Sisteki Tuhaf Yüksek Ev

Ülkenin turist aktivitesinin ve ticaretin merkezi.
Post Reply
User avatar
Ashikaga Shun
Kaçak
Kaçak
Posts: 71
Joined: June 18th, 2019, 2:57 pm

Sisteki Tuhaf Yüksek Ev

Post by Ashikaga Shun » August 23rd, 2019, 3:13 am

Image

実験



İvediklilikle, bedenimi karanlık bir sokağın kucağına attım. Acaba beni görmüş müydü, karanlık bir uğultuyu ucundan yakalayabilmiş miydi? Bir süre herhangi bir ses çıkarmadan, dinledim ve bekledim. Ayak sesleri, sanki hız kesmemiş gibi, ilerlemeye ve benden uzaklaşmayı sürdürdü. Hayır, kadın beni görmüş olamazdı. Eğer görseydi, sadece bir an için bile hissetseydi... Tüm hareket şemasını değiştirirdi, ya üzerime gelir ya da kaçar giderdi. Ama belki de... Tam olarak benim yapacağım şeyi yapıp, hareketini hiç değiştirmemiş olması muhtemel miydi? Öyleydi, ama elden ne gelirdi ki? Bu kadar yaklaşmışken, onun güzel sureti ardında ne yalanlar sakladığını keşfetmekten bir kalp atımı uzaktayken... Kadının adımlarını takip etmeyi, onun sevimsiz bir gölgesi olmayı bırakamazdım. Girdiğim sokaktan gerisi geri çıkarken, kadını takibi sürdürebilmek için hızlandım.

***

Belirsiz bir süre önce.



"Azumi ile üçüncü seans, sevgili günlük bla bla bla... Hah, işte! Tam burada diyor ki: 'Azumi'nin anıları iç karartıcı ve depresif, aynı zamanda vahşi. Bir doktor olarak bilmesi gerektiği kadar anatomi biliyor, ama anlattığı anılar ve edindiği bilgiler... Bir insanı vahşice parçalamadan öğrenilemeyecek, hiçbir doktorun sözünü dahi etmemesi gereken şeyler. Belki bir medikal shinobi olsaydı, böylesi şer ile öldürülmüş insanlar hakkında bir şeyler bilmesini doğal karşılardım.' "

Son kaldığım sayfanın arasına bir ayraç koyduktan sonra, defteri sanki kutsal kitabı tutuyormuş kadar dikkatli bir şekilde; önümdeki kahve sehpasının üzerine bıraktım. Geniş ve ferah bir odaydı burası, en azından parasının hakkını veriyor diye düşünmüştüm. Bir süredir bu, Chibu kasabasındaki en kaliteli tavernalardan biri olan: 'Sıçrayan Midilli'de kalıyordum. Gelişim ne Haku'ya haber verilmişti, ne de bir başkasına... Köy otoritelerini peşimden attıktan, şansım varsa da onları öldüğüme ikna ettikten, sonra hanın güzelliklerinin keyfini çıkartırken bulmuştum kendimi. Daha çok turistler için yapıldığından olsa gerek, belli bir standartı vardı. Ama buraya ne dinlenmek, ne de keyifli bir hovardalık peşinden koşmak için gelmiştim.

Avcıyı avlamak, son günlerdeki tek gündemim halini almıştı!

Defalarca baştan okuduğum defteri, verdiğim molayı unuturcasına, tekrar kaptığım gibi; kaldığım yerden devam etmeye, Azumi'nin döktüğü öyküleri okumaya koyuldum. Dostum Haku tarafından toplanılmış anılardı bunlar, bir portreye aktarılabilsin diye. İkimiz, ben ve Haku, kendi benliklerimizi bir üste taşımayı amaç edinmiştik. O, bu kadının kendi yetenek setinin ötesinde olduğunu kabul etmiş ve meşaleyi bana devretmişti. Onun için kutsal bir yemini bozmak gibiydi, bu defteri bana vermek. Ama çıktığımız yolda kendimize nasıl isimler koyduğumuzun, nasıl bir ahlak yasasının etkisi altına kapılacağımızın hiçbir önemi yoktu. İnsanlığı yenmek, en baştan başlardı. Bunu kabul etmiştik, gerekirse işlenmesi gereken tüm günahları çiğneyecek ve doğum hakkımıza kavuşacaktık.

" '...Azumi son günlerde daha sabırsız. Bir şeylerin olmasını delice istiyor ve bu konuda neyi aşmak isterse, zorluyor ve daha fazla çabalıyor. Artık kadının yüzü bir ölüden farksız, bembeyaz bir ten ve karanlık lekeler ile kirletilmiş göz altları! Aynı adına hem onun adına endişeleniyorum, hem de kadının nelere muvaffak olabileceğinin bilincinde... Korkuyorum. Benden daha fazla tablo siparişi istiyor. Bunca tabloyu ne yapacağını bir bilsem... Ama kadından da vazgeçemediğimi itiraf etmeliyim.' Eh, Haku! Hayatın boyunca fazla yufka yürekli oldun zaten."

Şuana kadar yaptığım çıkarımlar neticesinde, kadının göründüğü kişi olmadığına emin olmuştum. Gerçi, kadının ne olarak göründüğünü de bilmiyordum ya. Kadını yakın takibe almamıştım, ama farklı kılıklar ve kimlikler ile; kasaba boyunca pek çok işletme sahibini sıkıştırmıştım. Şuana kadar kadın hakkında bilinen tek şey, güzel olduğu ve herkese çok kibar davrandığıydı. Ne kimse onun evine konuk olmuş, ne de geldiği esas yer keşfedilmişti. Bir gün ansızın çıkmış ve büyük, yalnız yaşayan bir kadın için haddinden fazla, bir evi kiralayıvermişti. Tabii bir yandan da, sahibi olduğum defter benim yol göstericim; olaylara ışık tutan bir tutam fenerimdi. Ona sıkı sıkıya tutunuyordum, herhangi bir şey yapmaya karar vermeden önce.

Oturduğum sehpadan tekrar kalktım, bunu adet haline getirmiştim çoktan, önümde duran perdeleri çekili pencereye yollandım. Perdeyi yavaşça aralayıp, belki yüz - iki yüz metre ötede duran evi gözledim: Azumi'nin evi... Burayı, Sıçrayan Midilli'yi seçmemin sebebi sadece lüks kaçacak standartlarım değil; aynı zamanda kadının evini gören yegane yerleşkelerden biri oluşuydu. Fakat ne kadar buradan bakarsam bakayım, kadını çıplak gözle yakalamanın imkansız olduğu hissine kapılıyordum. Bir noktada, harekete geçmeli ve daha cüretkar bir hamleyi denemek zorundaydım.

Fakat, kadının da bir avcı olduğuna hiç şüphe yoktu.

Ama, avcıyı nasıl avlardınız ki? Çözmeyi umut ettiğim soru, buydu. Kadının kim ve ne olduğundan çok, onun da benzediğini hissedebiliyordum. Azumi'nin ayak izlerini takip ettikçe, onu daha çok kendime yakın buluyordum. İkili bir hayat yaşıyordu ve ben, bunu kolaylıkla görebiliyordum. Haku'nun bile bunu çözebildiğinden emin değilim. Sonuçta... Haku'nun, benim gibi, idare etmesi gereken bir köyü ve ünvanı; sevgilisi ve ailesi yok. Hiçbir zaman böyle bir bağa sahip olmadı ve sahip olunan bağlardan daha öte bir şey hissetmenin ne demek olduğunu asla öğrenemedi. O bir yalnız kovboydu, her zaman da öyle kaldı. Ama bu kadın, Azumi, bir zamanlar benim gibiydi. Belki de hala... İşler neticelendiğinde, cevabı öğrenecektim.

► Show Spoiler
Image
Künye
► Show Spoiler

Profil
► Show Spoiler

Teknikler
► Show Spoiler

Ekipmanlar/Eşyalar
► Show Spoiler
User avatar
Ashikaga Shun
Kaçak
Kaçak
Posts: 71
Joined: June 18th, 2019, 2:57 pm

Re: Sisteki Tuhaf Yüksek Ev

Post by Ashikaga Shun » August 23rd, 2019, 6:49 pm

"Sizden istediğim evraklar elinize ulaştı mı, Mayako-dono?"

Önümdeki yaşlı kadın hafifçe kıkırdadı. Bir zamanlar güzel bir leydinin çehresine sahipti, orası kesin. Eminim ki, bala çekilen arılar gibi, gençliği boyunca asla ilgiden mahrum bırakılmamıştı. Ama artık, tüm bu zamanlar Mayako'dan çalınmıştı. Yaşlılık onu da bulmuş, aradığı canlılığı söküp almıştı. Artık bir bastona dayanmadan yürüyemeyen, ölümden korkan ama ona kavuşacağı günü de iple çeken bir ihtiyar halini almıştı. Formu bozulmuş, eti çürümüş ve sarkmıştı. Bir zamanlar neyse, artık o değildi. Önemsiz bir köyün evraklarının tutulduğu arşivde görevli bir memur olmayı seçmişti. Ölümü ona yaklaşırken, aradığı ilgiden ve akrabalığın yakınlığından uzak... Kendisini sayfaların ve parşömenlerin arasına kapatmıştı. Çünkü kağıt yaprakları insan değildi ve Mayako'nun kolay kandırılabilir duygularına zarar veremezlerdi.

"Elbette canım, elbette." dedi kadın. Sesi, bariz bir şekilde daha gür çıkıyordu. Sanki kadın, özellikle, sesi arttırılmış bir radyo gibiydi. Biraz daha canlı konuşmak için bile, ömründen birkaç saati harcıyormuş gibi bir izlenim almıştım. "...akşam beni o bahsettiğin yeni restorana götürüyor musun, Giichi, tatlım? Senin için o kadar uğraştım sonuçta!" Kadın, hemen yanındaki alçak sehpanın üzerinden çıkardığı evrakları elime tutuşturmuştu. Mayako'nun giderek artan işveli ifadesine, evrakları hemencecik buluvermesine bakacak olursak... Saatlerdir bu anın gelmesini beklediğinden emindim.

"Tabii, tabii."

Kadını kandırmak, farklı suretlerimden birini ona sunmak ve yaşlı bir kadının içindeki ateşi yakmak... Benim yetenek setime sahip birisi için zor olmamıştı. Kimse yaşlı bir kadından şüphe etmezdi ve aradığım sonuçları kullanmak için, çok zekice bir yol izlemiştim. Artık bir köy shinobisi olmadığımdan, böyle yollar izlemeye alışmak zorundaydım. İsmim, artık köyümün arşivlerine erişmek için kullanılamazdı. Bunun yerine, varlığını keşfettiğim bir memur olan Mayako-dono'yu tavlayarak; ondan, köyümüzün merkezine bir evrak isteğini ulaştırmasını istemiştim: 'İsmi Azumi ile başlayan, bildiğiniz tüm doktorların kimlikleri ve haklarında tutulmuş evraklar; Chibu kasabası shinobiliği tarafından, Ishigakure otoritesinden arz edilmektedir....' diye yazılı olan bir parşömen parçası! Ve şimdi, elimde, gelen cevaplarla dolu bir dokuman tutuyordum.

Kadını geçiştiren bariz bir hamle yapıverdim. Artık istediğimi almıştım. Buradan çıkıp gidecek, göründüğüm sureti yok edecek ve asla Chibu'ya uğramamış Giichi'nin yok olmasını sağlayacaktım. Bunun bilinciyle kadını tamamen gözardı edip, hemen dokumanın içini karıştırmaya başladım. 'Suzuki Azumi... Hayır, bu fotoğraftaki olamaz! Hmm, Nakamura Azumi, ah hayır bu çoktan ölmüş. Tanaka, Takahashi... Hayır, bunlardan hiçbirisi değil!' Elime ulaştırılan dokuman içinde, Kaya Ülkesi bünyesinde eğitilmiş, ismi Azumi olan doktorların bir listesi bulunuyordu. Soyad sıralı bir şekilde, her birini tek tek incelediysem de... Onların fotoğrafları ne benim Azumi olarak bildiğim kadını andırıyordu, ne de haklarında ki detaylar tutarlıydı. Ve tüm bunlar düşününce, ortaya tek bir sonuç çıkıyordu.

Azumi, bir Ishigakure doktoru değil. Hiçbir zaman, Kaya Ülkesi'nde eğitim görmedi. Ya doktor değil, ya da... Başka bir köy mensubu!

Fakat kadının doktor olduğunu biliyorduk. Anatomiden anlıyordu ve anı defterinde anlatılanlara bakılırsa... Haku, kadına ufak bir oyun oynamıştı. Bir gün, kendi kendisini hasta edecek bir karışım yutmuştu. Tam da seansların birinde, Azumi'nin atölyeye gelecek saatlerde etkili olacak şekilde ayarlamıştı her şeyi. Elbette basit bir karışımdı, sadece adamın ateşini çıkartacak ve belli bir süre kabus görmesine neden olacak cinsten. Fakat Azumi, gerçekten de bir doktorun şanına yaraşır şekilde, onu iyi etmeyi başarmıştı. 'Bırakın bayılmayı, kendimi kötü bile hissetmedim! Sadece atölyede bulduğu birkaç karışım ile, beni hiç hissetmediğim kadar dinç hissettirdi.' demişti, Haku.

O zaman, başka ülkeden göçmüş bir doktor ile karşı karşıyaydım. Ama, amacı neydi ki?
Image
Künye
► Show Spoiler

Profil
► Show Spoiler

Teknikler
► Show Spoiler

Ekipmanlar/Eşyalar
► Show Spoiler
User avatar
Ashikaga Shun
Kaçak
Kaçak
Posts: 71
Joined: June 18th, 2019, 2:57 pm

Re: Sisteki Tuhaf Yüksek Ev

Post by Ashikaga Shun » August 26th, 2019, 3:40 am

Adımlarımı sıklaştırdım. Zaten kadını bir kere kaytbetmiştim, bir daha onu kaybetmeye niyetim yoktu. Bu arada günlerden cumartesiydi ve şuana kadar gözlemlediğim kadarıyla, Azumi'nin muhteşem bir düzeni vardı. Her bir gün, farklı bir yol planı çizmişti kendisine. Örnek verecek olursak, her 'Cuma' evinden tam olarak 11'de çıkardı. Ardından ilk iş olarak, henüz ısınmak için içtikleri sakenin etkisinden kurtulamamış evsizlerin mesken tuttuğu bir kuytu köşeye gider; onlar için hazırladığı birkaç parça yemeği bırakırdı. Ardından, Haku'nun atölyesine doğru hareket edip, neredeyse öğlene kadar orada vakit geçirirdi. Ardından da yerel bir kütüphaneye uğramak için oradan ayrılıp, neredeyse koca bir akşamı tıp hakkında kitaplar okumaya ayırırdı. Okuduğu kitaplara ulaştıysam da, spesifik bir şey üzerinde çalışıyormuş gibi görünmemişti. Koma hakkında bir kitap, kan hastalığı hakkında tutulmuş bir günce ve göz hastalıklarının ufak bir listesini barındıran kitapçık... Bu üç kitap arasında gidip gelen çalışma, asla değişmiyor ve kendini yineliyordu. Yine de, aralarında en ufak bir bağlantı yoktu. Ne yazarlar, ne de kitapların içine gizlenmiş semboller... Kadın dışarıdan bakıldığında tamamen kusursuz bir portre çiziyordu. Ama bir şeylerin peşinde olduğu açıktı. Sorun, aklımı ne kadar büyük bir imkansızlığa açmam gerektiğine emin olamamıştım.

Bir casusluk öyküsü müydü bu, yoksa abartılmış bir figüranın ayak seslerini mi takip ediyordum?

Ne var ki, bugün günlerden cumartesiydi. Azumi'yi izlediğim cumartesiler boyunca, ona asla yetişemediğim tek gün buydu. Haftanın her günü olduğu gibi, evinden 11'de çıkmazdı cumartesileri. Onun yerine evini 9'da terk ederdi, boş bir sokağa girdikten sonra gözden kaybolurdu! Ancak akşam vakitlerinde, kasabanın bambaşka bir yerinde bulurdum onun izini. O andan itibaren, yine hareketleri düzene girerdi. Kapanmadan önce bir manavdan evine erzak alırdı. Bugün de yine öyle olmuştu, onun izini ancak akşamın geç bir saatinde bulmayı başarmıştım. Bu durum iyiden iyiye beni çileden çıkarmaya başlamıştı. Tamamen sıradan görünen bir kadın, nasıl olurdu da benim gibi bir avcının pençesinden kaçabilirdi ki? Ayrıca, her cumartesi sinirlenmek için bambaşka bir sebebim daha vardı. Çünkü pazar günleri Azumi evden asla çıkmazdı.

Bu demek oluyordu ki, tam iki günümü, hiçbir şey yapmadan geçirecektim! Başarısızlığım, iki koca günün çöpe atılmasına neden olmuştu.

***

"Ah, Azumi-chan'dan mı söz ediyorsun? Evet, elbette tanıyorum onu. Benim en iyi müşterim, çok da tatlı bir kız. Benden sürekli, kasa kasa alışveriş yapıyor. Napıyorsa artık, herhalde büyük bir ailesi var."

Azumi dükkandan çıktıktan sonra, artık olaylara karışma vaktimin geldiğini düşünerek içeri atlamıştım. Farklı bir görünümde, bu sefer ablamın kılığındaydım. Yaşlıca, ellilerin ortasında; koca ve heybetli bir bıyığı olan bir adam tarafından işletiliyordu bu mekan. Adama ettiğim iki hoş sözcüğün, havadan sudan konuşmaya meraklı Chibu sakininin keyfini yerine getireceğine emindim. Beklediğim gibi de oldu, sorduğum zaman bana hemen Azumi hakkında bildiği şeyleri anlatmaya başladı. Adamın ağzından çıkan sözcükler, onun fazlaca şişkin göbeğinin bir inip bir kalkmasına neden oluyordu. Çıkan sözcükler ise, benim şuana kadar gözlem yaptığım şeyleri yalanlar nitelikteydi. Azumi, onu izlediğim kadarıyla, evinde tek başına yaşıyordu. Neden evine çok fazla yiyecek alsın ki?

'Yanlış bir bakış açısından bakıyorsun, Shun. Cevabı söylemeyeceğim, kendin bul!'

Adama teşekkür ettikten, sadece geçerken uğradığımdan söz ettikten sonra... Tekrar Chibu sokaklarındaydım. Azumi'yi izlememe gerek yoktu, doğruca evine gittiğini görmüştüm. Burası kadının evine yakın bir noktaydı aslında, kasabanın ücra bir köşesiydi. Nispeten daha tehlikeli bile olduğu söylenebilirdi, ama elbette ki Ishigakure gözetimindeydi. O yüzden, neredeyse hiçbir sokağı 'yeterince' tehlikeli sayılmazdı. Sadece bu sokaklar haddinden fazla sayıda dilenciye sahipti. İnsanlar buraya yaklaşmaktan hoşlanmazdı, çünkü turist yada değil, hemen herkesten para isterlerdi. Rahatsız ederler, ters ters bakarlar yada kavga aranırlardı. Çoğu yerel insan sayılmazdı, öyle yada böyle yolu Chibu'dan geçmiş; belki bir kervanın ardından, belki de kaçak bir at arabasının arkasından bu deliğe düşmüştü.

Yürümeye devam ettim. Hemen şu sokağın ardında, Azumi'nin yemek bıraktığı evsizlerin meksen tuttuğunu biliyordum. Oraya doğru yaklaşmadan önce, tekrar kendi gerçek formuma dönüvermiştim. Aralarına karışmak için hala fazla şaşalı duruyordum ama, en azından üstümdeki kapüşonu çekilmiş kuzgun siyahı yağmur ile, bana bulaşmaya tedirgin olacaklarına emindim. Öyle de oldu. Ben adamların sokağından geçerken, sadece pis pis bakmak ile yetindiler. Isınmak için yakılmış teneke bir çöp kutusunun etrafındaki on kadar adamın kötücül bakışları altında, sokağın bir ucundan ötekine doğru yürüdüm. Kimisinin gözleri boş bakıyordu, kimisi kör kütük sarhoştu ve neredeyse hepsi de son derece sefil görünüyordu. Bakışlarım insanlar üzerinden, yattıkları ufak oyuğa kaydı. Pis bir kaç yorgan ve battaniye ile kaplıydı, hatta köşede ufak bir tente bile mevcuttu. Onun hemen önündeyse... Azumi'nin getirdiği kap ve tencereleri hemen tanıdım! Bir kısmı yere dökülmüş, bir kısmı da çöp tenekesinin oraya doğru yuvarlanmıştı.

Ama hiçbir yemeğe dokunulmamıştı.

"Ne bakı'osun bize öyle! Görmüyo musun, açız. Yok mu cebinde bi'kaç bi'şey. Eğer yoksa, bas git; sen'in gibi tatlı çocuklara gö'e de'il bura."

Demin dikkatimi çeken detay karşısında, hovarda ruh halimden kopartılmıştım. Detaya fazla takılmış olacaktım ki, kendimi, sokağın köşesinde durmuş evsizlere bakarken bulmuştum. İçlerinden bir tanesi, fena halde sake kokan bir adam, hışımla yerinden kalkmıştı. Bir elini dengesiz bir daire çizerek bana doğru sallıyor, öteki eli ile de arkadaşlarına(?) tutunarak ayakta kalmaya çalışıyordu. Sanki bana ulaşmak, hatta boğazıma yapışmak istermiş gibi bir hali vardı. Fakat damarlarından akan zehir, adamın iki metre öteye yürümesine bile engel oluyordu. Neredeyse o kadar şişmiş bir kırmızı renkteydi ki, patlamak üzereymiş gibi görümüyordu. Ama bir o kadar da sefil duruyordu ki... Adamın sözünü ettiği açlığın, gerçekten de 'açlık' olduğuna inanmıştım. Benden para koparmaya çalışmıyordu, gerçekten bir parça kuru ekmek istiyordu. Bu fikir, akşamımın tamamen ziyan olmadığına yönelik muhteşem bir ilham kaynağına dönüştü.

"Aman beyim! O ne dediğini bilmez, boş boş konuşur. Siz boşverin bizi, kendi yolunuza gidin."

Bana çıkışan ilk dilencinin, yürümek için tutunduğu dostlarından birisi söze gelmişti. İlk adamdan çok daha yaşlıydı, nispeten daha eli yüzü temiz görünüyordu. Kıyafetlerindeki yırtıklar, yüzündeki eskimişlik; onun buralarda yeni olmadığına işaret ediyordu. Diğerleri, o konuştuğu zaman, onaylarmış gibi kafalarını sallamışlardı. Buralarda sözü geçen bir adam olduğu belliydi, gerek yaşı; gerekse diğerleri üzerinde kurduğu bariz saygıyla...

"Kapa çeneni."

İkinci konuşan adama doğru döndüm, suratımda dünyevi olmayacak kadar dehşet bir ifade vardı. Neredeyse haftalardır, Azumi'yi yakalama konusunda bir arpa boyu yol kat edememiştim. Bu, benimle asla özdeşleşmeyecek bir duygunun doğuşuna neden olmuştu: öfke. Bu o denli aniden, o kadar keskin bir biçimde ortaya çıkmıştı ki... İstemsizce, orta yaşlı adam üzerinde 'Rakumei' tekniğini devreye sokmuştum! Suratımdaki ifade, sadece bu dünyaya ait olmakla kalmayıp; bakanların zihinlerine zerk eden korkunç bir korkuya neden oluyordu. Genjutsu, etkisini hemen gösterdi. O anda suratıma bakan adam, bir anda gerilemeye başladı ve bir başka dilencinin ayağına takılarak yere düştü. Onun hemen yanındaki birkaç tanesi, neredeyse tıkanmış gibi sesler çıkartarak gerisin geri gitmeye; bir noktadan sonra da resmen koşmaya başladılar!

Fakat sarhoş adam, orada öylece duruyor; diğerlerinin neden böyle davrandığını anlamamış gibi kafasını kaşıyordu. Teknik onun üzerinde etkili olmamıştı, ama o an yüzüme bakmadığı için mi; yoksa çok fazla sake yüzünden herhangi bir şey hissedemeyecek kadar uyuşmuş mu olduğunu anlayamadım.

"Sen! Anlat, neden benden yemek dileniyorsun. O köşedeki yemekler, siz yiyesiniz diye yapılmıyor mu? Ne diye yemekleri döküp, yüzsüz yüzsüz yemek istiyorsun benden?!"

Adamın, söylediğim şeyleri işitmesi birkaç dakikasını; anlaması ise daha da fazla vaktini aldı. Çok fazla sarhoştu ve beni neredeyse silik görüyormuş gibi, gözlerini tam üzerimde odaklayamıyordu. Bir sağıma bakıyor, bir soluma... Orada bir şey olmamasına rağmen, sürekli arkamdaki bir şeyi görmeye çalışırmış gibiydi. Bazen bir şey söyleyecek gibi oluyor, sonra aniden, saçma bir yöne doğru bakmaya başlıyordu. Adamın kendini hazır hissedene kadar, bu sürece(?) karışmamaya karar vermiştim. Sonunda, leş gibi alkol kokan bir ağızdan cümleler dökülmeye başlayacaktı:

"Ne, ne yeme'i? Haa, o mu... Neden onu so'uyosun, sen mi yaptın yoksa? Zehirli o, bizi zehirlemeye mi çalışı'osun! Onu yiy'enler zehirlenir, kusar ve aksırırlar! En son onu yiyen adamı, bir daha görmedik. Hep uykusunun gel'iğini söylerdi, zav'allıcık."

'Demek öyle... Demek av, aynı zamanda bir avcı! Yöntem değiştirmenin vakti geldi.'
Image
Künye
► Show Spoiler

Profil
► Show Spoiler

Teknikler
► Show Spoiler

Ekipmanlar/Eşyalar
► Show Spoiler
Post Reply

Return to “Chibu Kasabası”