğü ilk insana başarılarını anlatmaya kalkıyordu. ‘’Sen nasıl sağlam kaldın?’’ diye sordu Naegi. "Panzehir... Panzehir bulana kadar hava filtresi, maskeler ve sayısız otopsi. Şu arkanda büyüyen bitkiler hayatta kalabilmem için gereken panzehiri benim için ürettiler, ben ürettim.’’ Naegi meraklı gözlerle karşısındaki aklını kaçırmak üzere olan adamı izlerken Miyazawa parmağıyla onu işaret etmişti. ‘’Sen... Seni sevdim fakat bebeğim artık senin de içinde. Panzehiri senle paylaşsam bile bu senin ondan kurtamayacak kadar geç.’’ Birkaç dakika duraksamıştı Miyazawa. Yüzünde beliren muzip ifade ile tekrar konuşmaya başlamıştı. ‘’Fakat yapabileceğim bir şeyler var. Elber bir gün kapının önündeki çürükler gibi görüneceksin fakat bu daha yavaş olucak. Sen her geçen gün ölüme yaklaşırken benim bebeğim de seninle beraber yayılmaya devam edicek. Buna ne dersin’’ Bir saniye bile düşünmeden, içinde filizlene ölüm korkusundan dolayı kafasını evet anlamına gelecek şekilde aşağı yukarı sallamış ve bedenini kontrolünü Miyazawa’ya bırakmıştı. Raftaki kızıl renkli sıvıyı aldı ve enjekterö çekti Miyazawa, Naegi'nin ön kolunda kolayca beliren damarlardan birine sapladı iğneyi. Enjektördeki sıvı ön kolundan başlayarak bütün vücudundaki damarlarda kendini hissettirdi. Kara kalemle biri çiziyormuşcasına vücudunu hissetti. "Sonunda işim bitti. Uzun süredir birinin gelip bebeğimin bu kapana kısıldığımız kasabanın dışındaki dünyayla tanışması gerekiyordu. Ve o sen oldun. Ben artık eski gençliğimde değilim. Hakkımda ölüm emri verildi, yakında hem ben hem de köy için gelicekler. Ama ben onlara bu zevki vermiycem. Senin sayende bebeğim yaşamaya ve tüketmeye devam edicek ne bana ne de bu lanet köye bağlı kalmadan. Biliyorum sana seçme şansı veya isteğini sormadım ama yaşamanın karşılığı olması gerek." Sözlerini sürdürürken eline aldığı alkol şişesini yerlere duvarlara döküyor diğer şişeleri devirip ortalığı bir kimyasal yığınına çeviriyordu. Cümlesini bitiriken Naegi'nin kolundan tutup dükkanın önüne çıktı. Havada hala çürümüşlüğün yoğun tadını hissedebiliyordu ama eskisi kadar rahatsız olmuyordu artık. Birkaç adım attıktan sonra Miyazawa iki parmağının arasından çıkardığı kıvılcımla dükkan dumanlar çıkarmaya başladı. Dumanlar kısa sürede yerini alevlere bıraktı. Oradan yakın binalara sıçrayıp bütün köye yayılıyordu. Köyün diğer binalarından yükselen duman gri-siyahın aksine sarı kahverengi çürük rengiydi.

Hala Naegi'nin kolundan tutmaya devam ediyordu. Adımları hızlanmıştı. Köylüler yayılan alevlere ve yanan binalara tepki vermeyecek kadar ölmüştü. Köyün girişine yaklaştığında adam yürümeyi bıraktı ve "Buradan sonra yollarımız ayrılıyor. Benim yolum buraya kadarmış. Kendi bebeğimle beraber ölmek istiyorum, hem dışarı çıkarsam o yağmur ülkesinin ajanları tarafından bulunmam an meselesi olur. Bu zevki onlara veremem. Sana gelirse birkaç gün içinde neler olduğunu anlarsın. Bu süreci kendin anlaman lazım, anlatmam zaman kaybı olur." diye son sözlerini söyledi. Naegi olanlar karşısında hala şaşkın şaşkın izliyordu. Bu gün de bir deli, bu gün de ölmedik, galiba... Ormanın içine doğru ilerlerken çöken binaların sesi ve kahverengi duman onu yolcu etti. Çocuklar hala habersiz ve dünyanın en yavaş yakalamacını oynamaya devam ediyordu.
Image
Künye
İsim: Fukase Naegi
Yaş: 17
Cinsiyet: Erkek
Element: Doton
Seviye: C-Rank
Rütbe: Chunin
Ryo: 50.000
Prestij: 0
Ün: 10
Kullanılabilir GP: 0

Motivasyon
Yaşamak: Yaşamak en azından dünya üzerine kendi adını sonsuza kadar yaşatacak bir iz bırakana kadar yaşamak. Var olmanın nedenini çözemeyen Naegi için bu tüm bu sorunlarını çözebilmek için kullanabileceği bir yöntem. Çünkü eğer bedeni ölse bile adı veya imzası dünya üzerinde yaşarsa fiziksel bedeni ölse bile varlığının ölümsüz kalacağına inanıyor.

Komplikasyon
Hafıza Kayıpları: Bir yıl önce yaşadığı hafıza kaybından beri düzensiz aralıklarla kendisinin bile kim olduğunu soracak kadar seviyelerde hafıza gitgelleri yaşıyor. Her hangi bir medikal yardım almadığı için sorununun neden gerçekleştiği hakkında bir bilgisi olmadığı için bu git gellerin bir gün tüm hafızasını yok edip onu neredeyse fotosentez yapan bir canlıya mı çevireceği yoksa ömrü boyunca katlanacağı bir komplikasyon mu bir bilgisi yok

Saatli Bomba: Karakter, kimliğini bilmediği Çiy üyesinin uyguladığı bir teknik sonrasında adeta saatli bombaya dönüşmüştür. Naegi, süresi bittiğinde içten içe yanacağına, lav benzeri bir hal alarak tamamen yok olacağına şahitlik etmiştir. Bu etki günlük yaşamda Naegi'ye herhangi bir engel teşkil etmemektedir. Gözle görülen tek şey, dilinden başlayarak soluk ve yemek borusundan aşağı süzülen siyah şekillerdir.

Çiy üyesinin Naegi'ye verdiği süre bir yıl, geçen mevsimlerle birlikte Naegi'nin altı aylık ömrü kalmış durumda

Özellikler
---------

Profil
Güç: 3
Çeviklik: 5
Kondisyon: 4
Potansiyel: 4
Varlık: 6
Zeka: 8

Beceri Listesi
[Güç] Atletizm: 1
[Çeviklik] Akrobasi: 1
[Çeviklik] El Hassasiyeti: 1
[Çeviklik] Saklanma: 3 (Favori)
[Kondisyon] Form: 1
[Potansiyel] Ninshuu: 1
[Varlık] Aldatma: 3
[Varlık] Empati: 1
[Varlık] Sosyalleşme: 1
[Zeka] Tıp: 1
[Zeka] Farkındalık: 3
[Zeka] İzcilik: 1


Ninjutsu
Shunshin [Ninpou] D-Rank 10 GP
Karasu Bunshin no Jutsu [Ninpou] C-Rank C Rank - 15GP
Sanzengarasu [Ninpou] C-Rank C Rank - 15GP
Tsuchi no Te [Doton] B-Rank 25GP
Doryuu Shiki [Doton] C-Rank 15Gp


Taijutsu
Suiseki D-Rank - 20GP

Genjutsu
Kasumi Juusha [Genjutsu] C-Rank 15 GP
Kanryousou [Genjutsu] C-Rank 15GP
Rishuu [Genjutsu] C-Rank 15 GP

Karakterin Üzerinde Bulunan Ekipmanlar/Eşyalar
• 3 Kunai (Normal Kalite)
• 5 Shuriken (Normal Kalite)
• 5mt. Sentetik Misina (Normal Kalite)
• 1 Patlayıcı Parşömen (Normal Kalite)
• 2 Sis bombası (Normal Kalite)
Post Reply

Return to “Yağmur Ülkesi”