[Kurosawa Haru] Ay'ın Karanlık Yüzü

Yerin altına yapılmış olan zindanlar.
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1503
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

[Kurosawa Haru] Ay'ın Karanlık Yüzü

Post by GM - Naruto » January 29th, 2020, 5:21 pm

Soğuğun her zamankinden daha fazla olduğu bir günün gecesinde, kapındaki tıkırtıları hissederek kaldırıyorsun başını sıcak yastığından. Bu ana kadar ne kadar süredir uyuduğunu tam olarak kestiremiyorsun, ancak shinobi eğitimlerin sayesinde birkaç saatlik uykuyla bile günlerce görevlerde bulunduğun göz önüne alındığında, kendini oldukça dinç hissediyorsun. Kapıdan gelen tıkırtıların bir kedininkinden farksız oluşu seni pek tedirgin etmese de, içgüdülerine dayanarak vücudunu yatağından yavaşça kaldırıyor ve evin içini kolaçan etmeye başlıyorsun.

Odandan çıkıp kaldığı yerin giriş kapısına doğru sessiz adımlarla ilerlerken, gelen tıkırtıların ayak seslerine benzediğini fark edebiliyorsun. Gecenin bu saatinde ve bu soğuğunda sıradan insanların sıcak yuvalarını terk etmiş olmaları ihtimali aklına pek yatmamasından dolayı içi kemiren bir dürtüyle kapıya doğru yöneliyorsun. Adım seslerinden kapının önünde kaç kişinin olduğunu çıkarmaya çalışsan da bu konuda çok da iyi bir tahmin yürütemeyeceğini anlıyorsun. Zira kapıdan gelen sessiz adımlar, belli bir kişiye hasredilebilecek kadar net gelmiyor. Bu durum neticesinde de, kapıda her kim veya kimler varsa, bu konuda eğitim almış kişiler olduğu sonucunu çıkarabiliyorsun.

Tüm bu duygu ve düşünceler içerisinde, kapının ancak bir shinobiyi uyarabilecek sertlikte iki kez vurulması, istemsizce ürkmene neden oluyor. Elbette bu ürkme de, bir shinobiye yaraşır şekilde, dışarıdan belli olmayacak bir biçimde gerçekleşiyor. Bu noktadan sonra kapıyı açmak dışında aklına gelen başka bir şey olmadığı için sessiz adımlarını hızlı bir şekilde kapıya yönlendiriyor ve yavaşça kapıyı aralıyorsun.

Yaşadığın yerin kapısını açtığında, karşında Kusagakure alınbandı taşıyan üç adam görüyorsun. Gözlerinle hızlıca etrafını taradığında ise, ortalarda dolanan ve tıpkı senin gibi etrafı kolaçan eden birkaç shinobiyi daha görüyorsun. Yüzleri tanıdık gelse de, kimlikleri konusunda net bir fikre sahip olmadığın üç shinobiden ortada duran yavaşça bir adım öne çıkarken “Gecenin bu saatinde rahatsız ettiğimiz için kusura bakma Haru-san. Önemli bir konu olmasaydı emin olun rahatsızlık vermezdik.” diyor gayet kibar ve seni son derece iyi tanıyormuş gibi. Shinobinin sözlerine bir cevap vermek için ağzını açtığın sırada ise, shinobi senden hızlı davranıyor ve “Gyaku-sama sizin ilgilenebileceğiniz bir iş olduğunu söyleyerek bizi gönderdi. Riaru ile olan savaşta yer aldığınız birimlerden birinde ve Kannabi Köprüsü’nde yaşanan hadiselerle ilgili sıkıntılı bilgiler alındığını ve buralarda görev yapan biri olarak sizin de dinlenilmeniz gerektiğini iletti. O yüzden bizimle gelmeniz gerekiyor.” diyor. Shinobi ilk cümlelerini oldukça kibar bir şekilde kurmuşken, Gyaku’nun emirlerini içeren cümlelerini adeta onun gıyabında yaşatarak söylüyor. Bu anda, ister istemez tek bir kişiyle bu mesajın iletilebileceğini düşündüğün anlarda shinobi sanki zihnini okurcasına “Güvenliğiniz için sessiz ve nispeten kalabalık gelmemiz gerekti. Olayın ciddiyetini anlamışsınızdır umarım.” diyor eski kibar ve dostane tavrına dönerek.
Off Topic
Konunuza bakan GM, bendeniz Fortius'tur. Konuyla ilgili her türlü sorun, sıkıntı ve şikayetinizi özel mesaj yoluyla bildirebilirsiniz. Konu için pasiflik süresi 48 saat olarak planlanmaktadır.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Kurosawa Haru
Kusagakure
Kusagakure
Posts: 110
Joined: October 12th, 2018, 9:09 pm

Re: [Kurosawa Haru] Ay'ın Karanlık Yüzü

Post by Kurosawa Haru » January 31st, 2020, 2:14 am

Gecenin karanlığı ayın ışığını bile örtüyor, gerisinde buz kesmiş toprağı, ölüm getiren soğuğu bırakıyor. Döktüğü her damla kan karın altında saklanıyor ve baharı bekliyor, her seferinde çiçekleri ve hayatı müjdeleyen bahar, güneşiyle Haru’nun günahlarını çıkarıyor ortaya. Günahlarının ağırlığını zaferlerinin zarafetiyle destekliyor Haru, yoluna bir arkadaş olarak onları da alıyor. Güneşin yokluğu korkutmuyor onu, güneşin kaybı, gölgeleri dost edindiriyor. O gecelerden biri bu, Haru, ışığın vurmadığı yerlerden gelen insanların kapını çalacağı bir gece.

Gözlerini açtı ipek kız, ışığın sakladığı bedenleri görebilmek için. Endişelerini yatağında bıraktı, yastığının altına sakladı düşüncelerini. Uykunun ondan aldığı gücü çağırdı geri, yastığından kaldırırken kar saçlarını. Gerindi, kütletti kemiklerini; kolayca giyebildiği bol bir hırkayı aldı omuzlarının üzerine, hiç düşünmeden. Avuç içiyle göz kapaklarını sildi dış kapıya doğru ayaklarını sürüklerken. Bu saatte çalınıyorsa kapısı, durumun ehemmiyetinden biraz olsun şüphe duymuyordu.

Kapıyı açtı, hafif uykulu, fakat uykusunu çaktırmaz gözlerle süzdü önündeki üç adamı ay tenli kız. Esnememek için vücudunu dizginliyordu Haru, her geçen saniye biraz daha ayılmak için uğraşırken; dışarının ayazı tenini titretip bir anda uykusunu yok edene kadar vücudunu dizginlemeye devam etti. “Önemli değil.” Diye yanıtladı karşısındaki adamın ilk sözünü, samimiyetsizlik hissettirmemeye çalışarak.

Sessizce dinledi adamların diyeceklerini, rahatsızlık verdiklerini düşünmüyordu. Bilakis, Gyaku onu bu saatte çağırıyorsa, ya durumun ciddiyetinin farkına varması için bir sesti bu, ya da Gyaku’nun bir işkolik oluşunun birinci elden kanıtıydı. Birkaç söz şahitlikten daha fazlası olduğuna emindi bu gece yarısı çağrının, bundan dolayı bir göreve çağırıldığının altını çizdi zihninde. “Güvenliğim adına burada olduğunuz için teşekkür ederim.” Dedi karşısındaki adama, pek de ne söyleyeceğini düşünmemişken. Soğuk gittikçe duyularını yerine getirirken adam sözlerini tamamladı. “Elbette.” Dedi, ciddiyete atıfta bulunurken. “Biraz izin verin, hemen geliyorum.” Diye konuşmayı sonlandırdı Haru. Adamları kapının önünde bırakıp ivedilikle içeri gitti, yüzünü özensizce yıkadı. Shinobi kıyafetlerini özensizce seçip, onları özensizce geçirdi üzerine. Kapının hemen yanında duran mızrağını, kalkanını ve duvardaki kancaya takılı gözlüğünü aldı. İlk ikisini sırtına geçirip, gözlüğü kafasının üzerine taktı. Kapüşonunu örttü, bir eliyle, diğer eliyle eldivenlerini alırken.

Hadi.” Dedi, adamların ona Gyaku-sama’nın yanına kadar eşlik edeceğini düşünerek.

Kurosawa Haru

Fiziksel Profil

Yaş: 19 Cinsiyet: Kadın Element: Doton
Seviye: C-Rank Rütbe: Chuunin
Ryo: 132.500 Prestij Puanı: 13 Ün: 15 Kullanılabilir GP: 0

Motivasyon: Hayatında bir amaç ve sebep bulabilmek.

Komplikasyon: Albinizm. Albinizm genetik olarak, cilde, saça ve göze rengini veren melanin pigmentinin eksikliği veya hiç olmaması durumudur. Haru'nun saçları ve teni kar gibi bembeyaz, gözleri ölüm gibi kırmızıdır.

Savaşçı Profili
Güç: 6 Çeviklik: 7 Kondisyon: 5
Potansiyel: 7 Varlık: 2 Zeka: 4

Beceri Listesi
[Güç] Atletizm: 4
[Favori][Çeviklik] Akrobasi: 10 | [Çeviklik] El Hassasiyeti: 1 | [Çeviklik] Saklanma: 1
[Kondisyon] Form: 4
[Potansiyel] Ninshuu: 1
[Varlık] Aldatma: 1 | [Varlık] Empati: 1 | [Varlık] Sosyalleşme: 1
[Zeka] Tıp: 1 | [Zeka] Farkındalık: 1 | [Zeka] İzcilik: 1

Özel Mod
Majiwari

Ninjutsu
Doton: Gansetsukon (El Mührü Azaltma, Chakra Azaltma, Teknik Birleştirme ve Bilimum Geliştirme Mevcut!)
Doton: Doryuu Shiki (Chakra Azaltma, Teknik Birleştirme ve Bilimum Geliştirme Mevcut!)
Doton: Moguragakure no Jutsu
Doton: Doryuu Heki (Chakra Azaltma Mevcut!)

Taijutsu
Nagatsu Tekniği B-Rank
Issen - Nagatsu Stili

Ekipmanlar
Özel Üretim Kalkan
Özel Üretim Gözlük
Yari (Normal Kalite)
3 Kunai (Normal Kalite) 5 Shuriken (Normal Kalite)
5mt. Sentetik Misina (Normal Kalite) 1 Patlayıcı Parşömen (Normal Kalite) 2 Sis bombası (Normal Kalite)
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1503
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Kurosawa Haru] Ay'ın Karanlık Yüzü

Post by GM - Naruto » February 1st, 2020, 11:06 am

Ekipmanlarını almanın ardından kapındaki shinobilerin eşliğinde yaşadığın yerden çıkıyorsun. Sırtına geçirdiğin mızrak ve kalkan, shinobilerin hemen dikkatini çekerken seninle daha önce konuşan shinobi hafif bir tebessümle “Sadece konuşmaya gidiyorduk halbuki.” diyor seni tanıdığı için kendini yakın hissettirmeye çalışan ses tonunu sürdürerek. Üç shinobi pek de düzenli olmayan bir şekilde etrafına toplanarak ilerlemeye başlıyorsunuz bu noktada. Etraftaki gözcüler ise, halen görevlerini yerine getirmeye devam ediyorlar ve ustaca çatılardan bir diğerine geçerek çevreyi gözlüyorlar.

Adımlarınızı hızlıca köy meydanından Kusachou Binası’na doğru yönlendiriyorsunuz ve soğuktan sakınarak kısa bir süre Ishichou Binası’na varıyorsunuz. Binaya gelmenizin ardından çatılarda gezinen gözcüler, görevlerini tamamlamış gibi hızlıca dört bir yana dağılırken, üç shinobi bina içinde sana eşlik etmeye devam ediyor. Kusachou Binası’nda ise seni sessiz bir ortam karşılıyor. Buraya geldiğin daha önceki zamanlardaki hareketliliğin bir hayli azalmış olduğunu rahatlıkla fark edebiliyorsun. Bunun en büyük nedeninin gece vakti yapılmış bir ziyaret olduğunu düşünüyorsun, ancak içten içte durumun bu kadar olumsuz olup olmadığını sorgulamaya başlıyorsun.

Kusachou ile görüşmek adına, onun odasına çıkan yolu gayet iyi bildiğin için, adımlarını üst katlara çıkmak adına yönlendiriyorsun. Ancak bu anda, seninle iletişime geçen tek shinobi seni omzundan yavaşça tutarak merdivenleri çıkmanı engelliyor ve aşağıya doğru inen merdivenleri işaret ederek “Buradan gideceğiz.” diyor her zamanki ses tonuyla. Aşağıya inen merdivenlerin zindanlara açıldığını bildiğin için bu durum senin dikkatini çekiyor elbette. Ancak yine de içindeki tedirginliği bastırarak üç shinobi ile birlikte merdivenlerden aşağıya doğru inmeye başlıyorsunuz.

Merdivenleri hemen hemen bir kat aşağı inecek şekilde inmenizin ardından, büyük demir bir kapı sizi karşılıyor. Kapının her iki yanında bulunan shinobileri hızlıca süzmenin ardından kapıya baktığında, yerden tavana kadar uzanan kapının iki kanadı olduğunu ve bu iki kanadın ortadan kenarlara doğru açıldığını görebiliyorsun. İki kanadın birleştiği noktada ise, üzerinde kanji ile kilit yazılmış bir parşömen bulunduğunu görüyorsun. Sizin gelmenizin ardından kapıdaki iki shinobi bir anda saldırı pozisyonuna geçer gibi olsa da, ikisinin de sizi beklediğine dair bir yüz ifadesine bürünmesiyle olağan hallerine dönüyorlar. İkili birkaç el mührünün ardından, birlikte ve aynı anda kapıdaki mühre dokunup onu yavaşça ayırıyorlar ve mührün ayrılmasıyla birlikte kapının iki kanadı, içeriye doğru devam eden yola doğru açılıyor.

Seninle konuşmuş olan shinobi iki görevliye başıyla selam vermesinin ardından, iki görevli aynı şekilde ona karşılık veriyor ve ardından sana bakıyorlar. Üzerindeki mızrak, kalkan ve shinobi ekipmanları onların da dikkatini çekmiş olsa da, sanki seni tanır gibi olan bakışları durumunu sorgulamak istemiyor gibi. Bu sırada durumu fark eden shinobi “Sıkıntı yok, benimle birlikte.” diyor ve kapıdaki shinobilerin rahatsız edici tanıdık bakışları üzerinden ayrılıyor. Sana eşlik eden üç shinobiyle birlikte kapıyı geçmenizin ardından, kapı üstünüze kapanıyor ve kapıdaki iki shinobi yine birlikte birkaç el mühründen sonra parşömeni geri yapıştırıyorlar. Bu sırada, kapıya açtıklarıyla geri kapattıkları zamandaki el mühürlerinin farklı olduğu detayı da shinobi güdülerin tarafından fark edilerek zihnine kazınıyor.

Zindanın ilk katına doğru karanlık ve nispeten dar bir yoldan yaptığınız yürüyüş sırasında, sadece kendi adım seslerinizi ve arada sırada yere damlayan su seslerini duyuyorsun. İçerideki aydınlatma, belirli aralıklarla duvar asılmış gaz lambalarıyla sağlansa da, yine de klostrofobi duygusunu hissettirmeye engel olmuyor. Zemin ise bir zindandan beklenmeyecek kadar düzgün, ancak yer yer damlayan suların yarattığı kayganlığı barındırıyor. Aslında hemen hemen her insanında kafasında tasarlayacağı zindan temasına oldukça uyumlu olan bu yer, burnuna çarpan rutubet kokusuyla tüm özelliklerini tamamlıyor.

Adımlarınızı ufak ufak sürdürdüğünüz sırada seninle konuşan shinobi “Daha önce buraya gelmemişsin sanırım. Ne düşünüyorsun?” diyor sanki sessizlikten sıkılmış ve havadan sudan yapılacak bir muhabbete girmek istercesine. Bu shinobi hemen hemen senin yanında, ancak bir adım kadar önünde ilerlerken, diğer iki shinobi arkandan gelmeye devam ediyor ve ikisi de herhangi bir muhabbete dahil olmaktan uzak bir görüntü çiziyor.
Off Topic
Konu ilgili yere taşınmıştır.

Fontu büyütsek mi? İçimizde baaazı yaşlı adamlar için okuması zor olabiliyor da. :(
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Kurosawa Haru
Kusagakure
Kusagakure
Posts: 110
Joined: October 12th, 2018, 9:09 pm

Re: [Kurosawa Haru] Ay'ın Karanlık Yüzü

Post by Kurosawa Haru » February 5th, 2020, 4:54 pm

"Olsun..." dedi Shinobi'ye cevaben. "Onlar yanımdayken kendimi daha tamam hissediyorum." Kalkanı ile savuşturabilir kötülükleri Haru, başkalarını da koruyabilir kendiyle birlikte. Sessizce ilerlediler birlikte gecenin karanlığıyla. Gözcüler atlayıp zıpladılar, yerdekiler de Haru'ya göz kulak oldular. Sessizce ilerlediler, kimsenin dikkatini çekmeden. Kimsenin dikkatini çekmesi gereken bir durum da yoktu halbuki.

Haru ne zaman bu kadar değerli biri olmuştu? Birkaç gözcü, birkaç eşlikçi daha. Haru, bu denli değerli bilgilere sahip olduğunu düşünmüyordu. Gecenin karanlığında saklanması gerekenler nelerdi? Oysa ki her şey, güneş havadayken de anlatılabilirdi, her ne kadar Haru, Güneş'le pek anlaşamasa da diğer tüm insanların dostuydu Güneş. Binaya yaklaştıkça Haru'nun da içi biraz rahatlıyordu. Tanıdığı bir ortamda olmak, soğukta sokakta ilerlemekten çok daha iyiydi. Binaya yaklaşırken adımlarını hızlandırdı. Üç Shinobi'den önce içeri girdi, fakat ilerleyişi konuşan Shinobi tarafından kesildi. Alt kata götürüldü Haru, teslim edilmesi gereken bir canavarmış gibi.

Zindanlara doğru gösterilen yön ile Haru'nun aklı giderek karışıyor, kalbi daha da hızlanıyordu. Gecenin bir vakti Haru'nun zindana getirilmesinin nedeni ne olabilirdi? Bir kabahat mi işlemişti? Hiç zannetmiyordu, yakın zamanda evinden bile çıkmamıştı. Kannabi'den döndüğünden beri hiçbir şeye bulaşmıyor, dinlenip meditasyon yapıyordu. İçinin son derece rahat olması gerekse dahi, sessizliğin her su damlasıyla bölünüşü içindeki volkanları titretiyor, karnına yumruk yemiş gibi hissetmesini sağlıyordu. Nerede yanlış yapmıştı Haru? Bu görüşme niçin yerin bir kat altında, duvarların üzerine dört nala koştuğu, göğüs kafesine yumruklar atıp nefes almasına mani olduğu bir koridorda yapılmak zorundaydı?

"Daha önce buraya gelmedim, gelmek için bir nedenim yoktu..." dedi sakince. Sözlerinin sert olduğunu biliyordu, bu yüzden konuşabildiği en yumuşak şekilde konuşuyordu. "Şimdi de yok... Gerginim o yüzden. Gecenin bir vakti, altı Shinobi tarafından bu noktaya eşlik edilmek biraz..." ciğerlerindeki nefesi verdi sakince. "...garip..."

Burası tam olması gerektiği gibi bir yerdi. Nahoş. İnsana, geçirecek senelerinin olduğunu hatırlatan bir yer. Hiçbir şekilde ışığın giremediği, yapay ışığın yetmediği, bastıkları her adımda biraz daha havasız ve rutubetli bir yere ilerledikleri. Zindandı burası, ve altı kişi Haru'yu bu noktaya kadar getirmişti. Neden, sorulması gereken ilk soruydu ama... Birazdan açıklama alacağını düşünüyordu. Sessizce, rutubete, su damlalarına, lambada dalgalanan aleve aldırmadan, kalbinin atışını tüm gücüyle yavaşlatmaya çalışarak devam etti sessiz adımlar atmaya.

Kurosawa Haru

Fiziksel Profil

Yaş: 19 Cinsiyet: Kadın Element: Doton
Seviye: C-Rank Rütbe: Chuunin
Ryo: 132.500 Prestij Puanı: 13 Ün: 15 Kullanılabilir GP: 0

Motivasyon: Hayatında bir amaç ve sebep bulabilmek.

Komplikasyon: Albinizm. Albinizm genetik olarak, cilde, saça ve göze rengini veren melanin pigmentinin eksikliği veya hiç olmaması durumudur. Haru'nun saçları ve teni kar gibi bembeyaz, gözleri ölüm gibi kırmızıdır.

Savaşçı Profili
Güç: 6 Çeviklik: 7 Kondisyon: 5
Potansiyel: 7 Varlık: 2 Zeka: 4

Beceri Listesi
[Güç] Atletizm: 4
[Favori][Çeviklik] Akrobasi: 10 | [Çeviklik] El Hassasiyeti: 1 | [Çeviklik] Saklanma: 1
[Kondisyon] Form: 4
[Potansiyel] Ninshuu: 1
[Varlık] Aldatma: 1 | [Varlık] Empati: 1 | [Varlık] Sosyalleşme: 1
[Zeka] Tıp: 1 | [Zeka] Farkındalık: 1 | [Zeka] İzcilik: 1

Özel Mod
Majiwari

Ninjutsu
Doton: Gansetsukon (El Mührü Azaltma, Chakra Azaltma, Teknik Birleştirme ve Bilimum Geliştirme Mevcut!)
Doton: Doryuu Shiki (Chakra Azaltma, Teknik Birleştirme ve Bilimum Geliştirme Mevcut!)
Doton: Moguragakure no Jutsu
Doton: Doryuu Heki (Chakra Azaltma Mevcut!)

Taijutsu
Nagatsu Tekniği B-Rank
Issen - Nagatsu Stili

Ekipmanlar
Özel Üretim Kalkan
Özel Üretim Gözlük
Yari (Normal Kalite)
3 Kunai (Normal Kalite) 5 Shuriken (Normal Kalite)
5mt. Sentetik Misina (Normal Kalite) 1 Patlayıcı Parşömen (Normal Kalite) 2 Sis bombası (Normal Kalite)
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1503
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Kurosawa Haru] Ay'ın Karanlık Yüzü

Post by GM - Naruto » February 7th, 2020, 3:10 pm

Verdiğin cevap üzerine sana eşlik eden shinobilerden seninle konuşanı, yüzünde oluşan hafif bir tebessümle sana bakıyor. Shinobinin gülümsemesi bulunduğunuz ortama göre o kadar sıcak geliyor ki, istemsizce senin de dudaklarının kenarı yukarıya doğru bükülüyor. Shinobi “Garip… Doğru kelime.” diyerek söze girdikten sonra “Ancak olan biteni öğrendikten sonra, güvenlik açısından belki bu kadarının bile yetersiz olacağını düşünebilirsiniz.” diyor yüzünde oluşan sıcaklığı sesine yansıtırken. Bu esnada yürüyüşünüz, bir demir parmaklığı daha gerinizde bırakarak devam ediyor. İlk gibi korunmayan ve herhangi bir görevlinin de bulunmadığı açık kapıdan geçip gitmenizin ardından, zindanın esas bölgesine giriş yaptığınızı anlayabiliyorsun. Etrafında sağlı sollu demir kapılar ve bu kapıların orta kısmının üst bölgesindeki küçük sürgülü pencereler, mahkumların odalarını geçmeye başladığınızı söylüyor. Kapıların üzerinde bir asma kilit ve bu asma kilitlerin üzerinde bir mühür görerek, odalardaki kilit sisteminin de bir hayli güvenli olduğunu anlayabiliyorsun.

Sessizliğin hüküm sürdüğü katta, arada sırada kendi kendine konuşan mahkumlar ve bu mahkumlardan sorumlu shinobiler dışında pek bir şey görmüyorsun. Birbirinin kopyası olan karşılıklı koridor dizaynı ve içeriye yansıyan buhranlı havanın yüzlerine sindiği shinobiler gelip geçiyor adımlarınızla birlikte. Koridorun sonunda, aşağıya doğru inen bir merdiven daha bulunuyor ve siz de usulca bu merdiveni adımlamaya başlıyorsunuz.

Zindanın ikinci katına indiğinizde, ortam hemen hemen ilk kattaki gibi olsa da, kasvetin bir kat daha arttığını hissedebiliyorsun. Ancak yine de, ilerlemek dışında bir seçeneğin olmadığı için, sana eşlik eden shinobilere ayak uyduruyorsun sadece. İkinci kata inip, bir iki tane demir kapılı odayı geçmenizin ardından ise, shinobi ilk kez duruyor ve hemen sağınıza denk gelen kapıyı iki kere vuruyor. Kapı, diğerlerinden farklı olarak herhangi bir asma kilit veya mühür bulundurmuyor üzerinde ve shinobinin kapıya vurmasından birkaç saniye sonra, kapı bir hayli gıcırtılı bir şekilde açılıyor. Dışarıdaki loş havanın içeride fazlasıyla sürdüğünü rahatça görebildiğin bu anlarda, hafifçe aralanan kapıdan bakışlarını gördüğün shinobi hem sana hem de etrafındaki shinobilere göz attıktan sonra, kapıyı sonuna kadar aralıyor içeri girmeniz için.

Aralanan kapıdan içerisini net bir şekilde görebiliyorsun ve taş duvarlarla çevrili, içerisinde karşında gördüğün sandalye dışında hiçbir mobilyanın bulunmadığı, odanın ışıklandırılmasının sadece kapının karşısındaki duvara asılmış gaz lambasıyla yapıldığını görebiliyorsun. Ancak esas dikkatini çeken husus bunlardan hiçbiri olmuyor. Kapının karşısında duran sandalyede elleri ve ayakları bağlı vaziyette oturan bir kişi direk odaklanacağın noktayı gösteriyor sana. Adamın suratı sana bir hayli tanıdık geliyor ve istemsizce savaş sırasında yaşadıklarını anımsamaya başlıyorsun. Sandalyede oturan adamı, savaş sırasında görev aldığın bir yerde gördüğüne son derece emin olsan da, tam olarak nerede gördüğün konusunda tereddüt etmeye başlıyorsun. Kapıdan yavaşça içeriye doğru girmen için seni yönlendirdikleri sırada ise, seninle konuşan shinobi bir adım geriye atıyor ve “Bizden buraya kadar. Kendinize iyi bakın Haru-san.” diyor. Kafasını hafifçe eğerken yüzünde oluşan gülümsemeyi bozmayan shinobi ve arkadaşları bu noktada geldikleri yoldan geriye gitmek için adımlarken, sen de bu kez başka bir shinobini gözcülüğünde içeriye giriyorsun.

Kapıda seni karşılayan ve yüzünü daha önce görmediğine emin olduğun, yaşına ve şu anlık tavırlarına baktığında Chuunin rütbesinde olmasının olası olduğu shinobi, ifadesiz bir suratıyla kapıyı kapatırken, omzunda hissettiğin bir el ürpermene neden oluyor. Shinobi reflekslerin ve kişiliğin, vücudunu yavaşça silkeleyip omzundaki eli düşürmeni sağlarken, suratına gelen duman, odadaki yoğun sigara kokusunun kaynağını sana gösteriyor. Başını hafifçe sağına, kapının açıldığı tarafa doğru döndüğünde, 190 cm boylarında, gri saçları ve ciddi ifadesiyle duran, üzerinde askeri bir kamuflaj bulunan kadınla karşı karşıya geliyorsun. Ciddi bakışlarıyla sigarasından çektiği bir fırttan sonra “Gel bakalım Kurosawa Haru…” diyor bakışlarındaki ciddiyeti sesine yansıtıp otoriter bir ses tonu kullanarak. Hafifçe seni sandalyede oturan adama doğru sürükleyen kadın “Adım Sugita Kahori ve Çiylerin bir elemanıyım.” diyor. Kahori ile odanın ortalarına doğru geldiği anda, artık onun yüzünü ve vücudunu net bir şekilde görebildiğin için, Kahori’nin az önce gölgelerde saklı hatlarını da daha net görme imkanına kavuşuyorsun.

Sugita Kahori
Image
Kahori sigarasında bir fırt daha aldıktan sonra, kafasıyla sandalyede oturan adamı işaret ederek “Savaşta bize ihanet eden biri. Anlattıklarında senin adın da geçti. Kinshi ve Jouichirou isimli shinobilerle bir sabotaj görevinde yer aldığından ve sonrasında da koordinasyon ekibinde bulunduğunu anlattı bize. En son olarak da sen ve Midori isimli bir shinobiyle oluşturulan bir tim ile Kannabi Köprüsü’nde bir görevi gerçekleştirdiğinizi anlattı.” diyor. Bu kısma kadar olan kısımları anladığını anlamak ve vereceği anlık tepkileri ölçebilmek adına yüzüne son derece dikkatli bir şekilde bakan Kahori sigarasından bir fırt daha alıp, dumanını umarsızca zaten sigara dumanına boğulmuş odaya salarken “Olayları bir de senden dinlemek gerektiğini düşündük. Savaşta ve Kannabi Köprüsü’nde olanları bize anlatsana.” diyor usulca. Bu esnada sandalyede hareketsiz bir şekilde başını öne eğmiş şekilde duran adamın, bakışlarını kaldırıp sana baktığını fark ediyorsun. Adamın bakışları, sanki sana yalvarıyor gibi görünüyor ve aslında, kendisini ele vermenden korkuyor gibi görünüyor. Ancak zihnini ne kadar zorlasan da, karşında gördüğün adamla savaş sırasında karşılaşmış olsan bile, onunla hangi ad altında olursa olsun bir göreve çıktığını hatırlaman mümkün olmuyor. Kahori ise ağzından çıkacak en ufak bir harfi bile kaçırmak istemiyormuşçasına bakışlarını sana dikmiş bir halde sigarasından içmeye devam ediyor.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Kurosawa Haru
Kusagakure
Kusagakure
Posts: 110
Joined: October 12th, 2018, 9:09 pm

Re: [Kurosawa Haru] Ay'ın Karanlık Yüzü

Post by Kurosawa Haru » February 8th, 2020, 1:47 am

Yürüdükleri her adım, buranın kurtulunamazlığını hatırlatıyordu. Soğuk, havasız, çirkin atmosfer, Shinobi’nin sıcak gülümsemesinin Haru’ya ulaşmasına engel olamıyor olsa da Haru, istemsizce sırıtıyordu. Bu garip gecenin son bulmasını istiyordu attığı her adımda, sabahına bu zindanda uyanacak da olsa. Paranoya, Haru’nun bildiği bir özelliği olmasa da, attığı her adımda farklı bir gününü düşünüyordu, yapmış olduğu bir yanlışlığı tartıyordu zihninde. Her seferinde terazinin doğru tarafı ağır bassa da geçmişindeki düşünceleri eşelemesine mâni olmuyordu. Paranoya onu yiyip bitirip, geriye bembeyaz kemikler bırakmadan alt kata indiler ve daha boğuk bir yerin sonuna ulaştılar.

Her ne ise geldikleri bu yer, Haru’ya sadece sonsuzluğu hatırlatıyordu. Sonsuza kadar burada kalmak. Herhangi bir amaç uğuruna kendini feda etmiş insanların muhafaza edildiği bu yer. Yeryüzünün en dibi. En iğrenç insanların alıkonduğu yer.

Shinobi’nin gülümsemesinden uzaklaştığı anı, ondan duyduğu son sözü cevapsız bıraktı kar saçlı kız. Teşekkür edebilirdi, iyi geceler dileyebilirdi, birçok şey söyleyebilir, en azından ismini sorabilirdi Haru, bunların hiçbirini yapmadı. En dip zindanlarda, gün ışığının asla uğramadığı, temiz havanın terk ettiği bu yerde kim, nasıl gülümseyebilirdi ki? “…garip…” diye geçirdi içinden genç ninja, nefes alıp verişini kontrol altına almaya çalışırken. “garip… doğru kelime mi?

İçerideki sigara bulutu, Haru’nun hayatı boyunca içtiği tüm sigaralardan daha fazlasının tek bir gecede, tek bir odada içilmiş olduğunu düşündürdü ona. Sır perdesini aralayıp, ona doğru yürüyüp omzuna dokunan bir duman canavarından daha insansı bir figür, ona ismini söyleyip içeri buyur etmişti, ardından kendini tanıtıp. “Merhaba, Kahori-san.” Dedi sessizce. Bir ANBU üyesi. Tehlikeli işlerin aranan kişisi, gölgelerin sahibesi. İşlerin ciddileştiğini tüm benliğiyle hissetti Haru. Burada boşuna olmadığının farkındalığıyla inceledi karşısındaki adamı.

Mızrağını savurdu Haru. Bir can daha aldı. Tüm istediği şey öldürmekti. Ter ve pislik kokusu doldu burnuna. Ölümü ciğerlerine çekti. Beyaz tenine kan bulaştı, fakat yağmur bir anda aldı kanı, toprağa karıştırdı. Şimşek öylesine yakına çaktı ki o an adama bakarken, tanrıların o adamın ölmemesini istediğini açıkça anladı Haru. Kafasını salladı istemeden, anılarından uzaklaşmak için. Adamın suratını görmek bile Yağmur Ülkesindeki toprak kokusunu aklına getiriyordu. Çamurlu ayaklar, kesilmiş boğazlar, yağmurun altında ezilen çimen…

Zihnini toplayıp adamın yüzüne baktı. Hiç görmediği, fakat daha önce gördüğüne emin olduğu biriydi o. Rüyalarındaki ziyaretçiydi adam belki, sokakta köşeyi döndükten sonra havaya karışan şüpheli kişi. Orada olduğu bilinen fakat asla görülemeyen suret. Haru bu adamı tanıyordu ama, bu yüzü daha önce hiç görmemişti.

Haru bu adamın niçin burada olduğunu bilmiyordu ama, görür görmez nefret etmişti bu adamdan.

Bu adam… beni size mi anlattı?” dedi bir kaşını havaya kaldırarak Haru. “Bu adamın ilgi alanına niçin girdiğim hakkında hiçbir fikrim yok, Kahori-san.” Dedi şaşkınlık içinde. Adamı tanımıyordu. Gölgelerdeki izleyici miydi bu adam yoksa? Haru, ne zamandır izlendiğini düşündü. Belli ki bu adam, bilmesi gerekenden çok daha fazla şey biliyordu.

Gyaku-sama’nın emriyle, ana saldırının sıcaklığında yaşanacak bir sabotaj için görevlendirilmiştik, ben, Jouichirou ve Kinshi. Sabote edeceğimiz yer, ana karargâha birkaç saat uzaklıkta bir teçhizat deposu olarak kullanılan, ormanın içinde gizlenmiş bir köydü. İçeride fazlaca asker olduğunu biliyorduk ama, vasıflı askerlerin tamamının o an sıcak savaşta olduğunu tahmin ederek, hızlıca girip en risksiz şekilde sabotajı gerçekleştirme planını kurduk. Eğer ki bir şeyler ters gitseydi, görece güçlü askerler olarak üstünlüğümüzü koruyabileceğimize inanarak karargâha yaklaşık bir saat uzaklıkta bir mesafeden koşarak harekete geçtik.

Anlattığım gibi, depo bir ormanın içindeydi. Biz ormanın dışından fark edilmeden ormana sızıp beraber hareket ederek depoya ulaşmak en büyük önceliğimizdi. Fakat, ormana girerken Riaru güçleri tarafından yakalandık. Neyse ki bu saldırıyı savuşturduk ve hiç hasar almadan bütün gözcüleri öldürüp yolumuza devam edebildik. Geride kimseyi bırakmadık.
"

Son söylediği sözün ağırlığının farkındaydı. Yutkundu.

"Karargâhı bulabilmemiz çok kolay olmadı ama, Kinshi-san’ın o bölge hakkında sahip olduğu bilgiler ve öldürdüğümüz gözcülerin cebinden çıkan haritalar sayesinde karargâhın nerede olduğunu öğrendik. Planımız, sayı olarak aşağıda olduğumuz için Jouichirou’yu genjutsu teknikleri yardımıyla içeri sızdırmaktı. Bu sızma durumunun ters tepmesi halinde bize gönderebileceği bir işaret konusunda anlaştık ve Jouichirou içeri sızdı.

Bir süre bekledikten sonra içeriden yüksek ses gelmesiyle bir şeylerin yanlış gittiğini anladım ve beklediğimiz yerden Kinshi ile içeri koşmaya başlama emrini verdim. Sabotaj gerçekleşene kadar Kinshi’yi son görüşüm oydu. Karargâhtan içeri atlayıp Jouichirou’yu bulmaya çalışırken birçok düşman ile çatışmaya girdim, aynı zamanda Jouichirou’nun da kendini kurtarmaya çalıştığını görebiliyordum.

Bu çatışma yaklaşık bir iki dakika kadar devam etti. Çatışma devam ederken muazzam bir patlama sesi, biz dahil Karargâhtaki herkesi vurdu. Kinshi’nin sabotajı gerçekleştirdiğini anlayıp, düşmanın şaşkınlığından yararlanarak sorunsuz şekilde alanı terk ettik. Temiz bir görevdi, çok ufak yaralanmalarla Kusagakure karargahına geri döndük. Bu, savaştaki ilk günümüzdü. Ardından koordinasyon ekibinde yer aldık. Nöbetler, belge işleri, git gel’ler… Benim bakış açımdan savaş süreci böyle geçti, Kahori-san.
” Dedi. Tüm konuşması yavaş ve akılda kalıcı sözlerle seçilmişti. Mümkün olduğunca en basit kelimeleri seçmişti kendince. En kısa şekilde anlatmıştı savaşı, ama sadece savaşı anlatmıştı. “Sabotaj görevi süresince bu adamı gördüğümü hiç düşünmüyorum, Kahori-san.

Yutkundu, dumanın oluşturduğu balgamı hafifçe öksürerek boğazından atıp bir kere daha yutkundu. “Savaştan birkaç hafta sonra, savaştan ve kıştan dolayı ülkeyi terk etmek isteyen tüccarların Kannabi nehri ve köprüsünde ciddi bir kalabalığa sebep olacağı ve bunun bir kaosa dönüşeceği tahmini üzerine Kannabi Köprüsü’nde asayişi sağlayacak ek bir güç olmak üzere oraya gitmekle görevlendirildik. Oraya ulaşmak, görevin en zor kısmıydı, zira çılgınca kar yağıyordu. Bu yağıştan mustarip olanlar sadece Midori ve ben değildik. Yoldaki birçok kervan bu karın yarattığı sorunlarla uğraşmaktaydı. Burası ve Köprü arasında kalan bir köyde, yolda kalmış kervanlardan biriyle karşılaştık. Muhtemelen gördüğüm en büyük kervandı, bundan dolayı yolda kalmış olmalarının uzun dönemde köye rahatsızlık vereceğini tahmin ederek, kervancıların sorunlarının çözülmesi gerekliliğini kendimize görev edinip, kervanı saplandığı bataktan kurtardık ve kervancıyla anlaşıp bizi Kannabi’ye götürmesini sağladık. Yolculuğumuzda Kin Muika adındaki biriyle karşılaştık. Bu adamın uluslararası tanınırlığı olan bir tüccar olduğunu biliyorduk, bu yüzden ona, bize daha yola çıkmadan önce çıtlatılan bir konu hakkında sorular sorduk.

Aisu-san, biz daha köyden çıkmadan, Daimyo-sama’nın, Gyaku-sama’ya vereceği hediyenin çalındığını ve bu hediyenin de bulunması gerektiğini bize söylemişti. Çalıntı bir mal, çok büyük ihtimalle Kin Muika’nın elinden geçmiştir düşüncesiyle onunla bir anlaşma yaptık. Bize bu hediyenin hakkında bildiği her şey karşılığında, Muika’nın sırada beklememesi ve tüm kervanın sıraya kaynayıp geçmesi sözünü verdim. O mahşeri kalabalıkta beklememek için bize vereceği bilginin değeri çok yüksek olmalıydı. Bize Kizaro ve Doura isimlerini verdi. Öğrendiğimiz kadarıyla biz köprüye ulaşana kadar Doura çoktan sınırı geçmiş, öbürü ise köprüye hiç yaklaşmamış bile.

Muika’ya verdiğimiz sözü tuttuk ve hızlı geçişini sağladık. O günün ardından bir hırsızlığı çözdük, birkaç kavgayı falan sonlandırdık… Tipik kalabalık problemlerini üstlendik anlayacağınız, Kahori-san. Nöbetimiz yaklaşık bir hafta sürdü. Kalabalığın bir nebze azalmasıyla köyden başka görevliler geldi ve biz de böylelikle nöbetimizi teslim edip köye döndük… Kannabi görevimiz de bu şekildeydi.


Aklını yokladı, söylemediği herhangi bir şey var mı acaba diye. Düşünürken yukarı baktı hatta, bazen adama kaçamak bakışlar atarken. Yardım isteyen bir adamdı o, fakat Haru o adama nasıl yardım edebileceğini bilmiyordu bile, her ne kadar o adamdan tiksinse bile. Hangi nedenden olursa olsun, karşısındaki adamın bu zindanda bulunması onu Haru’nun bir düşmanı yapmaktaydı sonuçta. Yine de Haru zihninin en derin köşelerini yokluyordu. Karşısındaki adam ile alakalı bir fikir, bir anı, bir bilgi için düşünmediği şey kalmamış da olsa, aklına en ufak bir şey gelmiyordu. Adamla her göz göze gelişinde kaçırıyordu gözlerini, onu tanımadığını ona anlatmaya çalışırcasına. Son bir kez daha yutkundu.

Kim bu adam, Kahori-san? Benim çıktığım görevler, neden ilgi odağınız haline gelmiş olabilir ki?” diye böldü sessizliği. Sorarken Kahori’ye bakıyor, fakat eliyle sandalyedeki adamı gösteriyordu. Sorduğu soruların cevapsız bırakılacağını tahmin etse de, bu adamın kimliğini öğrenme isteği için için yakıyordu Haru’yu. Bir açıklama alma zamanının geldiğini tahmin ediyordu.

Kurosawa Haru

Fiziksel Profil

Yaş: 19 Cinsiyet: Kadın Element: Doton
Seviye: C-Rank Rütbe: Chuunin
Ryo: 132.500 Prestij Puanı: 13 Ün: 15 Kullanılabilir GP: 0

Motivasyon: Hayatında bir amaç ve sebep bulabilmek.

Komplikasyon: Albinizm. Albinizm genetik olarak, cilde, saça ve göze rengini veren melanin pigmentinin eksikliği veya hiç olmaması durumudur. Haru'nun saçları ve teni kar gibi bembeyaz, gözleri ölüm gibi kırmızıdır.

Savaşçı Profili
Güç: 6 Çeviklik: 7 Kondisyon: 5
Potansiyel: 7 Varlık: 2 Zeka: 4

Beceri Listesi
[Güç] Atletizm: 4
[Favori][Çeviklik] Akrobasi: 10 | [Çeviklik] El Hassasiyeti: 1 | [Çeviklik] Saklanma: 1
[Kondisyon] Form: 4
[Potansiyel] Ninshuu: 1
[Varlık] Aldatma: 1 | [Varlık] Empati: 1 | [Varlık] Sosyalleşme: 1
[Zeka] Tıp: 1 | [Zeka] Farkındalık: 1 | [Zeka] İzcilik: 1

Özel Mod
Majiwari

Ninjutsu
Doton: Gansetsukon (El Mührü Azaltma, Chakra Azaltma, Teknik Birleştirme ve Bilimum Geliştirme Mevcut!)
Doton: Doryuu Shiki (Chakra Azaltma, Teknik Birleştirme ve Bilimum Geliştirme Mevcut!)
Doton: Moguragakure no Jutsu
Doton: Doryuu Heki (Chakra Azaltma Mevcut!)

Taijutsu
Nagatsu Tekniği B-Rank
Issen - Nagatsu Stili

Ekipmanlar
Özel Üretim Kalkan
Özel Üretim Gözlük
Yari (Normal Kalite)
3 Kunai (Normal Kalite) 5 Shuriken (Normal Kalite)
5mt. Sentetik Misina (Normal Kalite) 1 Patlayıcı Parşömen (Normal Kalite) 2 Sis bombası (Normal Kalite)
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1503
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Kurosawa Haru] Ay'ın Karanlık Yüzü

Post by GM - Naruto » February 11th, 2020, 3:30 pm

Kahori’nin sözü sana devretmesiyle, ilk olarak şaşkınlığını simgeleyen cümlelerini kuruyorsun. Ağzından çıkan her bir kelimeyi dikkatle dinlediğini daha bu anda anladığın Kahori, sigarasının külünü yere atarken salladığı başıyla, sorduğun soruya olumlu bir cevap veriyor. Filtresine kadar gelmiş olduğu sigaraya kısa bir süre bakış atan Kahori, bu durumu bir hayli üzülmüş gibi elini kıyafetinin iç cebine sokup yeni bir sigara dalı çıkartıyor kendisine. Sönmemiş sigarasıyla yepyeni sigarasını büyük bir zevkle yakan Kahori, sigaranın ucunu olabildiğince kızartarak aldığı derin bir nefesle beraber, eski sevdiğini yere atıyor ve yavaşça üstüne basıyor. Bu anlarda, etrafındaki birkaç sigara izmariti dikkatini çekiyor ve Kahori’nin bir süredir bu odada olduğu sonucu kafanda doğuveriyor.

Epey uzun sayılabilecek konuşmanı, olabildiğince akıcı ve dikkatleri üzerinde tutarak yapıyorsun. Tıpkı Kahori gibi, sandalyedeki adam da senin sözlerini dikkatle dinliyor. Ancak Kahori’nin ifadesiz yüzünün aksine, adam sanki söylediklerinin yalan olduğunu haykırmak için can atıyor. Ne var ki, Kahori’den çekindiği her halinden belli olan adam hayal kırıklığına uğramışçasına kafasını iki yana sallamakla yetiniyor senin her bir cümlene tepki olarak.

Konuşman tam olarak 3 sigara dalı uzunluğunda sürüyor. Kahori’ni derin nefesleri ve yoğun dumanlı sigara keyfinin bir sonraki ayağına geçiş yaptığı sırada, ortama çöken sessizlik, yanan sigaranın çıkardığı çıtırtıyla bölünüyor. Derin bir nefesin ardından Kahori, sanki birkaç saniye içinde tüm anlattıklarını aklından bir kez daha tekrar ediyor ve akabinde, sanki sandalyede oturan adamın ne tepki vereceğini ölçmeye çalışıyor. Ne var ki, adam kendisine söz verilmeden konuşmamak üzere tembihlenmiş gibi öylece sessiz bir şekilde bekliyor. Bu adamla olan ilişkini çözmek senin için şu aşamada imkansız dururken, kilidi açabileceğine inandığın soruyu yöneltiyorsun Kahori’ye. Bir anda bakışlarını keskince sana çeviren Kahori “Hanazawa Sumiteru… Chuunin rütbesinde bir Kusagakure shinobisi…” diyor istenmeyen bir tanışma faslını gerçekleştiriyor gibi. Hemen ardından ise “Anlattıklarını dinledim ve konuyla ilgili sunduğun raporlara uyuşuyor. Fakat ne var ki, Sumiteru’nun anlattıklarıyla ve onun sunduğu raporlarla uyuşmuyor.” diyor konuya giriş yaptığını belli edercesine.

Sigarasından derin bir nefes aldıktan sonra, onu vermeye hiç niyetli değilmiş gibi konuşmaya başlayan Kahori “Şu sabotaj görevi…” diyerek konuşmaya başlıyor bir kez daha. Bu kez uzun konuşma sırasının kendisinde olduğunu belli edercesine vücudunu gevşeten Kahori “Resmi kayıtlara göre göreve atanan kişiler Kinshi, Jouichirou ve sensin. Ancak görevlendirme kayıtlarında, bu görev için yardımcı olarak gösterilen ve olumsuz bir durumda göreve dahil olacak kişi olarak ismi geçen kişi de Sumiteru. Sumiteru’nun anlattıklarına ve sunduğu görev raporlarına göre, sabotaj operasyonu tahmin edilenden daha riskli olduğu için, Sumiteru da göreve dahil edilmiş. Sonrasında ise, senin liderliğinde ilerleme sağlanmış ve bahsettiğin gibi ormanda Riaru’nun adamlarıyla karşılaşmışsınız. Oradaki gözcülerin tamamını etkisiz hale getirmişsiniz, hatta Sumiteru bu olayda tam kalbini hedeflemiş bir katana hamlesine karşı seni korumuş ve hayatını kurtarmış. Ne var ki, orada bulunan herkesi öldürmemişsiniz. Bir tane gözcüyü sağ bırakmışsınız ve yolunuza öyle devam etmişsiniz. Tabi bu noktada diğer bir çelişki, bir harita ele geçirmiş olmanız ve senin ısrarla bu haritada belirtilen yere gidilmesi konusunda talimatlar vermen...” diyor. Sigarasının ucunda bir hayli uzayan külü hafifçe yere atmasının ardından Kahori “Neyse, Kinshi ve Jouichirou’nun da diretmesine rağmen ulaştığınız noktada sizi bir karargah karşılamış. Bu noktada Kinshi kendisine verilen koordinasyonlarla bu yerin uyuşmadığını, sabotaj görevinin kapsamında bu karargahın olmadığını belirtse de, senin direktiflerinle bu karargaha anlattığın şekilde sabotaj düzenlenmiş. Sonrasında ise geri dönüşünüzün ardından savaşın başkaca yönlerinde aktif olmuşsunuz.” diyor. Sumiteru’nun anlatımlarını olabildiğince özet geçmeye çalıştığı belli olan Kahori sigarasından aldığı derin bir nefesin ardından “Sabotaj görevi başarılı olarak kayıtlara geçmiş. Ancak ilginç bir şekilde Riaru’nun esas ikmal kamplarına yönelik olan bu görevler, bir anda başkaca bir kamplarla değiştirilmiş. Bu noktada sizin göreviniz de esas ikmal kamplarındayken, bir anda değersiz bir ikmal kampı olmuş. Yani demem o ki… Kayıtlarda başaralı görünen sabotaj görevi, aslında içi boş bir görevden ötesi değil. Aksine, bu görev sayesinde Riaru’nun ana ikmal hatları çok daha kolay bir şekilde faaliyetini sürdürmüş ve Kusagakure’nin zaiyatının artmasına, savaşın da beklenenden uzun sürmesine neden olmuş.” diyor.

Bu anlattıklarıyla adeta yüzüne yumruklar indiren Kahori, sana yönelik herhangi bir suçlayıcı ifadede bulunmaktan kaçınıyor gibi duruyor. Ancak sabotaj görevinizin aslında Riaru’nun ekmeğine yağ sürmekten ötesi olmadığını anlamak, elbette seni en çok düşündüren konu oluyor. Tüm yaşadıklarına rağmen, şimdi tek bir adamın sözleriyle başlayan olaylar silsilesinden, resmi raporların ve kayıtların değiştirilmiş olması konusu olabildiğince aklını karıştırıyor.

Bu anlarda yeni bir sigara yakan Kahori her haliyle anlatacaklarının bitmediğini işaret ederken eski sigarasını özenle yerde ezdikten sonra “Kannabi hadisesinde ise, Sumiteru görevin başından beri birlikte olduğunuzu söylüyor. İlginç bir şekilde anlattıkları hemen hemen seninkilerle uyuşuyor. Ancak tabi bu noktada da bazı çelişkiler var.” diyor. Konunun savaş kısmı zaten yeterince tatsızken, şimdi de Kannabi’deki olaylarda sunulan aksiliklerin neler olabileceği içini yemeye başlıyor. Kahori bakışlarını hızlıca seninle Sumiteru arasında gezdirdikten sonra “Kin Muika…” diyerek tekrar söze giriyor. Bu kez bakışlarını sende sabitleyen Kahori “Kusagakure tarihinde adı kaçakçılıkla anılan insanlardan hiçbiri onun eline su dökemez. Sizler onunla karşılaştığınızda bir anlaşma yapmışsınız. Ancak bu anlaşmanın şartları pek de senin anlattığın ve raporladığın şekilde olmamış. Sumiteru’nun anlattıkları ve raporlarına göre, Muika’nın kervanı tıka basa uyuşturucu doluymuş. Bu durum karşısında Sumiteru ve Midori, durumun rapor edilmesi gerektiğini belirtmiş, ancak sen görevi gerçekleştirmek adına bunu reddedip onunla anlaşmayı tercih etmişsin. Bahsettiğin gibi, kervanı sıradan tüccarların arasına kaynatmış ve yüklü uyuşturucunun kolayca geçmesini sağlamışsın. Bunun karşılığında ekstra bir şey alıp almadığını bilmediğini söyleyen Sumiteru, bu olay akabinde bölgedeki güvenilir tüccarlardan biriyle Kusagakure’ye haber yollatmış ve bu sayede Muika’nın kervanının yolu kesilmiş.” diyor. Sigarasından aldığı bir nefesin ardından Kahori neredeyse tüm organlarında dumanı dolaştırdıktan sonra “Ve Muika’nın kervanında Kusagakure tarihindeki en yüklü miktarda uyuşturucu ele geçirilmiş.” diyor.

Tüm anlatacaklarının bu kadar olduğunu düşündüğün Kahori, sigarasından aldığı birkaç derin nefesle birlikte, sana doğru sunduğu dumanla seni baş başa bırakırken Sumiteru’ya dönerek “Eksik bıraktığım bir nokta var mı?” diye soruyor. Başını iki yana sallayarak eksik kalan bir kısmın olmadığını belirten Sumiteru “Kahori-san, konuşabilir miyim?” diye soruyor. Sağ elini hafifçe ona doğru uzatarak konuşmasına imkan tanıyan Kahori’ye bakışlarıyla teşekkürlerini sunan Sumiteru “Raporlarımda bu durumların hepsini detaylıca aktardım. Sonrasında Çiy üyelerine bilgiler verdim. Savaştan sonra raporların değiştirildiği Gyaku-sama tarafından da tasdik edildi. Muika da ihbar ettiğim şekilde yakalandı! Bu olaylarda bir şüpheli varsa, o da ben değil, Haru-san’dır!” diyor. Tıpkı kendisini içine düştüğü çukurdan kurtarmak ister gibi davranan Sumiteru’nun bu sözlerini çok da ciddiye almadığı her halinden belli olan Kahori “Ona karar verecek olan sen değilsin. Ama karar vermeye çok da uzak olmadığımızı hissediyorum.” diyor. Bu cümlelerinin ardından tamamen vücudunu sana döndüren Kahori “Tüm bunlara ne diyorsun Haru?” diyor. Sumiteru ile konuşurken takındığı azarlayıcı tavrı, sıra sana geldiğinde üstünden silkip atan ve gerçekten fikirlerini merak edercesine soran Kahori, yeni bir sigarayı iç cebinden çıkarıp yakarken seni dinlemeye başlıyor.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Kurosawa Haru
Kusagakure
Kusagakure
Posts: 110
Joined: October 12th, 2018, 9:09 pm

Re: [Kurosawa Haru] Ay'ın Karanlık Yüzü

Post by Kurosawa Haru » February 11th, 2020, 6:55 pm

Genç Haru, duyduğu cümleler karşısında tek tek darbeler alıp devriliyor, içindeki çığlık atma isteği katlanarak artıyordu. Duyduğu, bildiği, hatırladığı her şeyi kelime kelime, an be an zihninden geçiriyor, fakat karşısındaki adama dair en ufak bir şeyi dahi hatırlamıyordu. Öylesine karanlık ve öylesine sessiz bir çukura düşüyordu ki, varlığına dair hiçbir şeyi göremiyor, kalp atışlarından başka hiçbir şeyi duyamıyordu. Karşısındaki kadının söylediği her söz, biraz daha derine batmasına sebep oluyordu Haru’nun. “Neler diyorsunuz?..” diye fısıldadı Haru, konuşmanın herhangi bir kısmında. Neresinde söylediğinin hiçbir önemi yoktu, zira belirtilen her yeni bilgi, Haru’nun bildiği şeylerin ya çarpıtılmış ya da tam tersi haliydi.

Zihnini tekrar tekrar gözden geçirdi Haru. Adamı hatırlamaya çalıştı. Ormana girişte rastladıkları gözcüleri geçirdi gözünün önünden. “Hepsini öldürmüştüm...” diye geçirdi içinden. “Hiç kimseyi bırakmamıştım...

O ana geri döndü Haru. Kunai’sini çantasından çıkarması, adamın boğazını dibine kadar delip bir yarık açışı. Bu işi tekrarlayışı. O anki toprak kokusu. Sinsi yağmur. Kan kokusu... Hepsi dün gibi aklındaydı. Kaç kişi öldürdüğünü hatırlamıyordu. Fakat hepsini öldürdüğünü hatırlıyordu. Kalkanıyla kafatasını kırdığı adamı, mızrağıyla öldürdüğü adamı... Herhangi biriyle yakın dövüşe girdiğini bile anımsamıyordu Haru, bırak tehlike altında kalmayı... Oldukça temiz bir girişti. Zarif bir fırtına geliyordu sadece aklına, tehlikeli bir dövüşten ziyade. Kalbine gelen bir katanaya dair hiçbir şeyi anımsamıyordu. Kendini mi kandırıyordu?

Belki de bu adam başından beri oradaydı. Ay ışığı kızla konuşmuş, onun komutasına girmiş biri daha mı vardı? Jouichirou delirdiğinde, yakalandığında, Jouichirou’yu kurtarmaya çalışıyorken onunla beraber savaşan biri daha mı vardı?

Belki de Jouichirou hiç delirmemişti. Hiç deli değildi. Belki de buradaki tek deli...

Haru.

Çığlık atma, zarar verme, hatta öldürme isteği Haru’nun artık gizlemekte en çok zorlandığı istekler haline dönüşmüştü birkaç dakika içerisinde. Söylenen her cümle biraz daha kanına dokunuyor, onu aşağılıyor ve gitgide okyanusun en derinlerine, ay ışığının bile ulaşamadığı yerlere götürüyordu. Bir gemi çapası gibi, hatta batan bir gemi gibi... bir daha gün ışığını görememek üzere batıyordu Haru.

Öyle çok düşündü ki Haru, bir an bu anlatılanların tamamen doğru olduğuna ikna edecekti kendini. Böyle güçlüdür insan zihni. Bir anıyı insanın zihnine yerleştirmek, anılarıyla oynamak, ona yaşamadığı bir şeyin yaşandığına ikna etmek, Genjutsu üstatlarının çağlarca üzerine kafa yorduğu bir sanattı. Bir katana saldırısından kurtarıldığını hayal etti önce, kılıç seslerini yarattı kafasında. Birine acıyıp öldürmediğini anımsamaya çalıştı, başardı da.

Onlara haritadaki yere gitmeleri gerektiği konusunda ısrar ettiğini düşündü. “Haritadaki işaretli yere gitmedik. Kinshi’ye verilen koordinatlara gittik.” Diye sayıkladı geçmişi düşünürken. “Kinshi’ye verilen koordinatlara gitmemiz üzerine talimat verdim.” Elbette ki bunu da yanlış hatırlıyor olabilirdi. Kendini kandırıyordu belki. “Görevimiz başarısızsa bu benim suçum. Ama ben talimatlara uydum ve talimatlarımı Kinshi’ye verilen koordinatlar üzerinden ilettim.” diye devam etti, paramparça olmuş zihninden geriye kalanlarla.

Tam o an tekrardan korkuyu hissetti Haru, geriye bıraktığına emin olduğu o hissi, vücudunun her hücresinde hissetmeye başladı. Zihninin, benliğinin güvendiği tek şey olduğu günler aklına geldi. O günler, belli ki geride kalıyordu. Tek tutunduğu dal olan gerçeklik onu arkada bırakıyordu artık. Gerçekliğe kendi gözünden değil, bir gözlemci olarak bakıyordu. O gözlemci ise artık bulanık görüyordu.

Anlatılanlara bulanık gözlerle tekrar baktı. Kin Muika’yla yaptığı anlaşma... Uyuşturucuya dair en ufak bir şey hatırlamıyordu ama, çatırdayan zihninin kurduğu hayalleri, yaşanmış hissettirecek gerçekliğe dönüştürebileceğinin farkındaydı. “Kervanla yaptığım anlaşmada uyuşturucuya dair hiçbir şey konuşulmadı. Geçmelerine öncelik tanımam karşılığında bana hediyenin kimde olduğunu söyledi. Kin Muika’nın kervanlarını tek tek incelemediğim doğru. Kervanı incelemediğimiz için içeride uyuşturucu var mıydı yok muydu, bunu bilmemize imkan yok. Eğer ki, Kin Muika’nın beni bu durumdan haberdar ettiğini ve anlaşma şartlarına uyuşturucunun da eklendiğini düşünüyorsanız, o konuda da yanılıyorsunuz. Kin Muika adi bir uyuşturucu tüccarı, bir kaçakçı olabilir. Fakat bir aptal değil. Bir ülkenin kolluk kuvvetlerine, kervanında uyuşturucu taşıdığını alenen söylemek, muhtemelen yapılabilecek en aptalca hareketlerden biri olurdu.

Derince nefes aldı. Zihnini tekrar gözden geçirdi. Doğruları, sadece yaşadıklarını söylemek zorundaydı. Doğru olmayan herhangi bir şey söylemesi, hayatı boyunca bir zindanda, bir hain olarak yaşamasına sebep olabilecek bir açık verebilirdi. Bu adamın yalan söylüyor olduğunu bir şekilde kanıtlamak zorundaydı. Söyleyeceği hiçbir şeyin bu odada geçerli olmaması ihtimaline karşı, başka insanları kanıt olarak sunmak zorunda olduğunu biliyordu. Sonuçta, bu adamın yalan söyleme ihtimali, Haru’nun yalan söyleme ihtimali kadar gerçekti. Bulunduğu yerde, cebinden kanıt çıkaramayacağının bilincindeydi. Kendini kurtarmak zorundaydı.

Ayrıca, anlaşmada Kin Muika ve kervanının sadece geçişine öncelik tanınması vardı. Arama veya taşıdıklarına göz yumma gibi bir durum söz konusu değildi. Köprüden geçişleri sırasınca herhangi bir kervana verilen ayrıcalıklardan daha fazla ayrıcalık almadılar, Kahori-san. Herhangi bir kervana uygulanan prosedürler, Muika’nın kervanına da uygulanmış olmalı.” Konuştukça kendi kendini yatıştırmaya çalışıyordu.

Bu adamın ne yapmaya çalıştığının farkında değilim. Benimle olmadığı görevler ile alakalı nasıl bu kadar bilgi sahibi olduğuna dair hiçbir fikrim yok. Eminim ki Kinshi, Jouichirou veya Midori’ye olanları sorarsanız, size benim söylediğim şeyleri aktaracaklardır. Benim, Sumiteru-san’a karşı hiçbir garezim yok. Fakat anlamadığım konu, Gyaku-sama’nın raporların değiştirildiğini tasdik etmiş olması.” Korkusunu gizlemek konusunda her kelimeden sonra biraz daha zorlanıyor, ne var ki başarabiliyordu. Fakat Gyaku’nun işin içine girmiş olması, Haru’nun en başta kaybettiğini gösteriyordu zaten. Gyaku, raporların değiştirildiğini onayladığı anda Haru, hain sıfatını taşımaya başlıyordu alnında. O bir haindi artık.

Eğer Gyaku-sama raporların değiştirildiğini tasdik ettiyse, ben niye burada, ayaktayım da bu adamın elleri bağlı? Sumiteru'nun bir hain olduğunu söylediniz. Peki bu adam neden, nasıl yakalandı Kahori-san?

Kurosawa Haru

Fiziksel Profil

Yaş: 19 Cinsiyet: Kadın Element: Doton
Seviye: C-Rank Rütbe: Chuunin
Ryo: 132.500 Prestij Puanı: 13 Ün: 15 Kullanılabilir GP: 0

Motivasyon: Hayatında bir amaç ve sebep bulabilmek.

Komplikasyon: Albinizm. Albinizm genetik olarak, cilde, saça ve göze rengini veren melanin pigmentinin eksikliği veya hiç olmaması durumudur. Haru'nun saçları ve teni kar gibi bembeyaz, gözleri ölüm gibi kırmızıdır.

Savaşçı Profili
Güç: 6 Çeviklik: 7 Kondisyon: 5
Potansiyel: 7 Varlık: 2 Zeka: 4

Beceri Listesi
[Güç] Atletizm: 4
[Favori][Çeviklik] Akrobasi: 10 | [Çeviklik] El Hassasiyeti: 1 | [Çeviklik] Saklanma: 1
[Kondisyon] Form: 4
[Potansiyel] Ninshuu: 1
[Varlık] Aldatma: 1 | [Varlık] Empati: 1 | [Varlık] Sosyalleşme: 1
[Zeka] Tıp: 1 | [Zeka] Farkındalık: 1 | [Zeka] İzcilik: 1

Özel Mod
Majiwari

Ninjutsu
Doton: Gansetsukon (El Mührü Azaltma, Chakra Azaltma, Teknik Birleştirme ve Bilimum Geliştirme Mevcut!)
Doton: Doryuu Shiki (Chakra Azaltma, Teknik Birleştirme ve Bilimum Geliştirme Mevcut!)
Doton: Moguragakure no Jutsu
Doton: Doryuu Heki (Chakra Azaltma Mevcut!)

Taijutsu
Nagatsu Tekniği B-Rank
Issen - Nagatsu Stili

Ekipmanlar
Özel Üretim Kalkan
Özel Üretim Gözlük
Yari (Normal Kalite)
3 Kunai (Normal Kalite) 5 Shuriken (Normal Kalite)
5mt. Sentetik Misina (Normal Kalite) 1 Patlayıcı Parşömen (Normal Kalite) 2 Sis bombası (Normal Kalite)
User avatar
GM - Naruto
Game Master
Game Master
Posts: 1503
Joined: August 25th, 2018, 6:19 pm

Re: [Kurosawa Haru] Ay'ın Karanlık Yüzü

Post by GM - Naruto » February 17th, 2020, 10:09 am

Birbirini takip eden sigaralar eşliğinde, oldukça dikkatli bir şekilde dinliyor Kahori ağzından çıkan her bir kelimeyi. En ufak bir detayı bile yakalama gayesinde olduğu belli olan Kahori, yer yer başını öne doğru sallayarak anlattıklarını anladığını sana ima ederken, tüm anlatacaklarını sonuna kadar, konuşmanı hiç kesmeden dinleyeceğini belli ediyor. Uzunca konuşmanın sonlanmasının ağzından, sigarasından son bir fırt alıp bitiren Kahori, yeni bir sigara daha yakmak için elini cebine götürüyor, ancak boş çıkan paketin verdiği hüzünle birkaç saniye öylece pakete bakakalıyor. İzmaritle dolu yere sigara paketini yavaşça bırakırken “Anlıyorum.” diyor kesin bir ses tonuyla. Kafasını yerden kaldırıp önce sana, sonra da Sumiteru’ya bir bakış atan Kahori, konuşma sırasının kendisinde olduğu anlamış gibi görünüyor. Bu noktada söyleyeceklerini kafasında toparlamaya çalıştığı belli olan Kahori birkaç saniyelik sessizliğin ardından söze giriyor.

“Görev raporlarının gözden geçirilmesi sırasında, bahsettiğimiz görevlerle ilgili olarak Sumiteru’nun raporlarının diğerlerinden farklı olduğunu anladık.” diyerek söze başlayan Kahori “Diğer herkes birbiriyle paralel raporlar sunmuşken, Sumiteru’nunkiler farklıydı. Dolayısıyla bu görevlere ilişkin belgelerin yeniden incelenmesine geçtik. Sonrasında bazı raporların ve görev konularının değiştirilmiş olduğunu fark ettik. Bu ciddi bir durum olduğu için bir süre beklemeye karar verdik ve Sumiteru’yu yakın takibe aldık. Ancak bu sürede kendisi aslında şüpheli hiçbir faaliyette bulunmadı. Araştırmalarımız sonlandığında, elimizde tek şüpheli Sumiteru’ydu. Birkaç gün önce onu Kusagakure’de yasa dışı kumar oynatıldığını tespit ettiğimiz bir yerde yakaladık. O yerde pek de hırlı insanların bulunmadığını göz önüne aldığımızda, Sumiteru’nun temiz olamayacağını değerlendirdik ve buraya getirdik. Sonrasında ise sana anlattıklarımı anlattı. Elbette sadece onun anlattıklarıyla bu olayı çözemeyeceğimizi biliyorduk ve bu yüzden görevde yer alan kişileri dinlememiz gerekiyordu.” diyor. Kısa bir soluklanmanın ardından Kahori “Yani Haru, diğerlerini de dinleyeceğiz ve sonrasında bir karar vereceğiz.” diyerek konuşmasına ara veriyor.

Başının arka kısmını neredeyse derisini yolacak kadar sert bir şekilde kaşımaya başlayan Kahori “Şu an Sumiteru’dan farkın, raporlarının diğerlerini raporlarıyla aynı olması. Bu yüzden bu olaylarla ilgili olarak konumlarınız farklı. Öte yandan bugüne kadar Kusagakure için yaptıklarını değerlendirdiğimizde, seni buraya bağlayıp oturtmamız sana saygısızlık olurdu.” diyor içten bir şekilde. Kahori’nin bu cümlelerinde herhangi bir şekilde yalan söylediğine veya kaçamak cevap verdiğine dair bir izlenimin bulunmuyor, ancak hakkında bir araştırma yapıldığını ve Kahori’nin detaylı bilgilere sahip olduğunu da rahatlıkla anlayabiliyorsun.

Kahori konuşmasına devam edecek gibi ağzını açtığı sırada, kapının çalınmasıyla ağzını kapatıp bakışlarını kapıya doğru yöneltiyor. Seni içeriye almış olan ve konuşmanın bu aşamasına kadar karanlığın içinde gömülmüş sessiz bir şekilde duran shinobi yavaşça kapıyı açarken, dışarıdan gelen shinobilerin “Kin Muika’yı getirdik.” dediğini duyuyorsun. Kahori de senin gibi bu haberi alıyor ve başını Muika’nın içeriye girmesine onay verecek şekilde sallıyor. Kapıdaki shinobi yavaşça Muika’yı içeriye alırken, Muika’nın ellerinin ve gözlerinin bağlanmış olduğunu görüyorsun. Kahori bu noktada hem sana hem de Sumiteru’ye yönelik olarak sus işareti yapıyor ve Muika sessiz bir şekilde odanın içine giriyor. Kapı kapandığı anda, Muika irkilircesine hareket ederken, vücut dilinden Muika’nın bir hayli tedirgin durduğunu anlayabiliyorsun. Ancak yine de, bir yandan da o asil duruşunu bozmadan, tıpkı zamanında konuştuğunuz mağrurlukta duruyor.

Sırtı kapıya gelecek şekilde karşında duran Muika’ya hitaben Kahori “Buraya Kannabi’de yaşanan olaylarla ilgili olarak getirildin Muika. Olayları dosdoğru bir şekilde anlatırsan, hakkında olumlu değerlendirmelerim olduğunu söyleyeceğim. Her ne kadar işlemiş olduğun suç karşısında bunun bir önemi yoksa da, sana başka bir seçenek sunmadığımı bilmeni isterim.” diyor. Kahori’nin ağzından bir bıçak keskinliğinde çıkan cümlelerinin ardından Muika net bir ses tonuyla “Tamam.” diyebiliyor sadece. Birkaç saniyelik sessizlik esnasında Muika’nın kendisini toparlamaya çalıştığını anlayabiliyorsun. Kahori ise oldukça sakin ancak yine de her an ateşlenmeye hazır bir silah gibi bekliyor öylece.

Sessizliğin hüküm sürdüğü birkaç saniyenin ardından Muika “Kusagakure’ye yarım gün kadar uzaktaki bir yerden aldığım yüklü miktarda malları Ateş Ülkesi’ne götürecektim. Daha önce bu şekilde birkaç kez ticaret yapmıştım ve buna güvenerek bu kez yüksek miktarda mal almıştım. Ancak Kannabi Köprüsü’nde denetimlerin sıkılaştığı haberlerini aldım. Malları sorunsuzca geçirmem için denetimi bir şekilde atlatmam gerekiyordu. Benzer işleri yapan birkaç kişi, görevli shinobilerle veya hatırı sayılı insanlarla anlaşmam halinde geçişte sıkıntı olmayacağını söylemişlerdi. Bu yüzden böyle bir arayış içerisine girdim. Civardaki her tarafa önemli bilgilere haiz olduğuma dair mesajlar bıraktım ve bu gizemin ardından shinobilerin geleceğini düşündüm. Zaten bir tüccar olarak şahsımın da hatırı sayılır bir namı olduğu için shinobilerin böyle bir fırsatı geri çevirmeyeceğini biliyordum.” diyor. Buraya kadar yaptıklarıyla gurur duyan ve planının her bir parçasını sorunsuz bir şekilde sergilemiş biri olarak konuşan Muika kuruyan dudaklarını hafifçe ıslatmasının ardından “Amacıma da ulaştım. Kusagakure’den gelen bir shinobi takımı Gyaku-san’a ulaşmayan bir hediyenin peşinde olduklarını söyleyerek bana geldiler. Ben de onlara yardımcı olabileceğimi söyledim. Başta onlarla bir anlaşma yapma niyetinde değildim, ancak Gyaku-san’ın hediyesinin peşine düşmüş shinobilerin sıradan shinobiler olamayacağını düşündüm. Bu yüzden bu gruptakilerler anlaşmam halinde, kervanın sorunsuz bir şekilde geçeceğini düşündüm.” diyor. Bu ana kadar sessiz bir şekilde Muika’nın konuşmasını dinleyen Kahori birden “Shinobilerin isimlerini biliyor musun?” diye soruyor. Muika başını olumlu bir şekilde öne doğru salladıktan sonra “Biri kadındı, ismi Kurosawa Haru. Diğeri oldukça kısa boylu bir shinobiydi, hatta shinobi olduğuna bile inanamadım. Onun soyadını bilmiyorum, söylemedi. Ancak adı Midori’ydi.” dedikten sonra “Ve Sumiteru isimli bir shinobi daha vardı. Diğer ikisine nazaran daha sessiz ve çekingen duruyordu.” diyor. Muika’nın son cümleleri adeta içini delip geçerken Kahori duruşundan hiçbir taviz vermeden “Eşkallerini verebilir misin?” diye soruyor. Muika yine başını olumlu bir şekilde salladıktan sonra senden başlayarak Sumiteru’ya kadar detaylı bir şekilde tarif ediyor sizi, hiçbir ayrıntınızı kaçırmadan. Birkaç dakika içinde duyduğu tüm bu cümleler içindeki anlamsızlığı ve karanlığı harlarken Kahori “Devam et.” diyor sadece.

Muika derin bir nefes almasının ardından “Shinobi grubundaki Haru isimli shinobi ile konuştuk daha çok. Diğerleri pek sohbete dahil olmadılar. Bu yüzden bu işi ancak onunla yapabileceğimi anladım. Fakat dediğim gibi, diğer ikisi pek güven verici değildi. Bu yüzden shinobilere yardım edeceğimi söylememin ardından, Haru isimli shinobi ile özel olarak konuşabileceğim bir fırsat yaratmaya çalıştım. Shinobilere hediyeyi kimin çaldığına dair birkaç isim vermemin ardından ayrılmalarına fırsat verdim. Onlar çıktıktan sonra ise, adamlarımdan birine kadını takip etmeleri ve ona uygun bir pozisyonda özel olarak konuşmamız gerektiğini iletme emri verdim. Birkaç saat sonra ise Haru isimli shinobi tekrar yanıma geldi. İlk geldiğinde yeni isimler ve bilgiler vereceğimi düşünüyordu. Ancak kaybedecek vaktimiz olmadığını da biliyordum. Kervanda uyuşturucu olduğu dedikodusu hızla yayılıyordu ve bir an önce harekete geçmeliydim. Bu yüzden tüm sonuçları göze alarak durumu Haru isimli shinobiye anlattım. Uyuşturucuların Ateş Ülkesi’ne gidecek olması halinde ve Kusagakure yakınlarındaki yerin ismini vermem karşılığında kendisiyle anlaştım. Tabi bir de benden beş milyon ryo istedi. Ben de bu isteklerini vereceğimi söyledim. Parayı uyuşturucunun üretildiği kasabada teslim alması konusunda anlaştık.” diyor. Ağzından çıkan her bir kelime, içine düştüğün karanlığın üstüne beton dökerken Muika “Sonrasında da kervanların aranmaması ve geçmesi için oradaki shinobileri ayarlamış. Bu sayede sorunsuz bir şekilde geçişi gerçekleştirdik. Ancak dediğim gibi, işin dedikodusu çoktan yayılmıştı ve bir süre sonra güzergahımız üzerinde Kusagakure shinobilerine yakalandık.” diyor. Anlatacakları burada sonlanmış gibi duran Muika’ya karşı Kahori “Peki bu Haru dediğin kişi… Anlaştığınız parayı almak için gitmiş mi?” diye soruyor. Muika ise birkaç saniyelik sessizliğin ardından “Almış ve hatta yeri bildirmeme karşılığında oradaki adamlarımdan beş milyon daha almış.” diyor.

Muika’nın tüm bu anlatımlarından sonra Sumiteru’nu bakışlarındaki çaresizlik hissi yok olmaya başlamışken Kahori yavaşça sana dönüyor ve hafif kısık gözlerle “Sormak istediğiniz bir şey var mı?” diyor. Sumiteru başını iki yana doğru sallayarak haklılığının ortaya konulmuş olmanın verdiği hisle düşük omuzlarını kaldırmaya başlıyor. Kahori ise ondan gelen cevabın ardından bakışlarını sana çeviriyor.
Bu hesaba atılan PM'ler kontrol edilmemektedir.
User avatar
Kurosawa Haru
Kusagakure
Kusagakure
Posts: 110
Joined: October 12th, 2018, 9:09 pm

Re: [Kurosawa Haru] Ay'ın Karanlık Yüzü

Post by Kurosawa Haru » February 17th, 2020, 2:09 pm

Her konuşulan kelime, Haru’nun sinesine saplanan bir hançere dönüşüyor ve batabildiği en derine kadar batıyordu. Her saniye, kendi içine doğru feryat figan bağıran, saldıran Haru, dışarıdan en ufak bir emaresini belli etmiyordu hissettiklerinin. En derin okyanusların dibine çakılmış gemi yıkıntıları bile artık Haru’nun ne hissettiğini anlayamazdı. Dört duvar içinde kapana kısılmış, her ne kadar yumruk atsa da o uzun taştan duvarlara, ellerini kanatmaktan başka hiçbir işe yaramıyordu. Nefesi gittikçe hızlanıyor, kalp atışları giderek düzensizleşiyordu. Ve Haru, tüm kalp atışlarını duyabiliyordu. Odadaki herkesin de bu kalp atışlarını duyabildiğine emindi.

Muika’nın gelişiyle işlerin düzeleceğine olan inancı birkaç saniye içinde yerlebir olmuş, Muika bile onu yalancı çıkarmış ve tabutuna son çiviyi çakacak sözleri söylemişti. Haru’nun gerçekten hiç haberinin olmadığı bir 10 Milyon Ryo’su var mıydı? Haraçla, şantajla elde ettiği, bu parayı bir şeylere göz yummak için harcadığı bir para? Haru, bu kadar parayla ne yapabilirdi ki? Zaten tüm parasını köyü adına uğraş vermek için ekipmanlara harcayan Haru, köyüne ne zaman sırtını dönmüştü?

Zihnini tekrar gözden geçirdi zambak saçlı kız, atladığı noktaları doldurabilmek için. Birbirini çok az tanıyan iki kişinin birebir örtüşen ifadeleri, Haru’yu tamamen dışarıda bırakıyor ve onu suçlu durumuna düşürüyordu. Söylenenlerin ardından, Haru’nun söyleyeceği hiçbir şeyin durumu değiştirmeyeceği gerçeği, Haru’nun tabutunun üzerine beton dökmeye devam ediyordu. Haru kaybetmişti, bunun pek tabii ki farkındaydı. Kendini kurtarabilmek için söyleyebileceği herhangi bir söz yoktu.

Onlara gerçeklerden bahsedebilirdi. Muika’yla hiçbir zaman başbaşa kalmadığından, veya görevi süresince veya sonrasında hiçbir zaman rotanın dışına çıkmadığını, bahsi geçen parayı almak için hiçbir fırsatı olmadığını söyleyebilirdi. Veya söylenen paranın yüzde biri kadar servete sahip olduğu gerçeği, bu paraya Haru’nun sahip olmaması gerçeği... Fakat bunlar, Sumitaru ve Muika’nın söyleyeceği yalanlarla hemen üstü kapatılabilecek gerçeklerdi. Bastığı tuzaktan asla kaçamayacağını kabullendi o an. Görece güzel hayatının bir gece vakti yerlebir oluşunu izlemeye başladı. Eski hayatının bitişi. Bir yıkıntı.

Yaşanmayan gerçekliği düşündükçe çıldıracak gibi oluyordu. Gözlerinden gelen yaşları zor tutuyor, geçmişine attığı kaçamak bakışlar giderek yoruyordu onu. Hayal etti, Muika’yla yalnız kalıp anlaştığı, parayı kasabaya gidip elden alışı, hatta adamları dolandırıp onlardan anlaşılan paranın iki katını alışı. Bunlar yaşandı mı? Jouichirou’nun deliliğinin ona dokunduğunu hissettiği anları aslında yanlış mı anlamıştı? Belki de deliliğe dokunmamış, delilikle bir olmuştu Haru. Bahsedilen her şeyin gerçek olması ihtimali, şu an sahte olması ihtimalinden daha kolaydı... Occam’ın Usturası...

Haru, olmadığı kişi olduğuna emin olmuş gibiydi artık. Boşluğa bakıyordu, ne sorgu yapan kadının yüzüne, ne o yalancı şerefsizin yüzüne, ne de uyuşturucu kaçakçısı alçağın yüzüne. Deliliğine bakıyordu sadece, her geçen saniye biraz daha kaybolan akıl sağlığına bakıyordu. Konuşma sırası ona geçecekti, ve geçtiği zaman ne söyleyeceğine dair en ufak bir fikri yoktu. Saniyelerin geçmesi yıllar sürüyor, Haru’ya hatalarını düşünmesi için ayrılmış yüzyıllara dönüşüyordu. Uzun süredir sadece boşluğa bakıyordu. İfadesiz, mimiksiz bir yüz ile geçmişinin her saniyesini tek tek tarıyor, söylenenleri ucundan onaylayıp teslim olabileceği bir anı düşünüyordu.

Burada neler olduğuna dair en ufak fikrim yok...” diye başladı sözlerine, sıra ona yöneltilince. Sesi çatlamış, korku dolu, yenilmişti. Sinirli değildi, korku doluydu. Hayatı boyunca kurduğu onurlu kimliğini kaybediyor olmanın üzüntüsü içindeydi. Başarılarıyla ve onuruyla inşa ettiği fildişi kulesinin çatırdadığını, tepesinin yıkıldığını hissediyordu. “Hayatımda Sumitaru-san ile hiçbir göreve çıkmadım. Bana yöneltilen hiçbir rüşveti kabul etmedim, ki hayatım boyunca bana hiçbir rüşvet teklifi bile yapılmadı.” Yutkundu. Korkuyordu.

Muika’nın ismimi verdiğini, hatta eşgalimi tam olarak anlattığının farkındayım. Ama bu anlatılan kişi ben değilim. Hiçbir zaman, Köyümün çıkarına olmayan bir eylemde bulunmadım. Anlatılan Kurosawa Haru, ömrü boyunca zindanlarda kalmayı hakediyor. Ama bahsedilen Kurosawa Haru, ben değilim. Bu suçlamalar karşısında, onları reddetmekten başka ne diyebileceğimi bilmiyorum. Çünkü bu bahsedilen suçları ben işlemedim. Verilen emirlerin dışına çıkmadım. Benliğimi hiçe sayıp verilen görevleri canım pahasına gerçekleştirdim. Kahori-san, size bu söylenenlere inanmayın demek, aklınıza hakaret olur. Fakat bu anlatılan kişi ben değilim. Bu kişinin ben olmadığımı kanıtlamak için her şeyi yapmaya hazırım. Nasıl yapacağımı bilmiyorum ama, bu anlatılanların gerçek olmadığını biliyorum. Eğer bu anlatılanlar gerçekse, hayatım bitene kadar zindanda mahkum edilmenin hak ettiğim son olduğunu biliyorum...

Üzgünüm Kahori-san.” Dedi kadının yüzüne bakmadan.

Bir sorum yok.

Kurosawa Haru

Fiziksel Profil

Yaş: 19 Cinsiyet: Kadın Element: Doton
Seviye: C-Rank Rütbe: Chuunin
Ryo: 132.500 Prestij Puanı: 13 Ün: 15 Kullanılabilir GP: 0

Motivasyon: Hayatında bir amaç ve sebep bulabilmek.

Komplikasyon: Albinizm. Albinizm genetik olarak, cilde, saça ve göze rengini veren melanin pigmentinin eksikliği veya hiç olmaması durumudur. Haru'nun saçları ve teni kar gibi bembeyaz, gözleri ölüm gibi kırmızıdır.

Savaşçı Profili
Güç: 6 Çeviklik: 7 Kondisyon: 5
Potansiyel: 7 Varlık: 2 Zeka: 4

Beceri Listesi
[Güç] Atletizm: 4
[Favori][Çeviklik] Akrobasi: 10 | [Çeviklik] El Hassasiyeti: 1 | [Çeviklik] Saklanma: 1
[Kondisyon] Form: 4
[Potansiyel] Ninshuu: 1
[Varlık] Aldatma: 1 | [Varlık] Empati: 1 | [Varlık] Sosyalleşme: 1
[Zeka] Tıp: 1 | [Zeka] Farkındalık: 1 | [Zeka] İzcilik: 1

Özel Mod
Majiwari

Ninjutsu
Doton: Gansetsukon (El Mührü Azaltma, Chakra Azaltma, Teknik Birleştirme ve Bilimum Geliştirme Mevcut!)
Doton: Doryuu Shiki (Chakra Azaltma, Teknik Birleştirme ve Bilimum Geliştirme Mevcut!)
Doton: Moguragakure no Jutsu
Doton: Doryuu Heki (Chakra Azaltma Mevcut!)

Taijutsu
Nagatsu Tekniği B-Rank
Issen - Nagatsu Stili

Ekipmanlar
Özel Üretim Kalkan
Özel Üretim Gözlük
Yari (Normal Kalite)
3 Kunai (Normal Kalite) 5 Shuriken (Normal Kalite)
5mt. Sentetik Misina (Normal Kalite) 1 Patlayıcı Parşömen (Normal Kalite) 2 Sis bombası (Normal Kalite)
Post Reply

Return to “Zindan”