[Kütüphane] Ashikaga Shun

Karakterlerinizin hikâyesini burada derleyebilirsiniz.
Post Reply
User avatar
Ashikaga Shun
Kaçak
Kaçak
Posts: 55
Joined: June 18th, 2019, 2:57 pm

[Kütüphane] Ashikaga Shun

Post by Ashikaga Shun » August 16th, 2019, 6:23 am

Kısım I: Göremediğimiz Tüm Işıklar

Ishigakure Chuunin'i Ashikaga Shun Anısına!

Ailesi tarafından her zaman sevilmiş bir evlat,
Köyü tarafından gurur duyulan bir asker,
Asla yalnız kalmamış bir dost,
Aşk ile kutsanmış bir erkek.


Bu taşın altında huzur içinde uyusun.

Ateşin hanımı Amaterasu, onun yürüyeceği bir sonraki yolu aydınlatsın.
Fırtınaların beyi Susanoo, onun ölümden sonraki yaşamı için şahitlik etsin.
Ayın efendisi Tsukiyomi, onun karanlık çökmüş mezarının sessiz koruyucusu olsun.
Her şey nihayete erdiğinde, İnazagi ve İnazami, onu huzurunda en iyi şekilde ağırlasın.


??? wrote:"Shun sıradan bir çocuk değildi ve belki de hiçbir zaman olmadı. Daha ilk kendini bulduğu andan itibaren, hayatın en uç köşelerine ilgi duydu. Karanlık bir çukurun dibi yada meleklerle bezenmiş aydınlık bir yemek salonu... Ne farkederdi ki, Ishigakure'li Shun için?

Zengindi, ne isterse alabilirdi. Canı ne isterse yiyebilirdi, fakirlik veya güçlük hiç görmemişti! Ama o, canının istemediğine ilgi duydu. Erişemeyeceği şeye, paranın satın alamayacağı bir gizeme aşık oldu. Fakirlik veya güçlük çekmek, onun için bir lütuftu. Daha yüce bir yolda giderken, edinilmesi gereken yol arkadaşlarıydı.

Sevgiyle büyütülmüştü, istediği ilgiyi her zaman bulurdu. Bir gün, bunun yeterli olmadığını fark etti. Güneşe doğru dönen çiçek misali, ona daha fazla ilgi gösterebilecek topluluklara kendini açtı. Hiçbir zaman gördüğü ilgi onun için yeterli olmadı. Hep daha fazla ışık istedi, daha fazla insanın onu görebileceğini biliyordu. Bir yerlerde, hep daha fazlası vardı çünkü.

Güçlüydü. Gücün fiziksel bir önemi olduğundan da değil, sadece olabildiği için... Güçlüydü çünkü, insanlığı ona yetmemişti. İçinde barındıran en ufak hücreye kadar, olduğu insandan fazlası olabileceğini fark etti. Daha güçlü, daha büyük ve yüce! Çünkü, olduğu şeyin hatalı olduğunu kabul etti. Eğer hatalı olmasaydı, o da herkes gibi olurdu.

Aşkı erken yaşta yakaladı, kabullendi ve ona sıkı sıkı sarıldı. Sadece şanslıyım diye düşündü, ta ki ondan sıkılana değin... Hayatta başka aşk serüvenlerine atılmak için değil, aşkın onun beynini yeterince stimüle etmediğine karar kıldığından öte geldi. Gerçek aşkın yalan olduğu bir gecede, ona ihanet etti.

Köyü tarafından saygı gören bir shinobiydi, vatanı için çarpışacak bir askerdi. Köyünün altın jenerasyonuydu, ama Shun buna sırt çevirmeyi tercih etti! Kendisinin yola çıkış amacını hatırladığı bir gecenin melteminde, Ishigakure'den çıkıp bir daha dönmemeyi kafasına koydu. Köyünün gurur kaynağıydı, Ishichou'sunun sayılı korumasından bir tanesi olmuştu. Shun bir gecede tüm bu ünvanları çöpe atacaktı.

Ve bir an bile, kaybettiği şeyler adına üzülmedi. Kabullendi ve kaybını, ilerisi için bir enerjiye dönüştürdü.

Çünkü yola bu yüzden çıkmamıştı! Sevgi görmek için değil, güçlenmek veya aşkı en doruklarında yaşamak için ise hiç! Saygınlık ve onur da bir yere kadar... Daha fazlası olmak için, Ishigakure'li Shun olamazdı. Ishigakure sadece bir köydü, Ishigakure'li Shun sadece bir insandı. Daha öteye gitmek için,

...ölmesi gerekiyordu."





Yolculuğun başlangıcı, alevin ilk defa palazlandığı yer! Ufak bir çocuk vardı, oldukça hınzır bir mizacı vardı. Sizden zeki olmasın, fevkalade akıllı ve kurnazdı. Sizden güzel olmasın, yakışıklılığın getirdiği tevazu eksikliğine sahipti. Her ne dilerse olurdu, ama asla tam olarak istediği gibi değil... İsteklerin yerine getirilmesinden memnun kalmazdı, daha iyisini kendisinin yapabileceğini bilirdi. Ve bir gün, o çocuk, yola çıkmaya karar verdi.

Yolculuğun ilk durağı, onu solgun bir ateş ile başbaşa getirdi. Sıradan, pek çoklarının arasında kaybolup gitmiş bir köyün; Ishigakure'nin, kendi namına yakışacak bir akademi binasında başladı her şey. Shun, bir şeylerin oldurulmasından hoşlanmadığını fark edince... Bir şeyleri olduracak gücü nasıl bulacağı üzerine kafa yormuş, sonunda bir shinobi olmakla ilk adımını atmıştı. Yalnız planların, asla dizayn edildiği şekliyle çalışmayacak kadar hergele şeyler olduğunu bilemeyecek kadar küçüktü.

Köhne bir akademinin çatısı altında, sonraları adının Yuna olduğunu öğreneceği bir kızla tanıştı. Ateşten daha kızıl, en aydınlık sabahları kıskandıracak kadar beyaz... Ve bu kızı da yanına alarak, yeni bir hikayeye adım attı bizim çocuk Shun. Tanışık oldukları gün sayısı boyunca devam etti bu öykü. Tam 3650 gün boyunca, bir peri masalıydı bu. Kanlı ve agresifti, kimi zaman aydınlıktan çok karanlıktı. Ama dedim ya size, bu bir peri masalıydı: hiçbir şey asla yeterince kanlı değil, karanlık hiçbir zaman olması gerektiği kadar karanlık değildi.

Günün sonunda her zaman iyiler kazanırdı.

Tam on yıl boyunca, masal sürdü. Masal sürdükçe, gençler büyüdü ve serpildi. Kurnaz ve sinsi, haylaz ama başarılı bir çocuk olarak büyüyen Shun, genç bir delikanlı oldu. Soylu bir ailenin kızı, ama bir o kadar yardımsever ve neşeli olan o kız; ateşten daha sıcak yandı. Yandı ama ölmedi, güzelleşti ve çevresine ışık kaynağı oldu. Çok uzun süreler boyunca, Ashikaga'lardan Shun için bir ilham kaynağı oldu. Onun ışığı altında aydınlandı, onun ateşinin çevresinde soğuktan korundu.

Her şey gibi, peri masalının da sonu geldi. Ve bu yeni dünyada, hiçbir zaman iyiler kazanmazdı.


Ashikaga Shun wrote:"Elbette Yuna'yı hatırlıyorum. Zaman denilen garip, ucube bir cüce ne kadar aksini iddia ederse etsin... O kadının kim olduğunu ve benim için ne anlam ettiğini dün kadar net hatırlıyorum!

Nispeten sakin, stabil ve ne alacağımı bildiğim bir hayatım olabilirdi. Hangi gün öleceğime ve hangi gün yaşayacağıma ben karar verebilirdim. Hayatımın sonuna değin, yalnız ölmeyeceğimi kabullenebilirdim. Güzel olurdu... Doğru insanın o kadın olduğunu biliyordum, onunla birlikte ölürdüm. Onun için ölürdüm,

...onun adına ölürdüm.

O zaman, neden ölmüyordum ki? Ben istesem de, istemesem de... Bu kadın benim en büyük zaafımdı, tek yumuşak karnım! Çıkmam gereken yolculuğa her zaman çıkacaktım. Bir gün, gidecek ve bir daha asla dönmeyecektim. Hiçbir zaman fısıldanmamış bir sırdı bu, Yuna'nın düşünmekten korktuğu bir fikir... Onu da yanımda götürecektim. Plan bu yöndeydi.

Ama peri masalı biteli çok olmuştu, 3651. günün şafağı, daha karanlık bir sabah olmuştu. Yuna, geride bırakılması gereken bir tehdit halini almıştı."





'Bir insandan daha fazlası olmak.' Bilinen her şeyden daha fazlası olmak, daha kudretli bir kadere yol açmak ve insanların talihlerini belirlemek... Bildiğimiz kadarıyla Shun ve onun sadık dostu Haku, tam olarak da bu amaçla yola çıkmışlardı. İkisi de sıradan insanlar olmak istemiyorlardı. Bir iş kurmak, evlenmek ve ölmekten oluşan bir döngüye sıkışamayacak kadar sıradışılardı. Bir tanesi zengin bir aileden gelen aristokrat, protokol kuralları daha bir bebekken aklına sokulmuş bir veletti. Ötekisi, bir zamanların eski ve kudretli sanatçılarından birinin tek oğluydu. Hangi yolda yürüyecekleri, daha onlar bu dünyada nefes almaya başlamadan önce belirlenmişti. Kendi bilinçlerinin farkına vardıklarından itibaren, kendi içlerindeki arzulara ket vurmadılar. Coşkun duyguların gazabından kaçınmak yerine, onu izlediler!

İkili, nasıl bir insan olmak istedikleri konusunda çok iyi bir fikre sahipti: insanoğlunun ötesine geçmek! Ama bunu nasıl yapılacağı konusunda emin değillerdi. Bu bilinmezlik, ikilinin farklı yolları izlemesine yol açtı: birisi ailesinin yazgısının kendisine daha uygun olduğunu, sonsuzluğun anca böyle bulunabileceğini düşündü. Haku bir sanatçı olmak üzere kendi yazgısına yürüdü! Shun ise kendisine daha farklı bir yazgı seçti. Zaten parayı ve saygınlığı doğumdan itibaren kazanmış olduğunu biliyordu. O, daha çok kazanamayacağı hazların peşinden gitmeye karar verdi. Doğaya hükmetmek, gözle görülemeyecek bir yaşam enerjisini hizmetkarı haline dönüştürebilmek için otoritelere boyun eğdi. Bir shinobi oldu ki, oldu ki insandan daha öteye adım attığı zaman kendini koruyabilsin!

Ve yıllar yıllar sonra, Shun ve Haku tekrardan bir araya geldi. Ölü kuşların hikayesinin anlatıldığı bir günde, ikili bir atölyede buluşmaya karar kıldılar. Birbirlerinden ayrı seneler geçirmişlerdi. Shun başarılı bir shinobi, Haku ise kendi çapında ünlü bir ressam / heykeltraş olmuştu. Hayat onlar için iyi gidiyordu, ufak tefek talihsizlikler dışında... Mesela, Haku mutlak suretle daha başarılı bir genç olmuştu! Shun ise hayatının hatrı sayılır bir kısmını, bir kadın bedenini keşfederek geçirdiğini kabul etmek zorundaydı. Mesela Haku, kimi boyalar için gerçekte insan kanı kullanması gerektiğini saklaması gerekiyordu. Mesela Shun, boyun eğdiği otoriteye artık ihtiyacının kalmadığını kabullenmeliydi.

Ne vardı ki, ikili hala yıllar önceki birliktelikterinden bir şey kaybetmemişti.

Buluştular ve birbirlerine duydukları öyküleri, yaşadıkları vakitleri ve dönüştükleri başkalaşımdan bahsettiler. Havadaki sözcükler ikisinin kulağına da aynı yollarla ulaşıyor, fakat zihinlerinin içindeki, iki genç adam için de farklı bir düşünceye dönüştürülüyordu. Haku duyduğu ve gördüğü, deneyimlenmiş şeylerden; yepyeni bir sanat ortaya koymak üzerine kendini eğitmişti. Shun ise, duyduklarını bir pusula olarak kullanırdı. Kimsenin keşfetmediği diyarlara gidecek, sadece efsaneleri ve yüceliği gösteren gümüş bir pusula...

Günün sonunda ikili ayrıldı, ama öyküleri bitmedi. İkisi de farklı yönlere dağıldı. Dağıldı ki, tekrar bir araya gelebilsinler.

Tekrar bir araya gelebilsinler ki, yeni öyküleri anlatsınlar. Hangi kuşların öldüğünü, birbirleriyle paylaşasabilsinler!



Ashikaga Shun wrote:"Tam olarak o gün bilmesem de... Hayatımın ciddi bir şekilde yön değiştirdiği vakitlerden biriydi. Hayat iyi gidiyordu ve ben bundan memnun değildim. Ne kadar geride kaldığımı, kadim dostum Haku'yu tekrar bulduğum güne kadar fark edememiştim. Bu yolda bir zaman etiketi vardı ve ben onu erteleyip duruyor, baş belası bir sinek gibi kovalıyordum.

Ama hayattaki hiçbir şey, zamandan daha hızlı değildi.

Bana yetişti, aynı Haku'ya da yetiştiği gibi. Aynı sana da, senin kardeşine ve annene; sevdiklerine ve seveceklerine de erişeceği gibi... Artık neden yola çıktığımı hatırlamam gerekiyordu. Artık neden Shun olduğumu, yada daha doğruyu söylemek gerekirse, neden insanların beni tanıdığı şekliyle bir Shun olamayacağımı tekrardan hatırlamam gerekiyordu.

Ben ve Haku, bu yola, ismimiz daha fazla şey ifade etsin diye çıkmıştık.

Ben o günün sonunda, yepyeni bir yola koyuldum. Yeni bir hedef, yeni bir amaç uğruna... Haku hiç değişemişti, sadece gelişmişti. Bildiğim herkesten daha sıradışıydı, yeterince değildi, ama ondan daha sıradışını tanımamıştım ki hiç! Ama bir yerlerde vardı ve benim tarafından keşfedilmeyi bekliyordu."





Bir şeyin doğması için, ötekinin ölmesi gerektiği söylenilir. Doğanın döngüsü budur. Evrenin keşfedebildiği en gerçekçi ölümsüzlük, ancak bir döngü içinde kendine yer bulmuştu. Şuana kadar Shun'un yaşamadığı bir deneyimdi bu, bir ölüm öyküsü!.. Bir şeyler ölür ve bu sayede, yeni bir şeyler hayat bulur. Bir hikaye biter ve yenisi başlar, daha güçlü ve daha okunaklı! İlerlemek için, bir şeylerin kopartılması gerekir. Bu kimi zaman zararlı bir bitkinin kökü olacağı gibi, bir uzvun yerinden sökülmesine de alışkın olmalıydınız.

Ölüm elbette bir shinobi için yeni bir şey değildi. Hiçbir akedemide de öyle bir şey öğretilmeden geçilinmezdi. Her bir akademi öğrencisine, ölümün korkulacak bir şey olmadığı aşılanırdı. O sadece eski bir dosttu. Hep oradaydı, ama senin için gelmediğinden emin olmalıydın. Çalışmalıydın ki, eski dosttan bir düşman edinmeyesin. Ama Shun, sadece yirmi dört saat için bu kurala uymayacaktı. Kendisine endoktrine edilen tüm öğretilere karşı gelecekti.

Bu, Shun'un köyünden kaçtıktan sonraki yirmi dört saatini anlatan bir öyküydü. Tam bir gece döngüsü boyunca, Shun, nelere sebep olduğunu anlayabilmek için eski savaş alanına geri döner.

Artık bizim bildiğimiz Shun yoktu. Onun köy içinde çizdiği profil, onurlu bir genç ve sevgi dolu bir eş... Bu artık ölmüştü! Artık bizi, kıyamet günü saatinin kendisi için yaklaştığının bilincinde bir Shun karşılar. Bilinenden daha farklı bir çocuktur bu... Elbette hala yakışıklılığın getirdiği küstahlık ve zenginliğin ruhuna kazandırdığı açlık, kesinlikle aynı yerde kalmıştır. Ama bu, daha paranoyaktır. Daha korkak olduğundan değil, ormanın kanunlarını herkesten iyi bildiğinden... Daha acımasızdır, çünkü içine girdiği yeni yaratılış, onun böyle olmasını emretmişti. Ve kesinlikle, daha mutluydu.

Bir önceki gece sadece bir ölüm olmamıştı. Daha karanlık, daha acımasız bir şeyler gecenin karanlığı içinde kıpırdanmıştı. Ölüm, onlar için sadece bir tevazu olurdu. Bir çeşit merhamet belirtisi olurdu. Ama hayır, Shun öğrenecekti ki, bu diyarlarda merhametin herhangi bir izi yoktur. Merhamet sadece güvenli köyü sınırları içinde hayat bulan, toplumu yolunda yürütmeyi sağlayan bir nükleer barıştan ibarettir. Artık yeni yürüdüğü topraklar, daha farklı kanunlar tarafından kontrol ediliyordu. Güçlü olanın, pekala, kuralları kendisi adına yeniden yazabileceği bir diyar.

O gece olanların etkisi yıllar boyunca sürecekti.

Kıyamet günü saati, beş dakika kadar gerilemişti ve artık kendisi için geliyordu.

Sonunda olmak istediği adam olabilmek için, kendisinden geriye kalan her bir tutamı öldürmeyi başarmıştı.



Ashikaga Shun wrote:"..."



Birinci Kısım Sonu!
Image


??? wrote:"Bir mevsim biter, ötekisi onu izler. Bir hikaye biter, ötekisi yazılır. Shun'un hayatının başlangıcına tanıklık ettiniz, fakat hiçbir şanslı canlının hayatı büyümekten ibaret değildir. Genç bir çocukluktan itibaren, daha farklı olmak adına büyüdü ve gelişti. Güç değil yücelik, saygınlık değil büyüklük aradı. Kusursuz bir köy shinobisi oldu, altın jenerasyon dediler. Muhteşem bir kadın ile sevgili oldu, en büyük aşık dediler. Müzikten ve resimden, insanın hayal gücünün en uç noktalarında yaşam bulan şeylerden anladı, kültürlü dediler. Ama tüm bu sıfatlar ona yeterli gelmedi. Hayatının çıkış amacının, kendisine bir avuç Ishigakure'liye sevdirmekten daha fazlası olduğunu düşündü. Tek bir kadının aşkını ve sadakatini kazanmaktan, daha muhteşem bir aşık olduğuna emindi. İnsan zihninin üretemeyeceği bir hayalgücünü, ilk elden gözlemlemek istedi.

Bu yüzden, kazandığı her şeyi geride bırakmaya karar verdi.

Ishigakure'li Chuunin Ashikaga Shun olmak, yetmedi. Ünvanını geride bıraktı, sevgilisini ve ailesini de. Hiç sahip olmadığı ve olamayacağı arkadaşları da. Yeniden başlamak istedi, artık büyümüştü ve bunu nasıl yapabileceğini biliyordu. Birinin elinden tutmasına gerek yoktu, çünkü bir kere o elin sıcaklığını almıştı. Onu yönlendiren, yukarıya bakılmadan görülmeyecek kimsenin daha önce ne yaptığını görmüştü. Bu sefer... Kendi ayaklarının üstünde durabilirdi. Bir başkasının yönlendirmesine ihtiyaç olmadan, sadece kendi doğru ve yanlışlarıyla!

Bizim bildiğimiz Ashikaga Shun öldü. Hiç doğmadı, hiç yaşamadı ve nefes almadı. Asla sevmedi ve sevilmedi, öldürmedi ve öldürülmedi. Sadece yok oldu, en azından köy otoritelerinin böyle bilmesini istedi. Aslında çok da yanlış sayılmazlar diye düşündü hep, çünkü bilinen Shun gerçekten ölmüştü. O artık yeniydi, paketinden yeni çıkartılmıştı. Herhangi bir sınırlamasının olmadığı, tek büyük zincirin onun kendi hayal gücünden başka bir şey olmadığının farkına vardı. Bu en büyük mukafatlardan ve ünvanlardan bile daha değerliydi.

Yaşama bu yüzden başlamamış mıydı? Evet, insandan daha fazlası olmak için.

Ama, kendi şartlarıyla."
Image
Künye
► Show Spoiler

Profil
► Show Spoiler

Teknikler
► Show Spoiler

Ekipmanlar/Eşyalar
► Show Spoiler
User avatar
Ashikaga Shun
Kaçak
Kaçak
Posts: 55
Joined: June 18th, 2019, 2:57 pm

Re: [Kütüphane] Ashikaga Shun

Post by Ashikaga Shun » August 17th, 2019, 6:28 am

Final I: Karakterlerin Son Durumu ve Konuşma Renk Skalaları




Image
Bir bedel ödemesi gerekiyordu. Kapının ötesine geçmek için, bir geçiş ücretine ihtiyaç duyuluyordu. Shun bunu kabul etti. Uğruna ölmeyi, Ashikaga'lardan Shun olmayı bırakmayı, gönül rahatlığı ile kabul etti. Sevilen bir kardeş, imrenilen bir Shinobi ve çok şanslı bir erkek olmayı geride bıraktı. Vahşetin ve acımasızlığın, en büyük ihtirasların ve mucizelerin günlük yaşamın bir parçası olan yabancıl topraklara adım attı. Daha önce hiç kimse tarafından keşfedilmemiş bir yerdi burası. Keşfedildiyse bile, çoktan yitip gitmişti. Aynı, aynı bu çocuğun eski yaşamı gibi. Herkes kendi hayatlarına devam etmiş miydi acaba, çocuk asla öğrenemedi. Ama o, işte o devam etti. Kaybettikleri, onun için birer yadigar oldu. Neden geri dönemeyeceğine dair...
"...geleceğin var mı bilemiyorum. Bazı insanların yalnızca geçmişi vardır! 'O hâlde geçmişimi oku.' diye buyurdu. 'O zaman hiç gizemin kalmaz.' diye cevap verdi ötekisi."





Image
Hiçbir zaman kardeşinin öldüğüne inanmadı. Cenazesinde ağlamadı, ama zaten burada Hana'dan bahsediyoruz! Onu tanıyan kimse bunu yadırgamamıştı. Köklü bir ailenin lideri, süslü dans salonlarının ve aristokrasinin hanımefendisinin böyle bir zayıflığı gösterme lüksü yoktu. En azından, insanlar onu böyle tanımışlardı. Fakat Hana'ya göre kardeşi sonunda hayallerini gerçekleştirmek için gereken cesareti toplamıştı. Cenazede üzgün değil, kardeşine duyduğu haklı gururu fevkalade bir kurnazlık ile saklamaya çalışıyordu. Çünkü biliyordu, bir gün kardeşiyle yolları kesişecek ve tekrar sırt sırta vereceklerdi!
"Aptal çocuk! Sana, en iyi olmadan eve dönme demiştim. Sen de ablanı, alınabilecek en sert ve yaratıcı bir şekilde, ciddiye aldın demek... Pekala, o zaman sana söz veriyorum Shun. Dönüşünü bekliyor, hazırlanıyor olacağım. Ashikaga'lardan Hana olarak, yanında olacağım."





Image
Asla eskisi gibi olamadı. Nasıl olabilirdi ki zaten? Hayatını üstüne inşaa ettiği çocuk, ona söz vermesine rağmen gitmişti. Ölsün, kaçsın yada kaybolsun... Fark eder miydi sanki? Yuna ona, o kapıdan içeri gireceğine söz verirse tüm sonsuzluk boyunca bekleyeceğini söylemişti. Ve bekledi de, kız verdiği sözü tuttu. Günler ve aylar boyunca, o kapının hemen ötesinde bekledi. Bekledi ve bekledi... Ta ki, çocuğun onu sonsuza değin terk ettiğini anlayınca kadar. Ta ki, öfkeden deliye dönünceye kadar. Bir zamanlar ateşiyle insanın içini ısıtan, kandan daha sıcak ve ateşten daha güçlü kız... Hayatta kalabilmek için, artık hissedebildiği tek duyguya sarıldı: hiddet! Eksik bir yaşama gözlerini açmıştı, ama hala yaşıyordu. Ölse daha iyiydi...
"İki dünya arasında gider gelirim, ölüdür biri. Doğma gücünden yoksundur diğeri."





Image
Öldü. Kendini adadığı köyü ve şerefi için yaşardı Gorou. Adamın düsturu çeliktendi, en kızgın ateşlerin arasında dövülmüş ama kırılmamıştı. Bir shinobi olarak, her zaman öleceğini biliyordu zaten. Onun tahmin edemediği şey, ihanete uğramak olmuştu. Kendi shinobisi tarafından, sırtından vurulacağını hesaplayamamıştı. Geride bırakacağı bedenin, onurlu bir tören yapılamayacak kadar parçalanacağını bilemezdi. Adamın ruhu, gitmesi gereken yere asla ulaşmadı. Şanlı şölenler, onurlu misafirleri asla göremedi. Sadece azapla karşılandı, delilik ve çiğlik onun bir parçası haline geldi. Yaşamı kadar, ölümün ötesi de ondan alınmıştı.
"Sevmiyorum, durmak istiyorum... İstemiyorum, istemiyorum bırakın beni!.. Dur- durdurun... Hepsi benim suçum, hepsi benim suçum. Lütfen durdurun, biliyorum yalnış yaptım, ah, lütfen. Bir daha asla yapmam, asla... Lütfen, lütfen, lütfen o olmaz! Durun, onları incitmeyin! Beni incitin, onlar yerine..."





Image
Kadın zekiydi, pek çoklarından ve hatta daha fazlasından... Gerçek kimliğini asla dışarı vurmadığını düşünüyordu. Yapması gereken çok önemli bir iş vardı. Kimse tarafından durdurulmamalıydı, durdurulamazdı! Her şey buna bağlıydı, her şey kendi ellerindeydi. Bunu gerçekleştirebilmek için, kaç kişinin telef olması gerektiği umurunda bile değildi! Eski yaşamını, sadece ama sadece 'onu' yapabilmek için terk etmişti. Kendi yaşamından daha önemliydi, ama zamanının kısaldığını biliyordu. Gittikçe daha fazla dikkatsizleşiyordu. Eski hayatının hayaletlerini, ancak satın alabildiği bir iki tablo ile doldurarak bunu unutmaya çabalıyordu. Aslında uyandırdığı şeyden, haberi bile yoktu.
"Neredeyse, neredeyse hazır... Sadece, sadece birazcık daha vakte ihtiyacım var. Hayır, sana söylüyorum! Sadece, birazcık daha... Yakında her şey değişecek, söz veriyorum."





Image
Haku iliklerine kadar değiştiğini hissedebiliyordu. Bir şeyler onun adına çok iyi gitmişti, 'şans' onun yanında olmuştu. Neredeyse ünlüydü, olmak istediği yerdeydi ve yaşamış herkesten daha iyi bir sanatçıydı. İnsanlar bunu fark ediyordu, onu görüyorlar ve yüceltiyorlardı. İsmi neredeyse sonsuzluğa kazınmaya hazırdı. Fakat, ne pahasına diye düşünmekten kendini alamıyordu. En yakın dostuna bile söyleyemeyeceği kadar kötü ne yapmış olabilirdi ki? Ama yapmıştı işte... Boyalarının içinde insan kanı olmasından bile daha kötü bir şey yapmıştı ve Haku, yaptığı 'şey' tarafından tüketiliyordu. Yardım isteyecek kadar güçlü değildi. Daha canlı renklere kavuşmak için bir insanı katletmekten bile daha açıklanamaz bir şeydi. Çaresi yoktu.
"Yatağımı kabristanların ve tabutların arasına kurdum. Kara Ölüm’ün kazandığı ganimetleri sergilediği yere... Onu Shun'a göstermek isterdim, ama göstermemeliydim. Öyle buyurulmuştu..."





Image
Sonuna kadar dibe battığını hissediyordu. Çoktan, 'onların' olmuştu. Bundan asla kurtulamayacağını, ölse bile onlardan birisi olarak devam edeceğini düşünüyordu. Bundan, bundan çok nefret ediyordu. Onu o yapan her bir atomu, dönüştüğü şeyden nefret ediyordu. Bazı gecelerde, aynadaki kendi görüntüsünden tiksiniyordu. Ama diğer tüm gündüzler onundu. En azından içini böyle avutuyordu. Mutlu olmalıydı. Bunu o tercih etmişti, kendi yaptığı hatalardan ötürü kıvranmamalıydı. En azından hala kendi sahibi kendisiyken, o gecelerden birisine hala varken... Mutlu olmalıydı.
"Önceden ne yaşadıysam yanıma kâr kaldı diyorum artık. Her dans, son dansımmış. Kokladığım her çiçek, son kokladığım çiçekmiş. Her öpücük..."
Image
Künye
► Show Spoiler

Profil
► Show Spoiler

Teknikler
► Show Spoiler

Ekipmanlar/Eşyalar
► Show Spoiler
Post Reply

Return to “Kütüphane”