Mimik

Kusagakure'nin doğusuna bitişik olan orman.
Post Reply
Mirau Danzeirakuda
Posts: 24
Joined: July 31st, 2019, 1:51 am

Mimik

Post by Mirau Danzeirakuda » August 16th, 2019, 12:42 am

10 Yıl Evvel.

Bir yel esintisi, son demini keyifle geçirmek isteyen bir ağustos böceği ve bir de Shakuhachi. Hiezu'da o anda bu üç öğeden gayri sesi olan birisi daha yoktu. Belki de sadece Danzeirakuda öyle hissediyordu.

Yazın son günleriydi. Muhtemelen bir kaç haftaya güneş yüzünü gizlemeye başlayacak ve ardından gelen kara bulutlarla da uzun süre kendini göstermeyecekti. Normalde haftada bir kez geldiğimiz Hiezu ormanına bu hafta üçüncü kez gelmiştik. Kanımca bunun bir sebebi de önümüzdeki yıl birçoğumuzun Akademiden mezun olacak olmasıydı. Zira Geninlerin bir çoğu elde ettikleri gelirler ile Kusa Konutlarında evlere taşınarak hayatlarında yeni bir sayfa açacaklardı. Eğer ki bir terslik olmazsa, bu kafileye katılanlardan birisi de ben olacaktım. Artık hayatımdaki bir hata benim biricik hatam, başarım da biricik başarım olacaktı. Zaten özgürlük de bu değil miydi?

Hiezu'da bir çok kez bulunmuştum, Yetimhaneden Hiezu'ya giden bütün kafilelere neredeyse katılmış, boş günlerimde de zamanımı burada değerlendirmiştim. Buranın gediklisi bile sayılabilirdim. Sıradan otların neredeyse tamamını, ender otların ise bir kaçını -genellikle yiyerek- deneyimlemiştim. Hiezu'daki birçok hayvanı da gözlemlemiş hatta ne kadar doğanın kuralına aykırı olsa da birçoğuna yardım dahi etmiştim. Çünkü burası kalburüstülerin av sahasıydı. Değerli birçok bitkinin yetiştirilmesi için kullanılan bu bölgede, haliyle otçul hayvanların popülasyonu oldukça kısıtlı tutuluyordu. Otçul popülasyon az olunca haliyle etçil popülasyon da yok derecesine iniyordu. Bölgenin içerisinde kuşların genellikle en yoğun bulunduğu bir ardıç ağacı vardı. Bu ağaç türdeşlerine göre epey yüksek ve de geniş idi. Bu sıkı dalların arasında birçok kuş cıvıldar ve ardıç tohumlarını gübrelerdi. Belki de buradaki kuşların olmasına 'izin verilme' sebebi de buydu.

Ağaca yaklaşıp artık yaşlanmış olan kabuklarına dokundum. Ağaç beklediğimden daha yaşlıydı, öyle ki elimi birazcık daha sert gezdirsem kabuk tamamen dökülecek ve kütük tamamen meydana çıkacaktı. Nispeten daha taze dalları yoklayarak sağlam olanlarını bulmaya çalıştım. Geçen yıl budanmış bölümlerden filizlenen dallar epey sağlamdı. İki hamlede yerden iki metre kadar yüksekliğe ulaşmıştım. Çevrem yine fazla görünmüyordu, diğer açaların yaprakları görüşümü kapatıyordu. Ağaca hızlı bir göz atmayla gövdeye tutunarak birazcık daha yukarı çıktım ve gövdenin yamulan ucuna ulaşmayı başardım. Yaprakların arasından Nenneke ve diğerlerinin silüetlerini az-çok seçebiliyordum. Nenneke'nin diğerlerine uslu durması için bağırmaları ve gruptan kopan iki kişinin de yakınımdaki sesi duyuluyordu. Gözlerimi kapattım ve etrafımda olup biteni, ardıç yapraklarının rüzgarda bıraktığı izi, kalbimin sesini ve beklenmedik solistleri dinlemek üzere arkama yaslandım.

"Benim canım Aneko'm, seni çok seviyorum çünkü sen benim yavrucaklarımın anası olacak kişisiiiiiiiin. ♫♫ "
Karşılığında başka bir ses yükselmiyordu. Genç aşık ise kolay pes edeceğe de benzemiyordu. " O güzel gözlerine kurban olsun bu fakir, kurban olsun fakir! Ey güllü güllü peştamalı püsküllü! Hanım etme bu nazı, gel bana bazı bazı! Bize Kusalı derler biz çekmeyiz bu nazı! Biz çekmeyiz bu nazı! ♫ ♫ Ezgisini bitirdiği gibi de bir süre hızlı soluk alıp veriyordu. Muhtemelen nefesini iyi kontrol edememişti. Aneko bunca çabaya rağmen yine karşılık vermiyordu. Verdiği tek tepki ufak bir "Hıh..." sesiydi. Genç aşık derin bir soluk alıp verdi. "Madem öyle." Birkaç tok sesle adım attı. "Hadi buna da karşı koy!"

Genç aşık masmavi gözlerini kapatıp arkasını döndü eliyle yüzünde birkaç şey yaptıktan sonra hızlıca arkasına döndü ve sol kolunu belinde tutarken sağ kolunu hızlıca kenara açtı. Gözlerini yeniden açtığında gözleri çil altın rengindeydi. Eğilip kendini olabildiğince geniş gösterdi, ardından da ceketinin içinden bir pelerin çıktı. Sonra da sol elinde tuttuğu şapkasını çıkararak başına koydu. Şapkasında 6 tane anten benzeri bir şey vardı. Her bir antenin ucunda da ufak bir top bulunuyordu. Bu onu aynı anda hem komik hem de sempatik gösteriyordu. "Başlamadan önce..." dedi ve Danzeirakuda'ya doğru döndü ve az önceki havaya kaldırdı eliyle onu işaret etti. "Hey sen oradaki! Benim için hareketli bir şeyler çalabilir misin lütfen!" Danzeirakuda hiç sorgulamadı; "Zevkle!" dedi. Shakuhachisini usulca kabından çıkardı ve Genç Aşığın ritim tutabilmesi için ağaca Bir, Bir, Bir'ki üç! diyerek vurdu ve Shakuhachisi ile bir melodi çalmaya başladı.

Genç aşık bir sağa bir sola doğru hızlı ve sert adımlar atmaya başladı. Başını sallıyor ve başındaki antenleri hem görünmez hem de yerde gösteriyordu. Başını sallayarak kendi etrafında ve aynı anda bir hat üzerinde hızla gidip geliyor ve hem Danzeirakuda'yı hem de Aneko'yu büyülüyordu. Aneko çoktan etkilenmişti ancak Genç Aşık başladığı dansı yarıda kesemezdi. Daha en önemli bölüme bile gelmemişti. Genç Aşık hızlı bir hareketle ceketinin içini açmıştı. Ceketinin bir tarafı altın renginde iken diğer tarafı sığ ve temiz bir denizin turkuazlığındaydı. Elbisesini hızlıca açıp yeniden kapatıyor ve farklı dans figürlerini gerçekleştiriyordu. En sonunda Aneko bağırdı. "Beni cezalandırma be adam!" Ardından uçmaya hazırlık olarak kanatlarını birkaç kez çırptı. "Seninim işte!"

Danzeirakuda'nın melodisi

Genç Aşığın dansı



Danzeirakuda Shakuhachisini dudaklarından uzaklaştırdı ve gözlerini açtı. Cennet kuşuna benzeyen ama farklı bir tür olan Genç Aşık ile sevgilisi Aneko uçarak yanından ayrılmışlardı. Uzun süredir gözlerini kapalı tuttuğu için bir süre ovuşturdu. Shakuhachisini torbasına koydu ve ağaçtan inmek üzere hazırlandı. Bu sırada ormanın biraz daha iç kısmından kendisinin az önce çaldığı melodiyi çalan bir hırsız vardı. Danzeirakuda şaşırmıştı. Hem birisinin melodiyi bu kadar hızlıca öğrenip çalmasına, hem de bir kere duyduğu bir melodiyi bu kadar hatasız çalmasına şaşırmıştı. Merakla sesin kaynağına doğru usulca ilerledi. Orman her ne kadar güvenli addedilse de bu kadar uzaklaşmak küçücük bir çocuk için mutlak sıkıntı doğurabilirdi. Ama o yine de bu melodi hırsızını görmek istedi.

Sesin yakınına ulaştığında etrafında tek bir insan dahi görmüyor ya da hissetmiyordu ancak ses duyulmaya devam ediyordu. Bir süre sonra sanki ormandaki her şey işini gücünü bırakmış ve bu melodiyi dinliyormuş hissine kapılmıştı. Tek bir yaprak çatırdamıyor, rüzgar bu derinlikte hissedilmiyor ve hayvanlar tek bir ses dahi çıkartmıyordu. Danzeirakuda güvenini toplayıp hızla sesin kaynağına doğru koştu. Danzeirakuda'nın yaptığı gürültü ile çevredeki kuşlar ve tek tük hayvanlar koşarak uzaklaşmıştı. Sesin kaynağına tam olarak geldiğinde ise kanadı kırık, yavruluktan yeni çıkmış bir garip kuş Danzeirakuda'dan uçarak kaçmaya çalışıyor ama başaramıyordu. Danzeirakuda önce suçluluk duyarak hafif hafif geri çekilmişti ancak kuşun kanadının kırık olduğunu fark edince ağır ağır kuşa yaklaştı. Kuş başlangıçta çırpınsa da Danzeirakuda onu okşayarak sakinleştirdi. Kuşun türünü ilk kez görüyordu, uzunca bir kuyruğu vardı, onun dışında ilgi çekici bir görüntüsü yoktu. Toprağı biraz eşeledi ve bulduğu tohumları kuşa uzattı. Kuş, başlangıçta pek yanaşmasa da iki ardıç tohumunu yedi. Danzeirakuda başlangıçta ne yapacağını bilemedi, zira kuşu doğal yaşamında bırakırsa ölmesi birkaç saat sürmezdi. Eğer yanına alırsa da bir kuşu doğal yaşamından koparacaktı. Konu üzerinde fazla düşünmedi, Kimonosunun sıkılığını biraz gevşeterek kuşu bir cebine koydu. Kuşun ölmesindense doğal yaşamından kopması onun için daha doğruydu. Ağaçtan indikten sonra cebinden kuşu çıkardı ve küçük gözlerine baktı. "Sana bir ad bulmam gerekecek." Bir süre daha melodi hırsızını dinlemek üzere oyalandı ancak o lambur lumbur geldiğinden beri ne ses vardı ne de başka bir şey. "Kaçırdım herhalde" diye düşündü. "Tanışmak güzel olabilirdi."

~~

Saat gecenin üçüydü. Nenneke öfkeli adımlarla elinde ışık şiddeti güçlü bir fenerle yemekhaneye doğru ilerliyordu. Öfkeyle kapıyı ve ardından da kapının yanındaki ışık anahtarını açtı. "Yuusaku-kun! Gecenin bu..." İçeride kimse yoktu. Nenneke hızla astlarından birini çağırdı, sakince "Yuusaku'yu uyandır." dedi ve kapıdan içeriyi meraklı gözlerle izledi.

Danzeirakuda mahmur gözlerle yemekhane kapısından içeri baktı. Lirkuşu onu görünce yerinde iki kere zıpladı ve ardından bu sabah birisinden 'ödünç' aldığı melodisiyi büyük bir keyifle çaldı. Karnı tok ve en favori yetimi karşısındaydı. Danzeirakuda gülümsedi. "Galiba sana bir ad buldum ufaklık!"
Post Reply

Return to “Hiezu Ormanı”